İslama Göre Kürtaj , Çocuk Aldırmak Caiz midir?
A- A A+

İslama Göre Kürtaj , Çocuk Aldırmak Caiz midir?

Kürtaj Nedir?
 
A. Tanım:
 
Dindeki hükmü bakımından kürtaj, ananın veya bir başkasının maddi veya manevi müdahalesi ile ceninin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesidir.
 
Cenin, hamileliğin ilk gününden itibaren hamile kadının rahmindeki çocuktur.
 
Özellikle cerrahi tıbbın gelişmesinden önce ilkel yöntemlerle yapılan cenin katli günümüzde, ameliyat ortamında ve -genellikle- doktorlar tarafından yapılmaktadır.
 
B. Tarihi Geçmişi:
 
Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde -muhtemelen nadiren uygulandığı veya hiç uygulanmadığı için- ceninin kasten öldürülmesine temas edilmemiştir. Fıkıh ilmi oluştuğu ve kitaplaştığı zamanlarda (hicri birinci asrın sonlarından itibaren) önce ceza hukuku bahislerinde ceninin kasten veya kaza ile öldürülmesi konuları ele alınmış, daha sonra (müctehid imamların yaşadığı ve icitihad faaliyetinin yaygın olarak sürdürüldüğü ilk dört asırdan sonra) doğumu önlemek üzere rahimdeki çocuğun belli bir süre içinde imha edilmesinin caiz olup olmadığı konusu tartışılmıştır.
 
C. Bağlayıcı Kaynaklarda Kürtaj:
 
Kur'an-ı Kerim'de "ve'du'l-benat" terimi ile ifade edilen "kız çocukların diri diri toprağa gömülerek öldürülmesi" cinayetine özel ayetlerle ve açıkça; ceninin öldürülmesi hadisesine ise özel terimleriyle değil, bunu da içine alan genel açıklamalar yoluyla temas edilmiştir. Özellikle "haksız olarak nefsin öldürülmesini yasaklayan" ayetler ceninin katlini de içine almaktadır.
 
1. En'am suresinde (6/98) Allah Teala'nın bütün insanları tek bir nefisten yarattığı, bu nefsin oluş aşamalarında ana rahminin de bulunduğu (nefsin bir müddet ana rahminde kaldığı) ifade edilmiştir. Surenin 151. ayetinde ise hem çocukların (evlad) hem de nefsin öldürülmesi şiddetle yasaklanmıştır. Cenin, "nefis" kavramına kesin, çocuk (veled-evlad) kavramına ise ihtimalli olarak dahildir.
 
2. Mümtehine suresinde (60/12) Hz. Peygamber'e (s.a.v.), kadınlardan bazı suçlar, günahlar ve cinayetler konusunda -bunları yapmamak üzere- söz alması, yemin ettirmesi istenmektedir; bu günahlar ve cinayetler arasında "çocuklarını öldürmek" de vardır. Bu ayetteki çocuklara "cenin" de dahildir.
 
Hadislerde doğumu engellemek maksadıyla ceninin kasten imha ve katledilmesi konusu geçmemiştir. Azil konusunu işlerken zikredilen hadislerde ceninin imha edilmesine değil, siperm ile yumurtanın buluşmasını engellemek maksadıyla yapılan azle "gizli veid" denilmiştir. İleride açıklanacak olan ve bazı fıkıhçıların "ceninin imhasının, çocuk düşürme ve kürtaj yaptırmanın caiz olduğuna delil kıldıkları "ruhun üflenmesi" ile ilgili hadisin ise kürtaj ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
 
D. Fıkıhta Kürtaj:
 
Bağlayıcı delil ve kaynaklardan yola çıkarak nesneler, davranışlar ve ilişkilerin dini hükümlerini (farz, vacib, mendub, mubah, mekruh, haram... olmalarını) açıklamayı konu edinmiş bulunan fıkıh ilminde ceninin imhası iki yönden ele alınmıştır:
 
a) caiz olup olmadığı,
b) Kasten veya kaza yoluyla cenin imha edildiğinde uygulanacak ceza.
 
1. Caiz Olup Olmaması Bakımından Kürtaj:
 
Fıkıhta kürtajın, ceninin öldürülmesinin ve çocuk düşürmenin caiz olup omadığı araştırılırken öncelikle bu nesnenin (ceninin) canlı ve insan olup olmadığının tesbiti üzerinde durulmuştur. Ceninin canlı ve insan olduğu sabit olduğu takdirde hiçbir fıkıhçı onun imhasına cevaz veremez; çünkü İslam'ın nefsi, doğmuş çocuğu ve insanı öldürmeyi kesin olarak yasakladığı bilinmektedir.

Bazı fıkıhçıları bu konuda tereddüde sevkeden ve kürtajın belli bir süre içinde caiz olduğu görüşüne meylettiren sebep bilgi eksikliğidir, bir hadisi amacından saptırmak ve yanlış yorumlamaktır, bu fıkıhçıların yaşadıkları çağda kendilerine ulaşan "yanlış tıp ve canlılar alemi" bilgisidir.
 
Eksik ve Yanlış Bilgiler:
 
Genel olarak İslam ilimlerinde ve özel olarak da fıkıh ilminde uzman olan Gazzali, İhyau-ulumi'd-din isimli eserinde azil konusunu işlerken ceninin imhası konusuna da temas etmiş ve şu önemli açıklamayı yapmıştır:
 
"Azil, cenini öldürmeye (ichaz) veya doğmuş kız çocuğunu toprağa gömerek katletmeye (ve'd) benzemez; çünkü -azilden farklı olarak- bu ikisi, olacağı değil, olmuşu (hasılı) imha etmektir.

Bu olmuşun (ceninin) çeşitli aşamaları vardır. Varlığının ilk aşaması, erkek menisinin (spermin) rahime girerek kadının suyu ile karışması ve hayat için müsait hale gelmesidir. Bunu bozmak ve imha etmek cinayettir. Sonra katılaşıp et parçası haline gelirse bunu imha etme cinayeti daha büyük olur.

Ruh üflenip insan olarak yaratma ve şekillendirme tamamlanınca cinayet daha da büyür. Cinayetin en büyük olanı ise ceninin canlı olarak ana rahminden ayrılıp çıkmasından sonra onu öldürmektir...

İnsanın varoluşunun başlangıcı meninin erkekten ayrılması değil de ana rahmine düşüp kadının suyu ile birleşmesidir" dedik; çünkü çocuk, tek başına erkeğin suyundan yaratılmıyor, iki eşten yaratılıyor. Bu da ya her ikisinin suyundandır yahut da erkeğin suyu ile kadının hayız kanının birleşmesinden yaratılmaktadır..." (İhya ve şerhi İthaf, V, 380).
 
Hicri altıncı asrın başlarında (505/1111) vefat etmiş bulunan Gazzali o çağların bilgisine de tercümanlık etmektedir ve ifadesinde geçen şu noktalar, fıkıhçıların cenin konusundaki hükümlerini değerlendirme bakımından önem arzetmektedir:
 
a) Gazzali gibi birçok fıkıhçı, dini kaynaklarda erkeğin ve kadının çocuğun oluşumunu sağlayan katkılarına su denildiği için erkeğin menisine ve dolayısıyla spermine olduğu gibi kadının yumurtasına da su (ma') demektedirler.
 
b) İki su karıştığında yani aşılanma olduğunda hasıl olan nesneye canlı demek yerine, canlı olmaya, can verilmeye müsait hale gelmiş nesne denilmekte, aşılanmış yumurta böyle nitelendirilmektedir.
 
c) Yumurta aşılandıktan sonra ceninin rahimde geçirdiği gelişme aşamalarının ikisine alaka ve muzğa ismi verilmektedir. Birçok fıkıhçı ve tefsirciye göre alaka "pıhtılaşmış kan", muzğa ise "bir çiğnemlik çiğ et parçası" demektir. Bugün bize tıbbın öğrettiğine göre cenin hiçbir zaman pıhtılaşmış bir kan veya bir çiğnemlik cansız et parçası değildir.
 
d) Çocuğun cinsi temas sonunda karı ve kocadan gelen sudan veya kocanın suyu ile kadının hayız kanından oluştuğu bilgisi de çağdaş tıp bilimine uymayan bilgilerdir.
 
e) Ruhun üflenmesi olayı aşağıda açıklanacak olan bir hadiste geçmektedir, ruh gibi onun üflenmesinin de ne manaya geldiği, insanın yaratılmasında hangi işlevlere sahip ve neler üzerinde etkili bulunduğu konusunda -hükme dayanak kılınacak- bilgi yoktur.
 
f) Bütün bu eksik bilgilere rağmen Gazzali'nin, rahimde hasıl olan birleşme anından itibaren hasıl olan şeyi "insan varlığının bir aşaması" olarak kabul etmesi ve bunu imha etmenin cinayet olduğunu kaydetmesi apaçık bir gerçeğin tesbiti mahiyetindedir.
 
Ruhun üflenmesi ile ilgili hadis:
 
Buhari ve Müslim gibi sahih hadisleri toplayan kaynaklarda rivayet edilen bir hadise göre Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:
 
" Her birinizin yaratılması anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre kadar alaka (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre kadar muzğa (bir çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona ruhu üfler ve kendisine dört sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedi hayattaki durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhari, Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).
 
Buhari ile Müslim'de yer alan bu rivayet dışında hadisin Müslim'deki başka rivayetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:
 
a) Ruhun üflenmesine kadar geçen süre yukarıdaki rivayette 120 gün olduğu halde diğer rivayetlerde üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.
 
b) Rivayetlerin birinde kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.
 
Bu hadislerin yer aldığı kaynaklar sağlam olduğu için sened (rivayet eden şahıslar) bakımından olumsuz şeyler söylemek, "bu hadisi uydurmuşlardır, yalan söylüyorlar..." demek doğru değildir.

Ancak metin üzerinde yapılan inceleme sonunda hem birbiri ile çelişen farklı ifadeler, hem de ilim ve gerçeklik bakımından tutarsızlıklar tesbit edilince hadisi Peygamberimiz'den (s.a.v.) ilk nakleden ravilerin veya onlardan alanların "yanıldıklarını, olduğu gibi nakletmekte hataya düştüklerini" söylemek gerekir; aksi halde tutarsızlıklar ve gerçeğe uymayan açıklamalar Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ait olur ki, bunu bir müslümanın kabul etmesi mümkün değildir.

Çocuğun rahimde geçen hayatının safhaları Kur'an'da (mesela Müminun: 23/14) ve hadislerde dıştan bakan birinin göreceği manzaraya (görüntüye) göre açıklanmış, bundan insanların ibret almaları, Allah Teala'nın varlık, birlik, irade ve kudretini anlamak için bu eserini de delil olarak kullanmaları istenmiştir.

Hadisleri nakleden raviler ise bazı kelimeleri, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ağzından çıktığı gibi nakletme konusunda hataya düşmüşlerdir.
 
Hadisler konusunda böyle düşünmemiz ve bu hükme varmamızın sebebi -aşağıda sıralanacak olan- önemli çelişkiler (ıztırab) ve bilinen gerçeğe aykırı açıklamalardır:
 
a) Ruhun üflenmesine kadar geçen süre için verilen rakamlar 40, 42, 45 ve 120 gün şeklinde değişiktir. Ruhun üflenmesi olayı belli bir süre sonunda olduğuna göre bu rivayetlerin tamamının doğru (sahih) kabul edilmesi mümkün değildir.
 
b) Çocuğun cinsiyetinin Yaratıcı tarafından belirlenmesinin kırkıncı günden sonra olduğu açıklaması bilimin ortaya koyduğu gerçeğe aykırıdır; çünkü çocuğun cinsiyeti, hatta bazı kişisel özellikleri hamileliğin ilk gününden (aşılanmanın gerçekeleştiği andan) itibaren bellidir, sabittir.
 
c) Tıbbın ilgili dalında uzmanlaşmış ilim adamlarının verdikleri bilgiye göre hamileliğin üçüncü haftasının sonunda kalp atmaya başlar, 24-25. günde göz ve kulakla ilgili ilk oluşumlar, kol ve bacak tomurcukları, 30. günde gözdeki lens, 36-42. günlerde el ve ayaklarda parmakları ayıran oluklar ve dış kulak taslağı oluşmuştur.
 
Konumuz bakımından daha da önemli olan husus, bu hadisin "cenini öldürme, cenin üzerinde tasarrufta bulunma" konusu ile hiçbir ilgisinin bulunmaması, insanın yaratılmasına ve kaderinin belirlenmesine ait açıklamalar yapmak maksadıyla buyurulmuş olmasıdır. Bu sebepledir ki hadisçiler bu hadisi "Yaratılış" ve "Kader" bahislerinde rivayet etmişlerdir.
 
Fıkıhta kürtajın caiz olup olmadığını ortaya koymak üzere açılan bu alt başlıkta, fıkıhçıların hükümlerine dayanak kıldıkları akıl (bilgi) ve nakil (hadis) delilleri ile ilgili olarak yaptığımız bu giriş mahiyetindeki açıklamalardan sonra mezheblere göre kürtajın hükmünü şöylece özetlemek mümkündür:
 
Hanefi Mezhebinde:
 
Bu mezhepte, 120 günden sonra ceninin imha edilmesi ve düşürülmesinin caiz olmadığı hükmünde ittifak edilmiş, daha öncesi ile ilgili olarak da iki farklı görüş ortaya çıkmıştır.

Birinci görüş bunun caiz olduğudur.

Caiz diyenler yukarıda zikredilen hadise dayanmış, 120 günden önce henüz çocuk olarak bir şeyin yaratılmadığını, mevcudun insan olmadığını, kan, et gibi bir şey olduğunu, organlarının belirmediğini ileri sürmüşlerdir (İbn Abidin, III, 176; İbn el-Hümam, II, 495).

İkinci görüş caiz olmadığıdır.

Bu görüşü savunan Hanefi fıkıhçılara göre -önemli bir mazeret ve sebep bulunmadıkça- ceninin, 120 günden önce de imha edilmesi ve düşürülmesi caiz değildir; çünkü hac ibadeti yapmak üzere ihrama giren bir kimsenin avlanması yasak olduğu gibi, kuşun yumurtasını kırması da, "yumurta kuşun temel unsurudur, kuş yumurtadan olmaktadır" denilerek caiz görülmemiştir.

Burada da cenin öldürüldüğü veya düşürüldüğünde günah sözkonusu olur, ancak bunu yapanın günahı ve suçu, doğup yaşayan bir kimseyi öldüren katilin günahı kadar değildir (el-Fetava el-Haniyye, III, 410). Bu eserde "önemli mazeret" için iki örnek verilmiştir:
 
a) Bir kadın çocuğunu emzirirken hamile kalsa ve bu yüzden sütü kesilse, kocasının da süt anne kiralayacak imkanı bulunmadığından çocuğun açlıktan ölme tehlikesi belirse, bu durumda, 120 günü doldurmadığı ve organları belirmediği için henüz kan sayılan cenini, dışarıda ve yaşayan bir çocuğu kurtarmak için düşürmek caiz olur.
 
b) Çocuk yolda takılsa ve doğum mümkün olmasa bakılır; eğer çocuk ölmüş ise, bunun parçalanarak çıkarılması caizdir. Çocuk yaşıyorsa, anayı kurtarmak için onu parçalayıp çıkarmak caiz değildir; çünkü buradaki iki can birbirine eşittir ve öldürülenin bunu hak edecek bir suçu yoktur.
 
Görüldüğü üzere Hanefi mezhebi fıkıhçılarının bir kısmının 120 günden önce çocuk düşürmeyi caiz görmeleri, rahimdeki varlığın insan mı yoksa bir kan kümesi veya et parçası mı olduğu konusundaki yanlış bilgilerine dayanmaktadır. "Rahimdeki kitle hareket etmedikçe ve hareketin gaz vb. den değil de çocuktan geldiği bilinmedikçe çocuk olduğuna hükmedilemez" denilerek bu bilgi eksikliğine açıklık getirilmiştir.

Günümüzde ise rahimde oluşan şeyin çocuk olup olmadığı yaklaşık onbeş gün sonra muayene ve test ile tesbit edilmektedir ve birçok organın ilk kırk gün içinde belirmeye başladığı da bilinmektedir. Bu bilgiler karşısında günümüzde, Hanefi mezhebi adına, 120 günden önce çocuk aldırmanın caiz olduğunu söylemek mümkün değildir, böyle bir fetva cinayete iştirak sayılır.
 
Maliki Mezhebi:
 
Bu mezhebin fıkıhçıları kırk günden önce de olsa cenini öldürme ve düşürmenin caiz olmadığını açıkça ifade etmişlerdir (Derdir, II,266-267).
 
Şafii Mezhebi:
 
Bu mezhebe bağlı bulunan bazı fıkıhçılar, kırk günü tamamlanmamış bulunan ceninin düşürülmesinin -Hanefilerinkine benzer gerekçelerle- caiz olduğunu söylerken, Gazzali gibi fıkıhçılar bunun haram olduğunu ifade etmişlerdir ve bu görüşün muteber olduğu kaydedilmiştir (Şebramellesi, VI, 179).
 
Hanbeli Mezhebi:
 
Hanbeli mezhebi fıkıhçılarına göre, hamilelik üzerinden kırk gün geçtikten sonra çocuk düşürmek caiz değildir. Kırk günden önce caiz olduğunu söyleyen fıkıhçılar ise -yukarıda açıklanmış bulunan- eksik bilgilere dayanmışlardır.
 
Zahiriyye mezhebi imamlarından İbn Hazm, 120 günden önce çocuğunu düşüren anneye mali ceza, daha sonra düşürene ise kısas veya diyet gerekeceğini ifade etmiştir; bu ifade onun, baştan itibaren çocuk düşürmeyi caiz görmediğini göstermektedir (Muhalla, XI, 31; Zeydan, el-Mufassal, III, 119-127).
Kaynak : Risale Ajans