Küba'dan Hüsnü Ağabeye Mektup
A- A A+

Küba'dan Hüsnü Ağabeye Mektup

Kıymetli ve saygıdeğer ağabeyim,
Maddeten uzak olsak da Risale-i Nur'un bize verdiği nur vesilesiyle kendimizi manen yakın hissetmekliğimize binaen, size İslam'a nasıl ulaştığıma dair hikayemi ve iman gibi büyük bir nimetten istifade etmek için ne gibi imtihanlar geçirdiğimi anlatmak isterim.
 
Bundan 16 sene evvel gençlik hevesatı ile  yolumu kaybetmiştim hatta artık yaşamak da istemiyordum. Benim düşünce tarzımdan dolayı ailem beni deli olarak görmeye başlamıştı. Kimse bana ehemniyet vermiyor ve beni anlamıyordu... 
 
Sonunda annem beni bir psikiyatri hastanesine götürdü. Hastanedeyken bir gün odama sakallı, uzun bir adam girdi. Nedenini bilmediğim halde o adamı görünce manevi bir huzur hissettim. Bu adam kimseyle konuşmuyordu ama dudak hareketlerinden içinden sessizce birşeyler söylediği anlaşılıyordu. Doğrusu bu bende daha çok merak uyandırmıştı. Gece olduğunda ise mutfağa gidip oradaki temiz yerde ibadet ettiğini gördüm. İbadetini bitirdiğinde yanına gidip sordum; "Kimsin sen ?"  “Benim adım İsa” dedi ve müslüman olduğunu söyledi.  “ Waouv !” dedim, senerlerdir aradığımı burada buldum! Neden psikiyatri hastanesinde olduğunu sordum. Çünkü hiç de zihinsel sorunları olan birisi gibi görünmüyordu. Polislerin onu parkta namaz kılarken görüp deli olduğunu düşünerek hastahaneye getirdiklerini söyledi.
 
Sonra ben islamiyet hakkında sorular sormaya başladım. Ben sordukça İsa sıkılmadan bana islamiyeti anlatıyordu. O anlattıkça ben kendi kendime diyordum; “İşte ruhumun ihtiyacı olan bu!” Arayan bulurdu, ben de hiç beklemediğim bir zamanda, hiç beklemediğim bir yerde aradığımı bulmuştum. Artık daha fazla beklemenin anlamı yoktu. İsa’ya İslam'a girmek için ne yapmam gerektiğini sordum. O da önce bana abdest almayı gösterdi ve sonra da söylediği sözleri tekrar etmemi istedi. “Eşhedü en la ilahe illa Allah ve eşhedü enne Muhamedün Rasulullah” İsa ile beraber hemen orada Şehadet getirip müslüman olmuştum. Artık sanki tamamiyle başka biriymiş gibi hissediyordum. İnanılmaz ama gerçekti, bu adamı henüz tanıyordum ve bütün bunlar sadece  24 saat içinde gerçekleşiyordu. 
 
Ertesi gün onu başka bir yere götürdüler ve garip bir şekilde onu bir daha hiç görmedim. Sanki sadece benim için gelip, müslüman olmama vesile olup sonra da vazifesi bitmiş gibi oradan ayrılmıştı. Zaten akabinde ben de taburcu oldum. Hastanden çıkar çıkmaz bulunduğum şehirde müslümanları aradım ama bu sefer aradığımı bulamadım. Yine de aklımdan hiç çıkmayan ve sürekli zihnimde yankılanan bir söz vardı; “La ilaha illa Allah Muhammadun Resulullah”
 
Kısa bir süre sonra Annem vefat etti. İslamiyet hakkında çok az bilgim olmasına rağmen biliyordum ki annem geldiğimiz yere dönmüştü. Ama yine de bu ayrılık beni üzmüştü çünkü vefat eden annemdi.   Sonra kardeşlerim haksız bir şekilde mirastan bana hiç pay vermediler ve neredeyse beni evden attılar. Ben zaten maddeye kıymet veren birisi değildim. Fakat artık yalnız kalmıştım ve sokakta yaşamaya başladım. 
 
Bununla beraber bir şekilde para kazanmam gerekiyordu. Ben de sokaklarda ve parklarda turistlere gitar çalmaya başladım. Sadece sokakta müzik yaparak para kazandığım için beni hapse attılar ve üç sene hapiste kaldım. Fakat bu hapis zamanı kendime çok sorular sormama ve bir nevi tefekküre vesile oldu. Sonrasında bu düşünceler şarkıya dönüştü ama konu hep Allah, ahiret ve islamdı. Böylece bir çok şarkı yapmıştım. 2013'te hapisten çıktığımda tekrar Habana sokaklarında gitar çalarak geçimimi sağlamaya başladım çünkü o zaman yapabileceğim başka bir şey yoktu.
 
Bir gün gitarımla sokaklarda yürürken kübalı bir müslümanla tanıştım ve ondan Caminin yerini öğrendim. Sokaklarda çalışmaya devam etsem de hiç bir cumayı kaçırmıyordum. O zaman eşim henüz müslüman değildi. Ben her ne kadar onun da müslüman olmasını gönülden arzu etsem de onu zorlamıyordum çünkü kendi rızasıyla müslüman olmasını istiyordum. Gel gör ki ben de alkol gibi bazı kötü adetlerimi terkedemiyordum. Bir gece o kadar sarhoş olmuştum ki bir arkadaşım beni eve bırakmıştı. 
 
Ertesi gün kendime geldiğimde, henüz müslüman olmamasına rağmen eşim bana dedi ki: “Sen nasıl bir müslümansın ki islamiyete böyle kötü bir misal oluyorsun” Başımdan aşağıa sanki bir kova soğuk su dökülmüştü ve bu durumdan çok ama çok utanmıştım. Müslüman olmayan eşimin sözleri beni çok düşündürdü. Bu illetten kurtulmak için yaptığım işi de bırakmam gerekiyordu, öyle de yaptım ve bir Cuma gününde Allah'tan bana başka hayırlı bir iş vermesi için dua ettim, yalvardım. 
 
Sonra yolumuz Pakistanlı müslümanlarla kesişti. Bu arada hanımım da islamiyeti kabul etti ve biz de Allah’ın huzurunda tekrar nikahlandık. Artık kötü alışkanlıklarımdan da kurtulmuştum. Bir ramazan ayı boyunca Kafkasya'da bulundum, orada yaşanan islamiyetteki samimiyeti gördüm. Orada tanıdığım nakşisinden, kadirisine ehl-i tarik kardeşlerimin Allah’ı nasıl razı edebiliriz, O’na nasıl hakkıyla şükredebiliriz diye gayretlerini bizzat gördüm. 
 
Kafkasya'dan döndüğümde, bana daha önce Nur Risalelerinden bazı kitapları veren Ahmed Hasan Karadaş ile karşılaştık. Ben o zamana kadar, bana verdiği kitapları çok az okumuştum. O da hayretle bana soruyordu; “Şu risaleyi okudun mu? Buna baktın mı? Nasıl olur da şunu okumamış olabilirsin?” diye soruyordu. Sonra hemen orada İhlas risalesinden bir yer açıp okumam için bana verdi.
 
“Cenab-ı Hakkın rızası ihlas ile kazanılır; kesret-i etba' ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlahiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazan verilir. Evet, bazan birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazan birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlahiye medar olur.”  
 
Fesubahanallah, sanki derin bir uykudan uyanıyor gibiydim. Okudukça kendi kendime diyordum; “Nasıl olmuştu da bu kadar zaman elimde olan bu risalelerden istifade etmemiş öylece kitaplıkta mahzun bırakmıştım” O samimi gayretlerinden dolayı Ahmed Hasan kardeşimden de Allah razı olsun ki İhlas risalesindeki o bir tek cümleyi nazar-ı dikkatime sunarak adeta hakikati ve doğru yolu görmeme vesile olmuştu. Elhamdülillah! Allah onu cenneti ile mükafatlandırsın, amin… 
 
İhlas ve uhuvvet risalelerini okudukça Küba müslümanlarının, zahiren küçük ama manen büyük olan bu risaleye ne kadar da çok ihtiyacı olduğunu düşünüyordum.  Sonrasında kimse benden böyle birşey istemediği halde bazı kübalı müslüman kardeşlerimle birlikte bu küçük risalelerden okumaya başladım. Çünkü ruhu ve kalbi besleyen bu hakikatleri onlar ile paylaşma ihtiyacı hissetmiştim. Sonrasında Allah’ın izni ve Türkiye’den nur talebelerinin desteğiyle Kübada nurların neşrine ve bu mübarek hizmetin ifasına başladık. 
 
Evet, diyebilirim ki; Risale-i Nur Küba’da beni seçmişti. Bir gün uzun zamandır beklediğim Külliyattaki büyük kitaplar bana ulaştı. Allah’ım şahittir ki paketi açıp Sözler, Şualar, Mektubat ve Lemalar’ı gördüğümde sevinçten ağlamak istiyordum. Çünkü bu eserler neredeyse yüz sene önce telif edilmişti ama şimdiye kadar Küba'da hiç kimse bu elmaslardan istifade edememişti. Aklımdan çok şeyler geçiyordu. Küba'nın bu hakikatlere şiddetle ihtiyacı vardı. Nur Risalelerinin Küba'ya gelmesi ise Allah'ın bu ülkeye rahmetinin bir tecellisiydi. Biz de bu rahmetten daha fazla istifade edebilmek için  aile olarak hayatımızı tam sadakat ve ihlas ile bu iman ve Kuran hizmetine vakfetmeye karar verdik.
 
Kıymetli Hüsnü Ağabeyim,
Geçenlerde izlediğim bir  videonuzdaki sohbet esnasında geçen sözlerinizdeki güç, sadakat, inanç ve kesinlik ile kanaatim geldi ve karar verdik ki; 
 
HAYATIMIZIN GERİ KALAN KISMINDA KEMAL-İ SADAKAT VE RIZA İLE BU NUR RİSALELERİNİN NEŞRİNE ÇALIŞACAĞIZ. ÇÜNKÜ KATİ ANLADIK Kİ BU GENÇLİK VE HATTA TÜM İNSANLAR İÇİN BİR KURTULUŞ VESİLESİ BU NURLARDIR. BU GAYEMİZDE MUVAFFAKİYETİMİZ İÇİN MÜSTECAB DUALARINIZI BEKLİYORUZ.
 
Bu sözlerim de kalbime nakşolsun ki Allah, bu hizmeti Küba'da, tüm Latin Amerika ve Karayipler'de samimiyet ve sadakatle yapmayı ve bu nurları memleketimin her köşesine ulaştırmayı nasip etsin, amin…
 
Umarım bir gün bizzat görüşebiliriz ki size sarılıp, ellerinizden gururla ve saygıyla öpebilelim. Bu arada unutmadan; inşaallah sizi Küba’da ağırlamak istiyor ve buraya davetediyoruz. İnşaallah bu davetimizi kabul edersiniz ve en yakın zamanda buraya gelebilirsiniz, biz de etrafınızda oturup, Üstadımız ile geçen ve bize şevk verecek hatıraları bizzat sizden dinleriz.  
 
Aziz Ağabeyim,
Umarım beni affedersiniz, çünkü mektup yazmakta pek mahir değilim. Fakat bilmenizi isterim ki; inşaallah halis bir niyetle samimane hissiyatımı ifade etmeye çalıştım.
 
Daha fazla uzatmamak için sözlerime burada son veriyor ve sizi saygıyla selamlıyorum.
 
Halis bir nur talebesi olmaya gayret eden 
Kübalı kardeşiniz Amir Ali
Salamu aleykum wa rahmatullahi wa barakatu
 
Kaynak : Risale Ajans