İstidraç nedir? Keramet ve istidrac arasındaki fark?
A- A A+

İstidraç nedir? Keramet ve istidrac arasındaki fark?

Cenab-ı Hak, peygamberlerine davalarını doğrulamak için “mucize” verdiği gibi, veli kullarına da “keramet” dediğimiz bazı harika haller ihsan etmiştir. Velinin gösterdiği kerametler, Peygamber Efendimizin (asm) davasın da doğru olduğunun bir alametidir. Zira velinin gösterdiği keramet, tabi olduğu peygamberin kerameti sayılmaktadır.
 
Hz. ömer (ra)'in gönderdiği mektubun içine atılmasıyla Nil Nehrinin taşması, yine Hz. ömer (ra)'in Medine'de minber üzerinde hutbe okurken bir aylık mesafedeki İslam ordusunun kumandanına “Ya Sariye, dağa sağın.” diyerek, sesini ona duyurması ve ordunun tehlikeyi atlatması, kerametlere misal olarak zikredilebilir.
 
Keramet, Cenab-ı Hakk'ı bütün sıfatlarıyla birlikte tanıyan, Ona ibadette kusur etmeyen, günahlardan sakınan, gayrimeşru lezzetlere iltifat etmeyen, gaflete dalmayan zatlarda görülür. Bu vasıfları taşımayan, hatta tam tersi bir yaşayışın içerisinde olan kimselerden görülen harikalıklar ise keramet değil, “istidraç”tır. İstidraç, küfrü veya fasıklığı açıkça görülen kimsenin elinde, isteğine uygun olarak zuhur eden harikalıklardır.1
 
Nitekim Fıkh-ı Ekber Şerhi'nde zikredilen bir hadis-i şerifte buna işaretle şöyle buyurulmaktadır:
 
“Allah'ın, isyana devam eden kişiye istediği nimetleri verdiğini gördüğün zaman bu bir istidraçtır.”2
Cenab-ı Hakk'ın, Kendisine isyan eden kimselerin isteklerini yerine getirmesi, böylelerinin azaplarını daha fazla arttırmak içindir. Yoksa, onlarda bir hakikat olduğu için değildir. Nitekim şeytanın yeryüzünü zahmetsizce dolaşabilmesi, Firavun'un ve Nemrut'un dünyada iken birçok nimetlere mazhar olması, isyanlarını daha da arttırmaları ve ahirette daha çok azaba çarptırılmaları için verilmiştir.
 
Bir ayet-i kerimede,
 
“Ayetlerimizi yalan sayanları Biz, bilmeyecekleri noktalardan yavaş yavaş helake yaklaştırırız.”3
buyurularak bu hakikate işaret edilmiştir.
 
Zaten istidracın bir diğer manası da, bir kimseyi yavaş yavaş arzusuna götürüp haberi olmadan felakete atmaktır.
 
“Keramet ve istidraç, manen birbirine mübayindir (zıttır).” diyen Bediüzzaman Said Nursi bu hususta şu izahı yapar:
 
“Zira keramet, mucize gibi Allah'ın fiilidir. Ve o keramet sahibi de kerametini Allah'tan olduğunu bilir ve Allah'ın kendisine hami ve rakib (görüp gözeten) olduğunu da bilir. Tevekkül-ü yakini de fazlalaşır. Lakin bazan Allah'ın izniyle kerametlerine şuuru olur, bazan olmaz.
 
Evla ve eslemi de bu kısmıdır (kendisinden bir keramet zuhur ettiğinin farkında olmamasıdır).”
“İstidraç ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garip fiilleri izhar etmekten ibarettir. Fakat bu istidraç sahibi, nefsine istinat ve iktidarına isnat etmekle enaniyeti, gururu öyle fazlalaşır ki, (Karun gibi, “Bu serveti ancak bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir.” mealindeki ayet-i kerimeyi) okumaya başlar.
 
“Lakin o inkişaf (manevi hal, tasfiye-i nefs ve tenevvür-ü kalb (nefsi aradan çıkarmak ve kalb nuru) neticesi olduğu takdirde, ehl-i istidraç ile ehl-i keramet arasında tabaka-i ulada (birinci mertebede) fark yoktur. “Tam manasıyla fenaya mazhar olanlar ise, onlara da Allah'ın izniyle eşya-yı gaybiye inkişaf eder. Ve onlar da o eşyayı fenafillah olan havaslarıyla (duygularıyla görürler. Bunun istidraçtan farkı pek zahirdir. Zira zahire çıkan batınlarının nuraniyeti, mürailerin zulümatıyla iltibas olmaz (yani, onların ruhlarında mevcut olan nurlu haller, gösteriş meraklıların karanlık halleriyle karışmaz, bir tutulmaz.).”4
 
Diğer taraftan, istidracın sihirle de yakında alakası vardır. İstidraç ehli, sihirle, yapılmayanı “yapılmış” gösterir. Mesela, cam yemediği veya şiş batırmadıkları halde, başkaları onun cam yediğini veya vücuduna şiş batırdığını zannederler. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin de beyan ettiği gibi, şu ayet-i kerime istidraç ehlinin durumunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:
 
“Onlar, kendilerinin bir şey üzere olduklarını sanırlar. Dikkat ediniz, onlar yalancıdırlar. Onları şeytan istila etmiş, Allah'ı zikretmeyi dahi onlara unutturmuştur. Bunlar şeytan fırkasıdır.”5
Netice olarak söylemek gerekirse, Allah'a itaat etmeyen, Onun yasak kıldığı şeyleri isteyen kimselerden cam yemek, vücutlarına şiş sokmak gibi görülen harika haller keramet olmayıp, istidraçtan başka bir şey değildir. Hatta İmam-ı Rabbani Hazretleri, Allah'a iman etse ve Onun emirlerini yerine getirse dahi, bu hallerini başkalarına gösteriş için ve şöhret kazanmak gayesiyle göstermeyi de istidraç olarak değerlendirmektedir.6
 
çünkü gerçek bir veli, gösteriş için değil, ihtiyaç anında Allah'ın kendisine bir ikramı olarak keramet izhar eder. Bundan dolayı, halkı aldatmak, birtakım menfaatler temin etmek ve yalancı bir şöhret elde etmek maksadıyla herkesin yapamadığı bazı hareketlerde bulunan sefih insanlara kıymet vermemek gerektir. Bu hallerini de evliyanın kerametiyle karıştırmamak lazımdır.
 
Dipnotlar:
 
1. Muvazzah İlm-i Kelam, s. 176. 
2. Fıkh-ı Ekber Aliyyü'l-Kari Şerhi Tercümesi, s. 195. 
3. Araf Suresi, 182. 
4. Mesnevi-i Nuriye, s. 208. 
5. Mücadele Suresi, 18-19. 
6. İmamı Rabbani, Mektubat, 2. cilt, 99. mektub.
Kaynak : Sorularla İslamiyet