Küçük Yaşta Çocuğu Ölen Aileler Üzülmeyin
A- A A+

Küçük Yaşta Çocuğu Ölen Aileler Üzülmeyin

Çocukların vefatlarında azap değil, şefkat; gazap değil, merhamet; korku değil, ümit söz konusu; insafsız bir emir değil, acıyan bir elin izleri görünmektedir. Çünkü çocuklar düpedüz Allah’ın rahmetine ve Cennetine uçmaktadırlar. Öyle ki, kendileri Allah’ın rahmet dairesine girmekle beraber, anne ve babalarının da kurtulmalarına şefaatçi olabileceklerini
Resulullah Efendimiz (asm) müjdelemektedir.
 
Peygamber Efendimiz (asm) küçük yaşta ölen çocuklarla ilgili buyurdu ki:
 
“Mü’minlerin ölen çocukları Cennette bir dağdadırlar. Kıyamet Günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını Hazret-i İbrahim (as) ve hanımı Sare üzerine alır.”1
 
“Ümmetimden bir adam gördüm ki, terazisinin iyilik kefesi hafif gelmişti. Küçük yaşta ölen çocukları geldi ve terazisini ağırlaştırdı.”3
 
“Ergenlik çağına gelmeden önce ölen çocuklar, Cennette çok canlı ve hareketli balıklar gibidirler. Birisi babasını karşılar, elbisesinden tutar, Allah ebeveynini de kendisiyle birlikte Cennete koyuncaya kadar bırakmaz.”4
 
Kazaya rıza ve kadere teslim olmanın İslamiyet’in bir şiarı olduğunu beyan eden ve çocuğu vefat eden Hafız Halid Ağabey için Allah’tan sabr-ı cemil dileyen Bediüzzaman Hazretleri, ölen çocukların bir ahiret azığı ve şefaatçi hükmünde olduklarını kaydeder.
 
Bediüzzaman Hazretleri, çocuğu vefat eden takva ehli mü’minlere yüksek birer müjde ve teselli mahiyetinde şu noktalara dikkat çekiyor:
 
1- Kur’an-ı Hakim’de, “Ebediyet çocukları” 5 kavramının manası ve sırrı şudur:
 
Mü’minlerin ergenlik döneminden önce vefat eden çocukları Cennette ebedi, sevimli ve Cennete layık bir surette daimi çocuk kalacaklar ve Cennete giden anne ve babalarının kucaklarında ebedi sevinç kaynağı olacaklardır. Böylece anne ve babalarına çocuk sevmek ve evlat okşamak gibi en latif bir zevki ebediyen kazandıracaklardır. Nitekim her lezzetli şey ve mü’minin her isteği Cennette vardır. Cennetin tenasül yeri olmadığından çocuk okşama ve çocuk muhabbeti olmadığını zannedenler yanılmaktadırlar. Dünyada on senelik kısa bir zamanda elemle karışık evlat sevmeye ve okşamaya bedel, ahirette elemsiz, kedersiz, milyonlar sene ebedi evlat sevmeyi ve okşamayı kazanmak mü’minlerin en büyük bir saadet kaynağı olacaktır. Kur’an, “ebediyet çocukları” cümlesiyle bu hakikate işaret ediyor ve müjde veriyor.
 
2- Bediüzzaman Hazretleri bu İkinci Nokta’da bir temsil kaydeder. Şöyle ki: Bir zaman, bir zat, bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu da yanına gönderiliyor. O biçare mahpus hem kendi elemini çekiyor, hem de çocuğunun istirahatını temin edemediği için onun zahmetiyle elem ve keder duyuyordu. Sonra bir gün merhamet sahibi hakim ona bir adam gönderdi ve dedi ki:
 
“Şu çocuk gerçi senin evladındır. Fakat benim vatandaşım ve milletimdendir. Onu ben alacağım ve güzel bir sarayda
besleyip büyüteceğim.”
 
Çocuğun babası ağlayıp sızlayarak diyor ki:
 
“Ben teselli kaynağım olan evladımı vermeyeceğim”
 
Arkadaşları diyorlar ki:
 
“Senin üzüntün yersizdir ve manasızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan çocuk şu karanlık, sıkıntılı, bozuk ve kirli hapishaneye bedel; ferahlı, saadetli, huzurlu ve rahat bir saraya gidecektir. Eğer sen kendin için üzülüyorsan, kendi menfaatini arıyorsan; çocuk senin yanında kalsa, geçici olarak şüpheli bir menfaatle beraber, çocuğun meşakkatinden çok sıkıntı ve elem çekeceksin.

Eğer çocuğu hakime versen, sana daha çok menfaati olacak. Çünkü padişahın merhametini çekecek ve sana şefaatçi hükmüne geçecek. Padişah onu seninle görüştürmek isteyecek. Elbette, görüşmek için onu zindana göndermeyecek; belki, seni zindandan çıkarıp o saraya getirecek, çocukla görüştürecek. Bir şartla ki, padişaha emniyetin ve itaatin varsa.”
 
Üstad Bediüzzaman diyor ki: “İşte Aziz kardeşim, senin gibi mü’minlerin evladı vefat ettikleri vakit şöyle düşünmeli: “Şu çocuk masumdur. Onun Halıkı dahi Rahim ve Kerim’dir. Benim noksan ve eksik terbiyeme ve şefkatime bedel; onu gayet kamil olan inayet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli, musibetli ve meşakkatli zindanından çıkarıp, Cennetü’l-Firdevs’ine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsaydı kim bilir ne şekle girerdi! Onun için ben ona acımıyorum. Onu bahtiyar biliyorum.”
 
Çocuğun dünyada kalması halinde ebeveynine ait menfaati için dahi acınmayacağını ve acı duyulmayacağını belirten Bediüzzaman, çünkü dünyada kalsaydı on senelik geçici bir elemle karışık bir evlat muhabbeti temin edeceğini; salih olması ve dünya işinde başarılı olması halinde ebeveynine yardımcı olacağını; fakat vefat etmesiyle ebedi Cennette milyonlarca sene ebeveynine evlat muhabbetine kaynaklık edecek derecede ebedi saadete vesile bir şefaatçi hükmüne geçeceğini kaydeder.6
 
Bediüzzaman’ın bu müjdeli haberinde şu hadis-i şerifin hakiki müjdesi okunmaktadır:
 
Peygamber Efendimiz (asm) buyurur ki: “Şüphesiz ben, Cennet kapısında durup girmemekte ısrar eden bir düşük çocuğa varıncaya kadar diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim. Bu çocuğa: “Cennete gir!” denilecek. O da: “Ya Rabbi, Annem babam da girsin.” diyecek. Bunun üzerine ona: “Anneni ve babanı da alarak Cennete gir.” denilecektir.7
 
Bediüzzaman der ki: Elbette ve elbette meşkuk (şüpheli) ve muaccel (hemen) bir menfaati kaybeden ve fakat muhakkak geleceği vaad olunan bin menfaati kazanan elem çekmez, acı duymaz, ümitsizce ağlamaz, üzüntü içinde feryat etmez.8
 
1. Camiü’s-Sağir, 1/634,
3. Camiü’s-Sağir,2/1456, 4. Camiü’s-Sağir, 3/2481.
5. Vakıa Suresi, 56/17, 6. Mektubat, s. 79, 80.
7. Camiü’s-Sağir, 3/2364, 8. Mektubat, s. 80.
Kaynak : Risale Ajans