Yahudilik Dininde Ahiret İnancı Nasıldı?
A- A A+

Yahudilik Dininde Ahiret İnancı Nasıldı?

Tarih boyunca gelmiş geçmiş, devrini tamamlamış veya yaşamakta olan bütün dinlerde, ahiret inancının zayıf veya kuvvetli, bir izi bulunmaktadır. Şüphesiz ilahi dinlerde ahiret inancı çok daha köklü ve tafsilatlı olmalıdır. Ancak, Yahudiliğe bu nazarla bakıldığında durumun hiç te öyle olmadığı hayretle görülecektir.
 
Gerçekten de, Yahidilik temelde Hz. Musa'nın tebliğlerine ve Tevrat gibi büyük bir ilahi kitaba dayanmasına rağmen, ahiret hayatına çok az yer vermiş, hatta bu durum bazı alimleri Yahudilikte ahiret inancının bulunmadığı kanaatine götürmüştür.
 
Bazı muasır alimler, aslı Allah tarafından inzal olunmuş, Tevrat diye isimlendirilen Ahd-i Kadim'in, ahiret hayatından, diriliş ve mücazattan, ahirete terğib ve teşvikten tamamen tecrid edildiğini, semavi bir kitabın bu vaziyete düşmesinin insanı hayrete düşüren bir durum olduğunu belirtmişlerdir[1].
 
Addison, Yahudiliğin böyle bir duruma düşmesinde, milli bir esasa dayanan dini gelenek ve göreneklerinin önemli bir rol oynadığını söylemekte ve bu durumun, onları, ölümden sonra her birerlerini bekleyen geleceği değil de, İsrail'in geleceğini düşünmeye yönelttiğini, ölümden sonrasını umursamaz duruma soktuğunu ifade etmektedir[2].
 
Ancak, Yahudilik hakkında geniş çaplı ve derinlemesine yapılan araştırmalar, yukarda söylenenlerin ancak Tevrat'ın Hz. Musa'ya nisbet edilen ilk beş sifri[3] için geçerli olabileceğini, Tevrat'ın diğer sifirlerinde az da olsa yeniden diriliş ve ahirete yer verildiğini, ayrıca Yahudiliğin Talmud gibi diğer dini kaynaklarında da ahiret inancına dair işaretlerin yer aldığını göstermiştir[4]. Burada şunu da belirtelim ki, Yahudiler sadece ilk beş sifre Tevrat ismini veriyorlar. Onlara göre Talmud ise, şifahi veya bir başka ifadeyle menkul Tevrat'tır[5]. Ahiretle alakalı meseleleri nakil yoluyla şifahi olarak birbirlerinden tevarüs ederek öğrendikleri de söylenmektedir[6].
 
Bazı yahudi alimleri ve edebiyatçılar da, eserlerinde ahiret inancına değinmişlerdir. Bunlardan Sa'diya el-Feyumi şöyle diyor: "Rabbimizin bize ta'lim ettiği, ahiret yurdunda mücazat için ölülerin diriltilmesi, ümmetimizin, hakkında icma ettiği şeylerdendir"[7]. Ünlü yahudi alimi, Musa b. Meymun da şöyle diyor: "Ben kamil bir imanla, Allah'ın iradesinin gerçekleşeceği vakitte ölülerin diriltilip kaldırılacağına ve ebede kadar devam edeceğine inanıyorum"[8].   
 
Şunu da belirtmek gerekir ki, Yahudiler Babil dönüşünde Samiriyye ve İbraniyye diye iki taifeye ayrılmış, bu taifelerin her biri ayrı bir Tevrat'a inanarak, karşılıklı olarak diğerinin elinde bulunan Tevrat'ı muharref olarak tavsif etmişlerdir. Bu iki Tevrat'tan Samiriyye fırkasının elinde bulunan Tevrat, icmali bir tarzda da olsa, diğerine nazaran ahiret hayatına daha çok yer vermiştir[9].
 
Bazı Yahudi alimleri, müdafaa sadedinde, Tevrat'ın ilk beş sifrinin diriliş ve ahiret  inancından hali olmasının, Hz. Musa devrinde ahiret inancının sağlam olmasından, dolayısıyla ahiret üzerinde durmaya ihtiyaç bulunmadığından kaynaklandığını ve daha çok ihtiyaç duyulan Allah'ın birliği gibi meselelere ağırlık verildiğini, çünkü  o günkü Yahudilerin şirk içinde olduklarını ifade etmişlerdir. Yahudi alimlerinden İbn Kemune şöyle diyor: "Bu hususta tasrih olmaması, Hz. Musa ve Beni İsrail'e bu gerçeklerin bildirilmesine mani değildir... Eğer, o halde Tevrat'ta neden yazılmadı? denilirse, şöyle cevap verilir:
 
İlahi meselelerde muaraza ve sual caiz değildir. Belki bunda sebebini bilmediğimiz bir hikmet olabilir". Daha sonra, Tevrat'ın ba's ve mücazattan hali olmasını şöyle izah ediyor: "Peygamberler Allah'ın irşadiyle ruhların tabipleridirler. Nasıl ki, tabip, zamanında bulabildiği şeylerle insanları tedavi etmeye çalışırsa, Musa (a.s) zamanındaki insanlar da, ahiret sevab ve ikabını inkar etmiyorlardı. Bilakis, onların hastalığı putlara, yıldızlara ve başka şeylere ibadet etmek idi. Yani Allah 'dan başka şeylere ibadet ediyorlardı". Böylece İbn Kemune Tevrat'ın ba's ve mücazattan hali olmasını Beni İsrail'in bu akideyi bilmesine bağlıyor. Şöyle devam ediyor: "Eğer Beni İsrail'in hastalığı sevap ve ikabı inkar etmek olsaydı, Tevrat'ta bunlar çokça zikrolunurdu. Durum böyle olmayınca, ümmet içinde yayılması ve ahirete tarizde bulunulmasıyla yetinildi. Bu yüzden Yahudiler ölülerin diriltilmesine, ölümden sonra ruhun bekasına inanıyor ve ikrar ediyorlardı. Bu inançlarını seleften halefe naklederek yaşattılar. Ölülerine dua ettiler, ecellerinin yaklaştığını hissettiklerinde tevbe ettiler"[10].
 
Ancak, bu iddialara ve izahlara katılmak çok güçtür. Çünkü, İlahi bir dinin gönderiliş gayelerinin başında Allah'ın birliğinden sonra, ahiret'e iman gelir. Heva ve arzuların teşvikiyle devamlı olarak yüzünü dünyaya yönelten insanoğlunun sık sık ahiretin, cennet ve cehennemin varlığıyla ikaz edilmesi gerekir. Hele bu millet dünyaya harisliğiyle meşhur olan Yahudi milleti ise, daha da çok ikaz ve ihtara muhtaçtır. Bu yüzdendir ki, Kur'an-ı Kerim'de sık sık ahiret hayatı, cennet ve cehennemden bahsedilir, dünya hayatının geçiciliği üzerinde durulur. Öyle ki, hemen her surede ahiret hakkında icmali veya tafsili bir bilgiye raslamak mümkündür. Yahudi alimlerinin iddialarının aksine, Allah tarafından indirilen bir kitapta ilahi tebliğin asıllarından olan uhrevi mükafat ve cezadan bahsedilmemesi, Tevrat'ın tahrif edildiğinin açık bir delilidir. Bununla beraber bu izahlar Yahudiler'in ahirete inandıklarını göstermesi açısından önemli sayılabilir.
 
Günümüzdeki Tevrat'ın ilk beş sifrinde ahirete dair hemen hemen hiç bir işaret bulunmazken, daha sonraki, diğer peygamberlere nisbet edilen sifirlerde ahiret hayatına cennet ve cehenneme icmalen de olsa yer verilmesi değişik şekillerde yorumlanmıştır.
 
Bu hususta araştırma yapanların bazılarına göre, bu değişikliğin sebebi bilinmemektedir[11]. Bazı Kitab-ı Mukaddes teologları ise, Zerdüştlük'le Yahudilik'teki ahiret inancındaki benzerliklerden hareketle, bu inancın Yahudiliğe Babil esaretinin sonuna doğru, Zerdüştlüğün etkisiyle girdiğini ve tedrici olarak geliştiğini söylemişlerdir[12]. Yine bazılarına göre ise, bu hususta muhtemel dış tesirler coğrafi ve kültürel olarak üç tanedir: Mezopotamya, Ken'an ve İran[13].
 
Will Durant şöyle diyor: "Yahudilerde diriliş fikri ancak, yeryüzünde hakimiyetlerinin olmasından ümitlerini kaybettikten sonra yerleşmiştir. Herhalde Yahudiler bu fikri Farslılar'dan almışlardır. Ya da Mısırlılardan bazı şeyler almışlardır. Bu ruhi neticeden de Mesihilik doğmuştur"[14]. Yahudiliğe dair eserleri olan Zaza da, bu iddiaya iştirak ederek şöyle diyor: "Yahudiler gaybi meseleleri ancak Babil esaretine maruz kaldıktan ve Romalılar'ın eliyle dağınıklığa uğradıktan sonra  düşünmeye başlamışlardır"[15].
 
Bu ifadedelerde, Yahudilikteki ahiret inancının bir takım ruhi sebepler sonucu, şartların zorlamasıyla, bir nevi kendi kendilerini teselli etmek, bu dünyada elde edemedikleri saadet ve saltanatı başka bir alemde aramanın sonucu olarak ortaya çıktığı iddia ediliyor ki, böyle bir iddia, dinlerin kaynağını vahye değil de başka arzi sebeplere dayandıranların iddiasıdır.
 
Böyle bir anlayış, dinlerin kaynağını tekamülcü bakış açısından değerlendirmek olur ki, bu ise Kur'an'ın bildirdiği insanların tek ümmet iken daha sonra ihtilafa düştükleri[16] gerçeğine aykırıdır. İnsanlar nasıl, fizik olarak tek menşe'den neş'et etmişlerse, inanç bakımından da tek bir kaynaktan içirilmişlerdir. İnsanların fıtratlarında dalgalanmalar ve ihtilaflar baş gösterince de, peygamberler vasıtasıyla tekrar düzeltme ve durultma yoluna gidilmiştir...[17]
 
Yahudilikteki ahiru'l-eyyam manasındaki çeşitli ifadelerin[18] ise, mücazat ve hesab için diriltilecekleri gün için mi, yoksa yahudilerin sıkıntılardan kurtulup, harplerden istirahat edecekleri ve düşmanlarına karşı galip gelecekleri gün için mi kullanıldığı hususunda ihtilaf vardır[19].
 
Bazı araştırmacılar ise, Yahudilik'te bir nevi ahiret inancı olduğunu kabul etmekle beraber, bu ahiret inancının İslamiyet'in takrir ettiği manada bir ahiret inancı olmadığını[20], Ahd-i Kadim'in diğer peygamberlere nisbet edilen sifirlerinde, her ne kadar cennet ve cehennem'e atf-ı nazar edilmişse de, bunun sathi kaldığını, yahudileri dünya hırsından koparacak seviyede olmadığını, ifade etmişlerdir[21]. Hatta bazılarına göre, bu inanç tamamen farklıdır. Zira, Yahudilik hakkında araştırma yapanlara göre, yahudi halkı iki kısımdır. Bir kısmı dünya hayatını hür ve mutlu olarak yaşamışlardır. Bunlar maddi refah yanında Allah'ın rızasını da kazanmışlardır. İkinci kısım ise, öncekilerin aksine esaret ve sürgün hayatı yaşamışlardır. Yahudi fikriyatına göre bunlar tekrar dünyaya dönüp, dünya nimetlerinden nasiplerini alıp faydalanacaklardır[22].
 
Ahiret tabiri hakkında olduğu gibi, Ahd-i Kadim'de geçen diriliş tabirinin de, ölümden sonra diriliş mi, yoksa yahudi milletinin dünyevi ve siyasi istikrar sağlaması ve canlanışı mı olduğu, tartışmalıdır.  Mesela, "Ölülerin dirilecek, cesetler kalkacak, ey toprak sakinleri uyanınız!"[23] ifadesi bazı hıristiyan Ahd-i Kadim müfessirleri tarafından, kıyametteki dirilişe delalet etmediği, yahudilerin esaretlerinden sonraki dünyevi dirilişlerine delalet ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Ahiretteki dirilişe açıkça delalet eden bu tür ifadeleri bu tarzda tevil etmek, bir nevi tahriftir.
 
Bununla beraber, Ahd-i Kadim'de kavmi dirilişe delalet eden ayetlerin bulunduğu da bir gerçektir[24]. Mesela, "Arz toprağında uyuyanlardan çoğu, bazısı ebedi hayata, bazısı ise ebedi ar ve hakirliğe uyanacaklardır."[25] ifadelerinde kasdolunanın, hıristiyan alimlerinin de ifade ettikleri gibi, uhrevi diriliş olmayıp, yahudilerin kavmi dirilişleri olduğu söylenebilir. Çünkü, bu ayette, uyuyanların hepsinin değil de, çoğunun uyanmasından bahsedilmektedir. Uhrevi diriliş ise, bütün insanların diriltilmesiyle olacaktır[26]. Ancak,"Arz toprağında uyuyanlar", "Ebedi hayat ve ebedi ar ve hakirlik" gibi ifadeler ise aksi görüşte olanların iddialarını destekler mahiyettedir. Nitekim bazılarınca bu ayet ahiret fikrini açıkça ifade etmektedir[27].
 
Asr-ı saadet'teki yahudilerin ise, ahirete hatta kabir azabına inandıkları anlaşılmaktadır: Yahudi alimlerinden birisi Resulullah (s.a.v)'in yanına gelerek şöyle der: Ya Muhammed, Allah Teala Kıyamet Günü'nde semavatı bir parmak üzerinde, arzları bir parmak üzerinde, dağları ve ağaçları bir parmak, suyu bir parmak, sair mahlukatı bir parmak üzerinde tutacak, sonra onları depreterek şöyle diyecek: Ben Melik'im! Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) yahudi aliminin söylediklerini hem hayret hem de tasdikle karşılayarak güler. Sonra şu ayeti okur[28]: "Allah'ı hakkıyla bilemediler, kıyamet gününde bütün yeryüzü O'nun tasarrufunda, gökler de elinde dürülü vaziyettedir..." (Zümer, 67).
 
Bazı rivayetlerden asr-ı saadetteki yahudiler'in kabir azabına da inandıkları anlaşılmaktadır. Bir rivayete göre, Hz. Aişe'nin yanına gelen bir yahudi kadın, "Allah seni kabir azabından korusun" diye dua etmiştir[29].
 
Nitekim, ilk dönemlerdeki Ahd-i Atik'de, ölümle geriye sadece insanın bir nevi gölgesinin kaldığı ve bu gölgenin İbranice şeol diye ifade olunan, Arapça'ya makarru'l-mevta şeklinde tercüme edilen, adil olsun veya olmasın herkesin toplandığı yer altındaki bir çukura indiğinden[30] bahsedilmiştir ki, bu kelimeyle kasdolunanın kabir alemi olma ihtimali vardır. Ancak, yukarda  zikrettiklerimize dayanarak, Yahudilik'te kabir aleminin olduğunu söylesek bile, iptidai dinlerdeki gibi bir görünüm arzeden[31] böyle bir kabir alemi, İslamiyettekinden farklıdır. Yahudilik'te kabirdeki nimet ve azap sadece ruh içindir, kabirde sual soran meleklerden de bahsedilmez[32].        
 
Günümüz yahudi kaynaklarında, cennette maddi şeyler, yeme, içme, izdivac, tenasülün; dağ, bahçe ve nehirlerin olmadığı ifade edilmektedir[33]. Ancak, rivayetlerden anlaşıldığına göre, asr-ı saadetteki yahudiler günümüzdeki inancın aksine cennette maddi şeylerin ve lezzetlerin bulunduğuna inanıyorlardı. Bir yahudi alimi Resulullah (s.a.v)'e cennette müminlerin ilk yiyecekleri ve onun peşinden gıdalanacakları ve içecekleri şeyleri sormuş, Resulullah (s.a.v) cevap verince de, doğru söyledin diyerek tasdik etmiştir[34]. Bu durum Yahudilikteki tahrifin tarih boyunca devam ettiğinin delillerindendir.
 
Sifirler, cehennemi, yer altında, korkunç, dönüşü olmayan ve Allah'ın huzurunda toplanılan bir mekan olarak tavsif etmiştir[35]. Yahudiler'e göre, cehennemde kalış, Kur'an-ı Kerim'de de yahudilerin lisanından ifade edildiği gibi[36], kısa bir müddet içindir. İyiler ve kötüler, neticede ebedi nimetlere mazhar olacaklardır. İntihar ve ümmeti dalalete düşürme gibi suçların dışında hiç kimse cehennemde devamlı kalmayacaktır[37].
 
Yahudilikte, Ahd-i Kadim'de kıyamet alametlerine dair bir şeye rastlanmamaktadır. Ancak Yahudi alimlerinden Sa'diya el-Feyumi'nin sözlerinden zımnen böyle bir emare çıkarılabilir. Şöyle diyor: "Biz muvahhidler, Yüce Yaratıcı'nın, mücazat için ahiret yurdunda bütün ölüleri dirilteceğine inanmıyor muyuz? O halde bu ümmet için bir müddet ziyadesiyle, ölülerimizin ahiret gününden önce diriltilmek suretiyle, bu hayatlarının ahiret hayatına bitiştirilerek ihsanda bulunulması inkar edilebilir mi? Bu, her mihnet ve meşakkate düçar olana karşılık bir adalet değil midir? Nitekim, bizim ümmetimiz büyük şeylerle imtihan olunmuştur. Dolayısıyla ahiretten önce böyle bir müddetin ziyade kılınmasına layıktır. Böylece onlar sabır ve mihnette en efdal ümmet oldukları gibi, ihsanda da öyle olacaklardır"[38].
 
Yahudilerin farklı fırkalarında farklı ahiret telakkilerinin olduğunu görüyoruz. Mesela, sonraki fırkalardan Kostaniyye ahireti, sevab ve ikabı ikrar ederken, Dustaniyye ise bu sevab ve ikabın dünyada vuku bulacağına inanmaktadır. En eski Yahudi fırkalarından olan Esseniler ruhun ölümsüzlüğüne inanıyor[39], Sadukiler ise, ahireti tamamen inkar ediyorlardı[40].
 
Yahudilikteki ahiret hayatının genel hatlarını şu üç maddede sıralayabiliriz:
 
1. Günümüzdeki Tevrat'ın yani, Hz. Musa'ya nisbet edilen ilk beş sifrin ahiret hayatı, diriliş ve mücazattan hali olması.
 
2. Diğer peygamberlere nisbet edilen sifirlerde  bu hususta bazı işaretlerin bulunması.
 
3. Talmud ve Yahudi akaidi şarihlerinin ifadelerinde ahiret hayatına yer verilmiş olması[41].
 
Ahd-i Atik'i baştan sona taramamız neticesinde diriliş ve ahiret hayatıyla ilgili olarak tesbit ettiğimiz ifadeleri sırasıyla burada zikretmeyi uygun görüyoruz. Böylece gerek Hz. Musa'ya, gerekse diğer peygamberlere nisbet edilen sifirlerde bu mevzuya ne derece yer verildiği daha yakından görülmüş olacaktır.
 
Ahd-i Atik'de diriliş ve ahiret hayatıyla ilgili olarak tesbit ettiğimiz ifadeler:
 
"Rab Allah onu alındığı toprağı tımar etmesi için Adn bahçesinden çıkardı"[42].
 
"Ben öldürürüm ve diriltirim"[43].
 
"O adamı Elyeşa'nın kabrine attılar. O adam Elyeşa'nın kemiklerine dokunduğu gibi, dirilip ayağa kalktı"[44].
 
"Allah zulmetten derin şeyler çıkarır. Ölüm gölgesini nura çıkarır.", "Derimden sonra bu tenim dahi fena bulursa da, bila cesed Allah'ı göreceğim.", "Fasık helak günü için saklanır, gadab gününe sevkolunur"[45].
 
"Canımı haviyede terketmeyeceksin, mukaddesini çürüklük görmeye bırakmayacaksın, bana hayat tarikini bildireceksin. Huzurunda kemal-i meserret ve senin sağında daimi nimetler vardır"[46]
 
 "Çocuğu te'dib etmekten imtina etme! Zira, onu değnekle döğersen ölmez. Sen onu değnekle döğersin fakat canını haviyeden kurtarırsın", "Her gün Rab korkusunda ol! Zira, hakikaten ahiret var. Ümidin dahi boşa çıkmayacaktır"[47].
 
"Senin ölülerin dirilecek, ölülerin cesetleri kıyam edecekler... Zemin ölülerini dışarı atacaktır"[48].
 
"Ve o vakitte kavminin oğulları için duran büyük reis Mihail duracak ve millet ölelidenberi ta o vakte kadar vuku bulmamış bir sıkışma vakti vuku bulacaktır. Ve o vakitte senin kavmin yani, Kitap'ta yazılı olanların tümü kurtulacaktır. Ve yerin toprağında uyuyanlardan çokları bazısı ebedi hayata ve bazısı ebedi rezalete uyanacaklar ve akıllar semanın nuru gibi ve çokları salaha irşad edenler yıldızlar gibi, ebedu'l-abad ziyadar olacaklardır. Ve sen ey Danyal! nihayet vaktine değin kelamları kapa ve kitabı mühürle. Çoklar mütaala edecek ve ilim artacaktır"[49].
 
Keza, bir ovada ölü durumda olan Beni İsrailliler'in kemiklerinin ete büründürülüp diriltilmesi anlatılmaktadır[50] ki, bu kıssa Kur'an’da nakledilen Ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenlerin ve Hz. Uzeyr'in kıssasını hatırlatmaktadır.
 
Ahd-i Kadim'de ahiretle alakalı ifadelerin bu derece az oluşu tahrif edildiğinin en büyük delilidir. Hele, Tevrat'ı teşkil eden ilk beş sifirde pek çok araştırmacının da dediği gibi, ahiret hayatının hiç yer almaması ilahi bir kitap için kabulü mümkün olmayan bir durumdur. Buna rağmen bir de, bazı hristiyan Ahd-i Kadim müfessirleri tarafından bu ayetlerin tekrar tahrif edilerek, uhrevi dirilişe delalet eden ifadelerin kavmi diriliş olarak tevil edilmesi, Ahd-i Kadim'i iyice ahiretten tecrid ederek dünyevi bir kitap haline getirmiştir. Böylece, Kur'an'ın ifadesiyle zaten dünyaya aşırı derecede meftun ve insanlar içinde dünya hayatına en çok haris olan yahidiler[51], dünyaya daha da bağlı bir duruma gelmişlerdir. Çünkü insanoğlu sık sık uhrevi ceza ve mükafat ikazlarına rağmen, dünya muhabbetinden ve nefisperestlikten kendini zorla muhafaza edebilirken, yahudiler'in kitabında bu nevi ikazların çok ender yer alması, onları sadece dünyayı düşünen, ahireti düşünmeyen ve ölümden korkan varlıklar durumuna getirmiştir.
 
Buraya kadar Yahudiliğe kendi taraftarları ve yahudi kaynaklara dayanarak Yahudiliği tavsif eden alimlerin görüş ve değerlendirmelerine yer verdik. Bir de, Yahudiliğe ve Tevrat'a Kur'an açısından bakalım:
 
Kur'an-ı Kerim'e göre, Tevrat Allah tarafından Hz. Musa'ya indirilmiş, kendisinde hidayet ve nur bulunan bir kitaptır.
 
Tevrat'ın muhtevasından bahseden ayetlere müracaat ettiğimizde, Tevrat'ın Her şey'i tafsil eden bir kitap olarak tavsif edildiğini görüyoruz: "Sonra, iyilikte bulunanlara nimetimizi tamamlamak, her şeyi tafsil etmek (açıklamak), hidayet ve rahmet maksadıyla Musa'ya Kitab'ı verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler"(En'am,154),   "Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa Musa için levhalarda yazdık. Onları kuvvetle tut, kavmine de en güzel bir şekilde almalarını emret. Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim" (Araf,145).
 
Hiç şüphesiz bu tafsil edilen şeylerin başlıcalarından biri de ahiretle alakalı meselelerdir. Nitekim, birinci ayetin sonundaki, "Umulur ki, rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler" ifadesiyle Hz. Musa'ya Tevrat'ın verilişinin en önemli gayesinin ahirete iman olduğu bildirildiği gibi, ikinci ayetin sonundaki "Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim" ifadesiyle de kafirlerin akibetinin cehennem olduğu bildirilmiştir[52]. Başka ayetlerde, Hz. Musa'ya vahyolunan şeyler arasında kıyamet ve ahiretle alakalı meselelerin de bulunduğunu görüyoruz. Bir ayette Hz. Musa'ya hitaben şöyle buyruluyor: "Kıyamet günü mutlaka gelecektir, neredeyse onu gizleyeceğim, ta ki, her nefis peşine koştuğu şeyin karşılığını görsün" (Ta-ha, 15). Bir başkasında ise, Hz. Musa ve Hz. Harun şöyle diyorlar: "Şüphesiz, bize vahyolundu ki, azap, peygamberleri yalanlayanlara ve onlardan yüz çevirenleredir" (Ta-ha, 48).
 
A'la suresinde, şakilerin büyük bir ateşe gireceğinden, nefsini tezkiye edenlerin kurtuluşa ereceğinden, ahiret hayatının dünya hayatından daha hayırlı olduğundan bahsedildikten sonra, bu bilgilerin ilk sahifelerde, Hz. İbrahim ve Hz. Musa'nın sahifelerinde bulunduğu bildirilmiştir: "Bunlar ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerindedir" (A'la, 18-19).
 
Hz. Musa'ya iman eden kimselerde de bu inancın yerleşmiş olduğunu görüyoruz. Hz. Musa'ya iman eden sihirbazların söyledikleri bunun en güzel örneğidir. Sihirbazlar iman ettikten sonra, Firavun'un kendilerini korkunç bir şekilde öldürmekle tehdit etmisine mukabil, hiç aldırmayarak şöyle demişlerdir: "Seni asla bize gelen mucizelere ve Yaratanımız'a tercih etmeyeceğiz. Yapacağını yap! Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü gerçekleştirirsin. Hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın şeyleri affetmesi için biz Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha baki olandır. Kim Rabbine mücrim olarak varırsa onun için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de yaşar. Kim de mümin olarak salih amellerle gelirse, onlara da yüksek dereceler vardır, içlerinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri! İşte nefsini tezkiye edenlerin mükafatı budur" (Ta-ha, 72-76)[53].
 
Bu ayetlerde Hz. Musa'ya iman eden sihirbazların kuvvetli, sarsılmaz imanları ve Hz. Musa'nın ahiretle alakalı meseleleri kavmine geniş bir şekilde anlattığı açıkça görülmektedir.
 
Daha sonraki dönemlerde Tevrat'ın tahrif edildiği ise, pek çok ayetlerle ifade edilmiştir: "Yahudilerden bir kısmı ifadeleri yerlerinden değiştiriyorlar ..." (Nisa,46)[54], "Kendi elleriyle Kitap yazıp sonra da az bir menfaat sağlamak için, bu Allah katındandır diyenlere yazıklar olsun!.." (Bakara, 79) gibi ayetlerde bu gerçek açık bir şekilde belirtilerek, Allah'ın kitabını tahrif edenler şiddetle kınanmıştır.
 
Hiç şüphesiz bu tahriften ahiret, cennet ve cehennemle alakalı ifadeler de nasibini fazlasıyla almıştır. Bugünkü Tevrat bu gerçeğin açık bir şahididir. Ancak, asr-ı saadetteki yahudiler'in cennet ve cehennemle alakalı ifadelerini nakleden ayetlere dikkat edilirse, o dönemdeki yahudilerde bazı yanlışları olsa da, bir ahiret inancının bulunduğu görülmektedir. Zikri geçen hadislerde de bu durum görülmektedir.
 
"Bize sayılı bir kaç günün dışında cehennem ateşi dokunmayacaktır" (Bakara, 80), "Cennete ancak yahudi veya hristiyan olanlar girecektir" (Bakara, 111), "De ki, Allah katında ahiret yurdu insanlar içinde sadece size ait ise, o halde eğer doğru iseniz ölümü temenni ediniz!" (Bakara, 94) gibi ayetler onların ahirete, cennet ve cehenneme inandıklarını, fakat bu inaçlarında bazı yanlış ve tahriflerin bulunduğunu göstermektedir.
 
Bazı ayetlerde, yahudilerin dünya hayatına şiddetli bağlılıkları ve aşırı sevgilerinin ifade edilmiş olması da, onların ahiret inançlarının zayıf olduğuna işaret etmektedir: "Onları mutlaka insanların dünya hayatına en düşkünleri olarak bulacaksın..." (Bakara, 96)
 
Bu izahlar sadedinde görüyoruz ki, Kur'an-ı Kerim'de Tevrat ve Yahudilik ele alınırken değişik noktalar üzerinde durulmuştur:
 
1. Tevrat'ta ahiret hayatı Kur'an-ı Kerim'de ele alındığı kadar geniş olmasa da tafsili bir şekilde anlatılmış, Hz. Musa da bu inancı kavmine tebliğ etmiş ve o dönemde Hz. Musa'ya yürekten inanan müminler de kesin olarak ahiretin, cennet ve cehennemin varlığına inanmışlardır.
 
2. Asr-ı saadet'teki yahudiler ahirete, cennet ve cehenneme iman etmişlerse de  Tevrattaki tahriflerin ve nefislerindeki dünyaperestliğin bir neticesi olarak bu inanç zayıf kalmış ve yanlışlarla dolu bir duruma gelmiştir.
 
3. Kur'an-ı Kerim'de yahudilerin dünya hayatına aşırı bağlılıkları ve sevgileri, ölümden korkmaları gibi vasıfları zikrolunarak onların her devirde sadece dünyaya önem veren, ahireti, cennet ve cehennemi fazla düşünmeyen bir millet olacağına gaybi bir surette işaret edilmiştir.
 
Görüldüğü gibi her mevzuda olduğu gibi Yahudilik hakkında da ifrat ve tefritten uzak en doğru bilgiyi Yüce Kur'an vermiştir.
 
[1]. M.A. Draz, Kur'an Ahlakı, çev., Emrullah Yüksel, Ünver Günay, İz yay., İstanbul, 1993, s. 153; Muhammed Gazali, el-Mahaviru'l-Hamse li'l-Kur'an'il-Kerim, Kahire, 1989,  s. 149; Ebu'l-Hasen Ali en-Nedvi.  es-Sırau  beyne'l-İman ve'l-Maddiyye, Daru'l-Kalem, Kuveyt, 1981, s. 17.
Tevrat veYahudilik hakkındaki bu nevi iddialar sebebiyle, bu mevzuya biraz daha ağırlık verme ve araştırma ihtiyacını hissettik.
[2]. Bkz. Addison, s. 158.
[3]. Tevrat'ın ilk beş sifri: Tekvinu'l-Mahlukat (Tekvin), Huruc, Levililer, A'dad (Sayılar) ve Tesniye'dir
[4]. Favi, s. 146;  Ebu Ataillah, s. 147; keza bkz. Francine Kaufmann- Josy Eisenberg, Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik, (Mehmet Aydın, Din Fenomeni içinde, Konya, 1995, s. 99-100)
[5]. Ebu Ataillah, s. 140. (İbn. Kemune. Tenkihu'l-Ebhas fi'l-Mileli's-Selas, s. 40'dan naklen).
Talmud, yahudilerin hayatının her anını saran hukuki, ahlaki, dini bir yasadır. Talmud'a göre Tevrat'ın yetmiş yüzü vardır. Yahudilerin üçüncü büyük kitabı olan Kabbala'ya göre de Tevrat'ın geleneksel okunuşu batıni (esoterique) dir (Kaufmann- Eisenberg, s. 102-103, 111)
[6]. A.g.e, s. 144.
[7]. A.g.e, s.55 ( Sa'diya el-Feyumi, el-Emanat ve'l-İ'tikadat, Londra, s. 211'den naklen). Sa'diya el-Feyumi'nin vefat tarihi, 942; Musa b. Meymun'un ise, 1205'tir.
[8]. A.g.e, s.55 (el-Fikru'd-Diniyyu'l-İsrailiyyu Etvaruhu ve Mezahibuh, s.159'dan naklen).
[9]. A.g.e, s. 144-145. Yahudiler'in meşhur mezhepleri şunlardır: Esseniler, Zelotlar, Sadukiler, Ferisiler (Kaufmman- Eisenberg, s. 101)
[10]. A.g.e, s. 140-142 (İbn Kemune,  s. 40'dan naklen).
[11]. Randles- Hough, s. 18.
[12]. Addison, s. 157; Mehmet Paçacı. Kur'an'da ve Kitab-ı Mukaddeste Ahiret İnancı, Nun yay. İstanbul, 1994, s. 72. Jacob, böyle bir iddiaya karşı çıkarak, bu inancın daha genel bir arzuyla irtibatlı olduğunu ifade etmiştir (bkz.Edmond Jacob, Theologie de L'Ancien Testament, Neuchatel (Switzerland), 1968, s. 253).
[13]. Mahmud Es'ad, İslam Tarihi, Marifet yay. İstanbul, 1983,  s. 316.
[14]. Ebu Ataillah, s. 153 ( Will Durant. Kıssatu'l-Hadara, II, 345'den naklen).
[15]. A.g.e, s. 54 (el-Fikru'l-İsrailiyyu Etvaruhu ve Mefahimuh, s. 109'dan naklen).
[16]. Bkz. Bakara, 213; Yunus, 19.
[17]. Bkz. Kılıç, "Kur'an'a Göre Fıtri Safvet Dönemi ve Tevhid'in Yozlaşması", Yeni Ümit, Sayı: 13 (Eylül, 1993) s. 34-40; Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim, s. 209-210.
İbn Rüşd gibi bazı müslüman mütefekkirlerin, "cesedlerin diriltilmesini (haşru'l-ecsad) ilk defa bildirenler, Musa'dan sonra gelen Beni İsrail peygamberleridir"  (Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd. Tehafütü't-Tehafüt, thk. S.J. Maurice Bouyges, 2. bsk., Daru'l-Meşrık, Beyrut, tsz., s. 580) demeleri garip bir durumdur. Çünkü muharref bir kitaptan hareketle, böyle bir kanaate varmak doğru değildir. Doğru olan Kur'an'a dayanarak hüküm vermektir. İlerde gelecek ayetlerde görüleceği gibi, Kur'an ayetleri bu iddianın aksini destekler mahiyettedir.
[18]. "O gün", "günlerin sonunda", "gelen günler" gibi (bkz. Jacob, s. 257-258).
[19]. Ebu Ataillah, s. 54.
[20]. A.g.e, s.16.
[21]. Gazali, Muhammed, el-Mehaviru'l-Hamse, s.149-150.
[22]. Çelebi, el-Yehudiyye, Mektebetu'n-Nahdati'l-Mısriyye, Kahire, 1978,  s. 202-204
[23]. Eş'iya, XIX, 26.
[24]. Bkz. Jacob, s. 250.
[25]. Danyal, XII, 2.
[26]. Ebu Ataillah, s.132-133
[27]. Randles- Hough, s. 18; Addison, s. 163.
[28]. Muhammed b. İsmail Buhari, es-Sahih, el-Mektebetu'l-İslamiyye, İstanbul, tsz., Tevhid, 19, VIII, 184; Müslim b. Haccac el-Kuraşi. es-Sahih, Munafikun, 19, 21, (IV, 2147-2148)
[29]. Buhari, Cenaiz, 87, I, 102; benzer rivayet için bkz. Muhammed el-Menbeci el-Hanbeli, Tesliyetu Ehli'l-Mesaib, şerh ve tlk. M. Hasen el-Humsi, Daru'r-Raşid, Beyrut, 1988, s. 284
[30]. Randles- Hough, s. 18;  Jacob, s. 243; Addison, s. 158, 227; Ebu Ataillah, s. 98.
[31]. Bkz. Addison, s. 158.
[32]. Ebu Ataillah, s. 100.
[33]. A.g.e, s. 285 (Zaferu'l-İslam Han. Talmud Tarihuhu ve Taalimuh, s.78; Feyumi, el-Emanat ve'l-İ'tikadat, s. 263'den naklen).
[34]. Bkz. Müslim, Hayz, 34, I, 252.
[35]. Ebu Ataillah, s. 99, 286.
[36]. "Ve Yahudiler dediler ki, bize sayılı bir kaç günün dışında cehennem ateşi dokunmayacaktır..." (Bakara, 80).
[37]. Ebu Ataillah, s. 287 (Ş. Y. Muyal. Talmud Asluhu ve Teselsülühu ve Adabuh, s. 143'dan).
[38]. A.g.e, s.118-119 (Feyumi, el-Emanat ve'l-İ'tikadat, s. 226'dan naklen).
[39]. Muhammed Ataurrahim, Bir İslam Peygamberi Hz. İsa, İnsan yay., İstanbul, 1985, s. 30.  Esseniler hakkında geniş bilgi için bkz: A.g.e. s. 27-35.
[40]. Ebu Ataillah, s. 156-157.
[41]. A.g.e, s. 139.
[42]. Tekvinu'l-Mahlukat, III, 23.
[43]. Tesniye, XXXII, 39.
[44]. Müluk-u Rebi', XIII, 21.
[45]. Eyyub, XII, 22; XIX, 26; XXI, 30.
[46]. Mezamir, 16. Mezmur, Davud'un Şi'ri, 10-11.
[47]. Emsal-i Süleyman, XXIII, 13-14, 17-18; XXIV, 14.
[48]. Eş'iya, XXVI, 19.
[49]. Danyal, XII, 1-4.
[50]. Bkz. Hizkiyal, XXXVII, 1-14.   
[51]. "Onları insanların dünya hayatına en düşkünleri olarak bulacaksın" (Bakara, 96).
[52]. Bu görüş Hasan-ı Basri ve Mücahid'in görüşü olup, Maverdi bu ifadenin manası hususunda, ilk sırada bu görüşü zikretmiştir. Maverdi bu ifadeyle geçmişte helak edilmiş ümmetlerin yurtlarının gösterildiğine dair üç görüş daha zikretmektedir (bkz. Ali b. Muhammed b. Habib  el-Maverdi, en-Nüketu ve'l-Uyun (Tefsiru'l-Maverdi), Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1992, II, 261).
[53]. Bu ayetlerden 74, 75 ve 76. ayetlerdeki ifadeler, sihirbazların sözlerinin nakli olabileceği gibi, Allah'ın cennet ve cehennemlikler hakkındaki haberi de olabilir (bkz. Carullah Mahmud b. Ömer ez-Zemahşeri, el-Keşşaf an Hakaiki't-Tenzil ve Uyuni'l-Ekavil, Daru'l-Ma'rife, Beyrut, II, 546).
[54]. Keza bkz. Maide, 13, 41.
 
 
Kaynak : Sorularla İslamiyet