Müslüman Cemaatler Neden Rekabet Ediyorlar
A- A A+

Müslüman Cemaatler Neden Rekabet Ediyorlar

Bir çok insanın Dünyada yaşanan hadiseler karşısında aklına gelen ilk sorulardan birisidir bu. İşte bu sorulara Bediüzzaman hazretleri cevap vermiş, dikkatlice okuduğunuzda Müslümanlar olarak nerede hata yaptığımızı çok net göreceksiniz. Yedi bölümden oluşan cevapların üçüncüsünü buraya aktarıyoruz.

Mühim ve müdhiş bir sual: 
  1. Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hatta ehl-i dalalet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde; ehl-i hak ve ehl-i vifakolan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat, neden rekabetli ihtilaf ediyorlar?
  2. İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilaf ehl-i nifakın lazımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi?

Elcevab;  Ehl-i hakkın ihtilafı, himmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalaletin ittifakı, ulüvv-ü himmetten değildir. Belki ehl-i hidayetin ihtilafı, ulüvv-ü himmetin su'-i istimalinden ve ehl-i dalaletin ittifakı, himmetsizlikten gelen za'f ve aczdendir. Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten su'-i istimale ve dolayısıyla ihtilafa ve rekabete sevkeden, ahiret nokta-i nazarında bir haslet-i memduha sayılan hırs-ı sevab vevazife-i uhreviyede kanaatsızlık cihetinden ileri geliyor.

Yani:

"Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler." diye, karşısındaki hakiki kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zata karşı rekabetkarane vaziyet alır.

"Şakirdlerim ne için onun yanına gidiyorlar? Ne için onun kadar şakirdlerim bulunmuyor?" diye, enaniyeti oradan fırsat bulup, mezmum bir haslet olan hubb-u caha temayül ettirir, ihlası kaçırır, riya kapısını açar.

 
İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müdhiş maraz-ı ruhaninin ilacı şudur ki:

Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba' ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir.

Çünki onlar vazife-i İlahiyeye ait olduğu için istenilmez; belki bazan verilir. Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahiye medar olur.

Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine tarafdar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevab kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.
 
Ey sevaba hırslı ve a'mal-i uhreviyeye kanaatsız insan!

Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahiyi kazanmakladır.

Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile "Herkes beni dinlesin" diye vazifeni unutup, vazife-i İlahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.

Hem hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar, yalnız insanlar değildir. Cenab-ı Hakk'ın zişuur mahlukları ve ruhanileri ve melaikeleri kainatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevab istersin, ihlası esas tut ve yalnız rıza-yı İlahiyi düşün. Ta ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları; ihlas ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zişuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevab kazandırsın.

Çünki mesela sen "Elhamdülillah" dedin; bu kelam, milyonlarla büyük küçük "Elhamdülillah" kelimeleri, havada izn-i İlahi ile yazılır. Nakkaş-ı Hakim abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halketmiş. Eğer ihlas ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanilerin kulaklarına girer.

Eğer rıza-yı İlahi ve ihlas o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez; sevab da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hafızların kulakları çınlasın!..
 
Risale-i Nur / İhlas Risalesi / Said Nursi
Kaynak : Risale Ajans