Süfyan Komitesi Karşısında Hakikat Kahramanları
A- A A+

Süfyan Komitesi Karşısında Hakikat Kahramanları

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu müthiş zamanda, fitne-i ahirzamanda, şiddetli tazyikat karşısında, savletli bid’atlar, dalaletler içerisinde, dehşetli düşmanlara mukabil mücahedesinde ne maddi ve manevi makamlara ne kutbiyet ve gavsiyet ve velayetin hadsiz makamlarına hatta mücedditiyet ve mehdiyet gibi uhrevi rütbelere ve ne de dünyevi rütbelere istinad etmemiş; bunların yerine doğrudan hizmetkarlığı, Kur’an-ı Hakime dellallığı tercih etmiştir.

İhsan-ı İlahi olarak omuzuna konulan vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’aniyeyi ifa etmeye himmet ve gayretini sarfederken, ilim içinde hakikata giden cadde-i kübra-i Kur’aniyeyi ümmete tarif ederken tamamen Kur’an-ı Hakime ve onun tefsir-i hakikisi, en ekmel tefsiri olan ve mülhem-i hakikat olan hadis-ı şeriflere istinad eden meslek-i nuranisini tesbit etmiştir.

Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i baki varken, başka bürhan aramak aklıma zaid görünür.
Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

 

Hem; “Biz Kur’an şakirdleri olan Müslümanlar, bürhana tabi oluyoruz. Akıl ve fikir ve kalbimizle hakaik-i imaniyeye giriyoruz. Başka dinlerin bazı efradları gibi ruhbanları taklid için bürhanı bırakmıyoruz. Onun için akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’an hükmedecek.” (Hutbe-i Şamiye, s.27)
 

Diyerek davasını, hedefini ilan etmiş ve inayet-i Hakla bihakkın muvaffak olmuştur. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyetle yola çıkmış, izzet-ı İslamiye ve şehamet-i imaniyesi ile ümmete rehber olmuştur.

O müceddid-i ekber, o asrın vekili, bu kudsi vazifesinde kendisini takip edecek talebeler, takipçiler yetiştirirken yine tevazu mahviyet ve terk-i enaniyet mesleğinde acz ve fakr ve şefkat yolunu izleyecek, ders verdiği hakikatlara şeffaf ayine olacak, –allameler ve ünvan sahibi ehl-i makamata mukabil– kendi sermaye ve rengini karıştırmayacak reşha misal hizmetkarlar yetiştirmiştir.

Ve hizmetinin tarzını muhafaza etmeyi onlara emanet etmiştir.

Hakikatte herbirisi deha derecesinde zekaya malik, hakiki evladın çok fevkinde sadakat ve irtibat sahibi, cesur, fedakar bu insanlar ders-i Kur’an’da zeki birer muhatab olarak hakikatlerin muhafızlarıdırlar.

Risale-i Nur’un tarz-ı hizmetinin idamesi için vazifedar ve gelecek nesillere ve fedakarlar cemaatine hususan vakf-ı hayat etmiş talebere rehber ve ustabaşı, bir cihette hizmetkarlık kisvesinde görünen vasiyetnamede işaret olunan muallimlerdir.

Fakat bazı ünvan ve makam ve bilgi sahibi hodfuruş insanlarca bu mübarek zatlara;

“Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydan okuyan? Heyhat! Bunlar nerede, evliyaları bu zamanda aciz bırakan bu kudsi hizmet mücahidleri nerede?” (Şualar s.317) Diyerek kendilerini daha liyakatli görerek tenkide başladılar.
 
O mübarek zatlar ise bir istihdam-ı Rabbani ile vazifelerinde fütursuzca, sadakat ve kanaatle, her müşkilatı iktiham ederek fedakarane devam ettiler.

Üstadlarından aldıkları vazifeleri levm-i laime ehemmiyet vermeden herbirisi lisan-ı hal ile:

“Ben ki Risale-i Nur’u te’lif ile vazifelendirilen ve istihdam edilen Üstad’ın hizmetçisi olmayı en büyük bir nimet bilirim. Hizmetçisinin hizmetçiliğini yapmayı bir şeref addederim. Bu kalbi ve samimi bağlılığı çok görenler olabilir; fakat hiç de fazla bulmamalıdır.” (Gençlik Rehberi s.255) diyerek vazifelerini yerine getirdiler.
 
Hüsnü Bayramoğlu Ağabey Alem-i bekaya, alem-i berzaha irtihal eden o zatların son temsilcileri Hüsnü Bayramoğlu Ağabey de seksenli yaşlarında, Üstadımızdan gördüklerini aynen tatbik ve icra ile tevazu, mahviyet, terk-i enaniyet ve makamlardan içtinab meşrebinde devam ediyor.

Azami ihlas, azami sadakat ve kanaatle Nurları neşre çalışıyor.
Tesanüdü, ittihadı, birlik ve beraberliği muhafazaya azami ihtimam gösteriyor.


Eski Said’in vatan, iman ve İslamiyet müdafaasında hemen hemen bütün talebelerini şehid vererek maddeten cihad-ı diniye vazifesini ifa etmesi hatta yaralanarak gazi ve esir düşerek çileler çekmesi gibi Yeni Said’in hizmetkar ve talebeleri de vazife-i kudsiyelerinde ve manevi hizmetlerinde eski talebelerin canlarını feda etmelerine mukabil bu manevi hizmetkarlar da hayatlarını feda ederek çok çileler çektiler.

Seksenli yaşlarda Hüsnü Ağabey de Nur talebelerinin manevi hizmetlerine devam ile beraber –açıkça batılı kafir zalimler ve emparyalistler ile iş birliği yaparak devletimize ve miletimize, Kur’anımıza ve onun tefsiri olan Risale-i Nur’a saldıran ve memleketimizde menfi hareket ile darbe yapmaya teşebbüs ile kan dökerek menfi hareket eden– hainlere karşı devletimizin yanında yer alarak mütedeyyin olan Reis-i Cumhurumuzu desteklemesini tenkid edenler, siyasete alet oluyor diyenler, hıyanete ortak olduklarını gösteriyorlar.

Evet, o hainlerin bu kudsi davayı ve masum mensuplarını alet etmek emelleri bertaraf olmuştur.

Hüsnü Ağabeyin ve umum Nur talebelerinin bu ciddi, kararlı duruşu ve tavrı, fevkalade bir surette batılı kafir ve emperyalistlerin plan ve desiselerini inşaallah bitirmiştir.

Evet, düşman uyumaz.

İnayet ve tevfik-i İlahi ile ümit edilenin fevkinde muvaffakiyet ihsan edildi. Bu muvaffakiyeti hazmedemeyenler yine tenkidler ve gıybetlere başladılar. İlim ve yazarlık kisvesinde bazı hodfuruşlar, yılmadan usanmadan bazı eski ve yeni komitelerin tesiriyle bazan haricen, bazan münferiden, bazan Fetö paralelinde, bazan dost ve bazan muarız sinsice tenkid ve tahlillere devam ediyorlar.

Zaman zaman kardeşlerimiz bu hodfuruş ve enaniyetli beylere, Yeni Asya artıklarına, mason demokratların yalakalarına, hıyanet şebekelerinin kripto propagandacılarına mukabele ediyorlar.

Böyle mukabelelerden rahatsız olduklarından Üstadımızın hizmetkarlarına, varislerine, hususan Hüsnü Ağabeyin yakınında bulunan, yardımcı olan genç ve fedakar kardeşlerimize de dil uzatmaktan geri kalmıyorlar.

O genç kardeşlerimizi takdir ve tebrik ile dua ederek kuvvet vermek lazım gelirken sırf kendi hissiyatlarına muvafık hareket etmedikleri için bu fisebilillah hizmet eden ve Ağabeyimizin imdadına yetişen arkadaşlara da hücum ediyorlar.

Filipinler ve Uzak Doğuda yirmi seneden ziyade fedakarane hizmet eden onbinlerin hidayetine vesile olarak İslamiyete celbeden akademisyen bir kardeşimiz olan Mehmet Rıza’yı ve Hüsnü Ağabeyin yakınında bulunup ihtiyarlığına binaen iletişim ve şahsi işlerine yardımcı olan Taha ve Ebubekir ve diğer kardeşlerimizi tenkid edenlere Allah müstehakınızı versin demekle iktifa ediyor ve hayretle seyrediyorum.

Hüsnü Ağabey ve umum Nur talebeleri nerede durduklarını çok iyi biliyorlar.

Yeni Asya, CHP’ye iltihak ile Fetö’ye taraftar olmakla Süfyan komitesine, deccaliyete perdesiz iltica etmiş ve mahiyet-i hakikiyesini izhar etmiştir. Üstadımızın ve Nur’un manevi mücahedesinin tam zıttında yar alanlar elbette müstehak oldukları yeri bulmuş ve hidayet güneşinden uzaklaşarak deccaliyete tam manası ile iltihak etmişlerdir.

Allah şerlerinden muhafaza buyursun, amin!

Mahmut İşgören
Kaynak : Nurdan Haber