Nurefşan Karakaş Sağlam
Nazlı Sultan
Nurefşan Karakaş Sağlam
A- A A+
Geldi de, gönüller tahtına yerleşti bütün ihtişamıyla nazlı sultan. O kadar güzel, o kadar masum, o kadar sevimliydi ki, onu görenler yemeden içmeden kesildi. Sevildi, hem de çok sevildi, sevgilerin Yaratıcısı onu çok sevdiği için. O geldiğinden beri, her yer sürurla doldu. Kötülüğü emreden nefsin sesi kesildi. Sabırsızlık ve öfke sus-pus oldu. Şeytanın ellerine kelepçeler vuruldu. Ondan önce hiç hatırlanmayan fakirler, onunla çok hatırlanır oldu.
 
Öyle bir devirdi ki bu sultanın devri, Yaratıcı’dan mucizevi bir kitap, insanlığın yaşam rehberi, yeryüzüne, emin bir adrese, Efendiler Efendisine indirildi. Onun dostları ise bu kitabı okumaktan büyük bir zevk duyarlardı.
 
O sultanın zamanında gecelerce uyumadı onun sevgisiyle hemhal olmuş yürekler. Zira leylin şavkı daha parlak ve kamerin mehtabı daha aydınlıktı. Bu aydınlığı daha da aydınlatan ibadetlerle Yaratıcılarına şükranlarını sunarak taçlandırdılar gecelerini. Yediler, içtiler bir vakte kadar. Taa o sultanın Yaratıcısının “ Artık yemeyi, içmeyi bırakın benim için, buna karşılık sizin mükafatınızı ben vereceğim!” nidaları semalarda yankılanana değin.
 
Melekler, insanların güzel hallerini kayıtlara almak için koşturuyordu ve hatta, tabiri caizse nefes nefese kalıyorlardı. Çünkü her yerde güzel hallere vesile olacak lütuflar bahşetmişti Yüce Yaratıcı. Rahmet kapıları sonuna kadar açıktı. Bütün beşeriyet dilediğinden girsin de kendini affettirsin diye…
 
Sultanın her gün halkıyla vuslat saati vardı. O görüşme saati yaklaştığında yüzlerde tatlı bir heyecan, kalplerde coşkulu bir mutluluk olurdu. Bu vuslatın bir diğer adı iftardı. Cennet musikisi eşliğinde dualar edilir, iftarlar yapılırdı. Sultanın sofrasında cennet yemişleri ve içkileri vardı. Ancak, o bereketli sofrada bulunanlar bu nimetlerin tadına varıyorlardı. Bulunmayanlar ise mutluluğu hissedemiyor ve taamların lezzetini alamıyorlardı.
 
Sonra melekleri imrendiren bir manzaraya tanık olurdu kainat. Yeryüzünde insanlar secdelere varıp Rabb’e ibadet ederlerdi. Sadece Kabe değil, kainatın tamamı adeta beyt’ül-mamurun izdüşümü gibiydi. Secdeye gidiş sesindeki o ürpertici ses, şeytanın yüreğini hoplatırdı. Teravihti rahatlamanın bir diğer adı; günah hamallığından kurtuluştu bir bakıma.
 
Teravihin sonunda her bir müminin dilinde neşv ü nema bulan “Allah'ım, Efendimiz olan ümmi peygamber Muhammed'e ve onun ailesine ve ashabına salat ve selam olsun” cümlesiyle kainat cuş u huruşa gelirdi..
 
Bu zamanda genel af gelmişti memlekete. Af dilemeyi bilenler, bu aftan yararlanıp günah haps-i münferidinden kurtulacaklardı.
 
Velhasıl, kutsanmış bir zamandı, nazlı sultanın zamanı…
 
Saadet zamanı, şefkat zamanı, merhamet zamanı…
 
Rabb’imiz bizi sevdiği için halketmişti bu nazlı sultanı.
 
Bizde çok seviyoruz Rabb’imizi ve bize bahşettiği Ramazan’ı…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>