Said Nursi Abdulhamid Han İçin Ne Dedi
A- A A+

Said Nursi Abdulhamid Han İçin Ne Dedi

Sultan Abdulhamid’e Dair Üstadımıza Sorduk,Abdulhamid Han’a Dair Hz. Üstad’ın Cevabı;
 
Yine o 3 aylık İstanbul ikameti günlerinde bazı sol menşeli yayınlar ve mecmualar bilhassa Abdulhamid Han aleyhine tezviratta bulunuyor, hakaretli yazılar yayınlıyorlardı.

Peyami Safa gibi Sultan Abdulhamid Han’a “Katil” ve “Kızıl Sultan” diyenler pervasızca artıyordu. Hatta Darulaceze’nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle Sultan’ın bir portresi kurumun girişine asılmış ve o portre bir kaç kendini bilmezce yırtılmış, yumurta atılmıştı.

Hz. Üstad bunu duyunca “Sultan Hamid saltanat itibariyle otuz milyon Osmanlının, hilafet itibariyle üç yüz milyon müslümanın halifesiydi, ben Sultan Hamid’e veli nazarıyla bakıyorum” demişti. İşte o günlerde bir muallimin Hz. Üstad’ın mevzu ile alakalı kanaatlerini sorduğu ve talebelerince Hz. Üstadın müsadesiyle yazılan cevabi lahika pek kıymetlidir;
 
“Bir muallim kardaşımız, Sultan Hamid’in hakkında Üstadımızın Hürriyet başında söylediği nutuklarda, Sultan Hamid’e hücum etmiş ve o kıymettar padişahın kıymetini takdir etmemiş gibi bir şüphe gelmiş.
 
Elcevap: Biz Üstadımızdan aldığımız hakikat-i hal ile cevap veriyoruz.
 
Evvela: Üstadımızın bütün hayatındaki birinci düsturu, Kur’an-ı Hakimin bir kanun-u esasisidir ki: ‘Bir adamın cinayetiyle başkası mes’ul olamaz’ kaide-i Kur’aniyesi ile, ‘O padişahın zamanındaki hükumetin hataları ona verilmez’ diye daima hayatında ona hüsn-ü zan etmiş, onun bazı zaman mecburiyetle ettiği kusurları da, onun muarızlarına karşı da te’vile çalışmış.
 
Saniyen: Üstadımız, Hürriyetin başında bütün kuvvetiyle şeriat dairesindeki hürriyet-i şer’iyeyi sena etmiş, nutukları ile halkları o hürriyete davet etmiş ve hürriyet-i şer’iyeye muhalif olanlara demiş ki:
 
‘Eğer şeriat dairesinde olmazsa, istibdad namını verdiğiniz, bir şahsın mecburi, cüz’i ve hafif istibdadı, pek şiddetli bir istibdad-ı külli olup inkısam edecek. Herkes, bir nevi müstebit olur. İstibdad-ı mutlak çıkar. Binler istibdad hükmüne dönecek, yani, hürriyet ölecek, bir istibdad-ı mutlak çıkacak.’
 
Hatta, bu meselede Üstadımız, idam için kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’de demiş ki: “Eğer meşrutiyet, İttihatçıların istibdadından ibaret ise veya hilaf-ı Şeriat hareket ise, bütün dünya şahit olsun ki, ben mürteciyim.”
 
Salisen: Üstadımız, o zamanda bir hiss-i kable’l-vuku nevinde şimdiki alem-i İslamın ecnebi istibdadından kurtulması ve bir Cemahir-i Müttefika-i İslamiye tarzında tezahüre başlamasını tasavvur etmiş, ümit etmiş, hissetmiş ve bütün kuvvetiyle bağırmış, hürriyet-i şer’iyeyi takdir etmiş. O zamanki hutbelerinde demiş ki:
 
“Hürriyet, terbiye-i İslamiye ile olmazsa, ölecek; bir istibdad-ı mutlak, yerine çıkacak.”
 
Rabian: Üstadımızdan hem işitmiş, hem halinden anlamışız ki, ecnebilerin şiddetli desise ve kuvvetlerine karşı gösterdiği sebat ve kanaat; hususan alem-i İslamın kısm-ı azamının halifesi olmak; hem, biçare vilayat-ı Şarkiyenin bedevi aşairini Hamidiye Alayları ile en yüksek bir derece-i askeriye ve medeniyeye onları sevk etmesi, Hamidiye Camii’nde her Cuma günü bulunması, şeair-i İslamiyeye elden geldiği kadar müraat etmesi, daima Yıldız dairesinde manevi üstadı kabul ettiği bir şeyhi var olduğu gibi, çok hasenatı için, Üstadımız, bütün hayatında onun padişahlar içinde bir nevi veli hükmüne geçtiğine kanaat etmişti.
 
O zaman Üstadımız Said Nursi’nin hizmetinde bulunan, Muhsin-Ziya,
1953, Fatih/İstanbul”
Kaynak : Risale Ajans