İnternetten Fetva Aldım Makbul Mü?
A- A A+

İnternetten Fetva Aldım Makbul Mü?

Medya sektörünün gelişimi, özellikle internetin önlenemez yükselişi ve  bilgiye kolayca erişim, beraberinde bazı sorunları da getirdi. Dini konuların medya ve internet üzerinden tartışılır hale gelmesinden en çok da fetva kurumu etkilendi. Acaba medya ve internet üzerinden fetvalar ne kadar bağlayıcı?

Moral Dünyası Dergisi son sayısında Mehmet Baydemir imzalı olarak bu konuyu ele aldı. 

Görsel ve işitsel teknolojilerin gelişim süreciyle beraber, bilginin ulaşımı ve dağıtımı kolay hale geldi. Bu gelişim süreci bilginin sunulması problemini de tartışılır hale getirdi. Özellikle dini sorunların paylaşılması ve bu sorunlara yöneltilen cevapların niteliği konusu modern zaman insanlarının problemlerinden biri oldu.

Özellikle kimi medya kuruluşlarının dini sorunları magazinleştirerek daha bir karmaşık hale getirdiğini görüyoruz. Bazı isimlerin ‘aykırılık’ yönü kullanılarak, bağlamından koparılmış fetvalar verilmesine önayak olunduğunu da hayretle izliyoruz.

İnternetin de devreye girmesiyle dini konularda sorulan sorulara verilen cevaplar akıllarda bazı soru işaretleri oluşturuyor. Sorunun niteliği ve fetva veren isimlerin yetkinliği göz ardı edilerek yapılan cevap bulma arayışları, kafa karışıklığından başka birşeye yaramıyor. Medyanın fetvaya bakışı, kimlerin fetva konusunda ehil olabileceği, medya üzerinden verilen fetvaların amele dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği gibi konulara cevap aramaya çalıştık.
 
Medya üzerinden fetvayla amel edilemez

Prof. Dr. Recep Şentürk, fetva kurumunun medya üzerinden dejenere edildiğini belirterek “Fetva kurumu maalesef magazinleştirilmeye çalışıyor. Böylece fetvanın ağırlığı ve bağlayıcılığı zihinlerden silinmeye çalışılıyor. Halbuki fetva son derece ulvi bir meseledir; bir amelin Allah’ın rızasına uygun olup olmadığını tespit edebilmek için gösterilen son derece hassas bir gayrettir. Necip Fazıl Kısakürek merhumun ‘Bilemem kaçadır bir vicdanın hava parası’ diye bir dizesi var. Dindar insanların dini, ahlaki ve vicdani arayışlarını magazin ve reyting malzemesi haline getirmek son derece yanlış ve yakışıksız bir davranıştır; vicdanlarla oyun oynamaktır” diyor.  

Prof. Dr. Şentürk, “Bir kimsenin fetva konusunda ehil olduğunu nereden anlayabiliriz?” sorusuna şu cevabı veriyor: “İlim, amel ve takva sahibi insanlar fetva vermeye ehil olabilirler. Burada ilimden maksat fıkıh ilmidir. Sadece hadis, tefsir, kelam veya tarih, din eğitimi gibi alanlarda uzmanlaşmış insanlar fetva vermeye ehil değildir. Sadece hadis bilenler, fıkhı devre dışı bırakarak hadislerle fetva vermeye çalışırlar ve çok yanlışlar yaparlar. Aynı şekilde, fıkıh bilmeden sadece tefsir ile uğraşanlar da, konuyla alakalı hadislerden ve fıkıh kurallarından bağımsız bir şekilde, sadece ayetlerden hareketle fetva vermeye çalışırlarsa çok ciddi hatalar yaparlar. Nitekim bunların örnekleri günümüzde oldukça fazladır.

Ayrıca, din eğitimi, din sosyolojisi ve benzeri alanların fıkıh ile alakası çok zayıftır. Bu alanlarda uzmanlaşmış insanların fetva vermeye kalkışması son derece hatalı sonuçlar doğurur. Ayrıca, fıkıh tarihi veya fıkıh usulü alanında uzmanlaşmış ancak füru-u fıkıh konularına aşina olmayan insanlar da, isterse profesör olsunlar, fetva vermeye  ehil değildirler. Çünkü bir ilmin tarihini bilmek ile o ilmin kendisini bilmek ve yapmak arasında fark vardır. Maalesef günümüzde fıkıh tarihi konusunda tez yazmış ve uzmanlaşmış birçok insan fıkıhçı geçinmektedir. Tıp tarihi konusunda uzman birisi nasıl ameliyat yapamazsa, fıkıh tarihçisi de fetva veremez. Meselenin ilmi yanı böyledir. Ancak, sadece ilim sahibi olmak da bir kişiyi fetva verme ehil yapmaya yetmez; amel ve takva sahibi olması gerekir. Amel ve takvadan yoksun kuru akademisyenler fetva verdiklerinde çok yanlış çıkarımlarda bulunabilirler. Bunun örneklerini de günümüzde görmek mümkündür.”

Prof. Dr. Şentürk’ün “Medya üzerinden verilen fetvalarla amel edebilir miyiz?” sorusuna verdiği cevap ise gayet net:

“Hayır edilemez.”
 
Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil:

“Fetvanın kişiye/olaya özel olduğunu unutmamak gerekir”

Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil ile yaptığımız söyleşide konunun ne kadar hassas olduğunu görebiliyoruz…
 
Fetva kurumu medya üzerinden dejenere mi ediliyor?

Adabu'l-İfta kitaplarında da belirtildiği gibi "fetva verme/ifta", herhangi bir konuda Allah Teala’nın ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hükmünü haber vermektir. Fetva kişiye /olaya özeldir ve hükmü sorulan meseleyle ilgili bütün detayların fetva veren/müfti tarafından bilinmesini gerektirir. Bu sebeple ulemamız, herhangi bir kimsenin, eline bir fetva kitabını alarak içindekilerle amel etmeye kalkmasının yanlış bir davranış olacağının altını çizmiştir.

Bütün bunlar, fetva sorma/istifta ve fetva verme/ifta meselesinin herşeyden önce bir "hassasiyet" meselesi olduğunu göstermektedir. Müslüman, hayatı "Allah rızası" çerçevesi içinde tanzim etmekle mükellef olduğunun bilincinde olan insandır. Dolayısıyla herhangi bir konuda herhangi bir adım atmadan önce veya karşısına herhangi bir mesele çıktığında Allah ve Resulü'nün o husus hakkındaki hükmünü bilmek ve ona göre amel etmek Müslüman için en temel bir mükellefiyettir.

Bu çerçevede medya ve internet üzerinden fetva sorma/verme meselesine baktığımızda görünen şudur: Medya ve internet, iletişim süreçlerini hızlandıran, iletinin çok kısa süreler içinde kitlelere ulaşmasını sağlayan vasatlardır. İlave olarak, internet ve medyanın, iletişimin "sanal"lığı dolayısıyla birtakım mahrem meseleleri daha rahat biçimde gündeme getirmeyi mümkün kılması da söz konusudur. Ancak unutmamak gerekir ki bu avantajlar, birtakım dezavantajları da beraberinde taşımaktadır.

Bu çerçevede meselemiz bağlamında dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle ifade edebiliriz: Birinci olarak, sorunun/fetvanın doğru biçimde sorulduğundan, sorunun içinde müftiyi yönlendirmeye matuf kurgular, çarpıtmalar, kelime oyunları bulunmadığından emin olmalıyız. İkinci olarak cevabın/fetvanın, fetvaya ehil kişi/ler tarafından verildiğinden emin olmalıyız. Cevabın hoşumuza gitmesi, bize doğru gelmesi ya da cevap veren kimsenin—biliniyorsa–, görüşlerini beğendiğimiz biri olması, fetvanın haddizatında muteber olduğunu hiçbir şekilde göstermez. Son olarak da sorunun ve cevabın, kişiye/olaya özel olduğunu unutmamak durumundayız.

Bu hususlarla birlikte tekrar düşündüğümüzde, sanal bir ortamda sorulan bir soruya sanal bir ortamda verilen bir cevabın, en fazla, "konu hakkında fikir edinmek için" değerlendirmeye alınabileceğini söylemek isterim.
  
Bir kimsenin fetva konusunda ehil olduğunu nereden anlayabiliriz? 

Biraz önce fetvanın, "Allah ve Resulü'nün hükmü" olarak ifade edildiğini söylemiştim. Dolayısıyla fetva vermek durumunda bulunan kimsenin/müftinin ya müçtehit veya mukallit olması bahis konusudur.

Günümüzde mutlak müçtehit kalmadığı için soruyu "mukallit müfti" bağlamında ele almak durumundayız. Bu durumdaki bir müfti, müstefti hangi mezhebe mensupsa o mezhebin kavliyle fetva vermek durumundadır. Dolayısıyla eğer müfti, farklı bir mezhebe mensup müsteftiye cevap vermek durumundaysa ya o mezhebin müfta bih kavlini öğrenip ona göre fetva vermeli veya müsteftiyi kendi mezhebinin hükmünü sorup öğrenebileceği ehil bir başka müftiye yönlendirmelidir.

Müfti; ilgili Kur'an ve Sünnet nasslarını, ulemanın icma ve ihtilaf ettiği hususları, üçüncü şahısları da ilgilendiren bir mesele bahis konusuysa içinde yaşadığı toplumun adet, gelenek ve ahvalini iyi bilmelidir ki, nevzuhur meseleler hakkında verdiği fetva muteber olsun.

Bu noktada ehliyet kesb etmiş bir müfti, aynı zamanda siyasi yönetimlerden, sermaye çevrelerinden, çıkar gruplarından ve halktan müstağni olmalıdır.

Bu gerçek, toplum ve ümmet olarak karşı karşıya bulunduğumuz temel bir mükellefiyeti de dikkatimize sunmaktadır: "Hak"tan başka bir amaç taşımayan ilim adamları yetiştirmek, onları yetiştirecek müesseseler kurmak ve doğrudan doğruya kendi ahiretini ilgilendiren meselelerde sorumluluğu başka mercilere havale etme kötü alışkanlığından kurtulmak.

Dini hassasiyetini büyük ölçüde korumuş bir toplumda yaşıyoruz; elhamdülillah. Ancak mevcut durumda bu hassasiyet doğru biçimde yönlendirilemez ve geliştirilemez ise, bir zaman sonra yüzbinlerce, milyonlarca hafızı olan, ama güvenerek fetva sorabileceği müttaki alimlerden mahrum bulunan bir toplum haline gelmemiz—Allah korusun– ihtimal dışı değildir. Hatta yetiştirdiği onca hafızın dahi akidesinin bozuk, istikametinin çarpık olmayacağının garantisi yoktur. Dolayısıyla yaşadığımız yerlerde "en azından" ne kadar Kur'an kursumuz varsa, o kadar da ehil alimimizin/müftimizin bulunması gerektiğini insanımıza ısrarla anlatmak durumundayız.
 
Medya üzerinden verilen fetvalarla amel edebilir miyiz? Bu konudaki ölçütümüzü nasıl belirlemeliyiz?

Hiç şüphesiz medya üzerinden verilen fetvaların tamamen değersiz, gayr-i ciddi ve gayr-i ilmi olduğu tarzında bir genelleme yapmak haksızlık olur. Medya ve internet üzerinden—ülkemizde olduğu gibi dünyada da—son derece ciddi ilmi faaliyetler yürütülmektedir.

Ancak bir taraftan ifta-istifta müessesesinin—yukarıdaki cevaplarda kısaca dile getirmeye çalıştığım– hassasiyeti, diğer taraftan meselenin belli bir denetim mekanizmasından mahrum bulunuşu, "medya üzerinden verilen fetvalarla amel edilebilir" gibi bir cümle kurmamızı kesin bir şekilde engellemektedir.

Medya ve internet üzerinden verilen fetvalar içinde dikkate değer bulunanlar, ifta meselesiyle iştigal edenler tarafından

—üzerinde düşünmek için–değerlendirmeye alınabilir. En fazla şunu söyleyebiliriz: Her bir fetva ehil kimseler tarafından ciddiyetle tetkik edilmek ve hangi fetvanın hangi durumlarda esas alınacağı yine ehil kimseler tarafından belirlenmek şartıyla, evet, ancak bu iki noktada ortayla konulacak titiz bir seçicilikle medya ve internet üzerinden verilen fetvalarla amel edilebilir. Yoksa "falan kişinin fetvaları muteberdir" veya "filanca sitedeki fetvalar güvenilirdir" gibi genellemelerde bulunmak son derece mahzurludur. 
 
 
Kaynak : Moral Dünyası