Kabir Azabını İnkar Etmek Ahmaklıktır
A- A A+

Kabir Azabını İnkar Etmek Ahmaklıktır

Yazar Ahmet Ay kendi blogunda "Kabir azabını inkar etmek neden ahmaklıktır?" başlıklı güzel bir yazı kaleme almış istifadenize sunuyoruz...

"O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır." (Mülk suresi, 2)
 
Risale-i Nur'da pek sık altı çizilen birşeydir şu: "Malumdur ki; zararsız yol, zararlı yola—velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa—tercih edilir..." Mantığı doğru çalışan bir insandan asgari bekleriz bunu. "En azından bu kadarını ayırabilir..." deriz. Başka türlü hayatta kalması da zorlaşır çünkü.
 
'Zararsız olanı zararlı olana tercih etme' iradesidir zikrettiğimiz. Bir açıdan 'güvenli' ile 'tehlikeli'yi birbirinden ayırabilme yetisidir. Aklın bidayetidir/başlangıcıdır. Bunu yapabilene yapabildiği ölçüde 'akıllı' denir. Yok, zararına olanı karına, karına olanı zararına sanıyorsa; seçiyor ve de yapıyorsa; o kimsede istikametli bir akıldan bahsedilemez. Ahmağın tarifinde de vardır bu. Ahmak o kimsedir ki; neyin faydasına, neyin zararına olduğunu ayıramaz. 
 
Kabir azabının inkarını konuşurken de 'ahmaklığa' atıf yapmamak mümkün olmuyor. Bu inkarın nasıl bir mantıktan beslendiğini anlayamıyorum. Sizinle de paylaşmak isterim düşündüklerimi: 
 
Kur'an'da birşeyin iddialarınca 'zikredilmiyor' olması 'olmamasına' delil oluşturabilir mi? Biz biliyoruz ki: Kur'an'da, her gün bindiğimiz motorlu taşıtlar da dahil, pekçok teknolojinin zikri geçmiyor. Fakat bugüne kadar hiçbir meczubumuz "Kur'an'da geçmiyor!" diye motorlu taşıtları inkar etmeye kalkışmadı. Binmemeyi bile denemedi.

Neden?
Çünkü Kur'an'da birşeyin geçmiyor olması doğrudan o şeyin 'olmamasına' veya 'yasaklanmasına' delil olmaz.
Peki, normal çalışan bir mü'min aklı bu noktada ne yaptı?
 
Biz, ancak birşeyin Kur'an'da yasaklanmasını o şeyin 'yapılmaması gerektiğine' yorduk. Kur'an'da sarhoş ediciler yasaklanmıştı. Biz de onlardan uzak kaldık. Zina yasaklanmıştı. Uzak durduk. Varlıklarını inkar etmedik, ama haram saydık. Bir de Allah'ın doğrudan 'yokluğunu' buyurduğu şeyler vardı. Ondan başka ilah yoktu. Onun 'doğuranı' veya 'doğurduğu' yoktu. Allah Resulü aleyhissalatuvesselamdan sonra peygamberi yoktu. İşte bunların da yokluğuna yine emriyle ve haber vermesiyle iman ettik. Birşeyin yokluğunu ancak onun buyurması ve yine onun buyruklarıyla uyuşması ile kabul ettik.
 
Kabir azabının inkarı ise ne birincisine ne ikincisine sığıyor. Yani Cenab-ı Hak, kabirde çekilecek bir azabı yasaklamıyor veya yokluğuna iman etmemizi istemiyor ki; karşısında duralım. Aleyhinde bulunmak için Kur'an'da sarahaten beyan edilmemiş olmasından başka delil(!) söylenmiyor. Bu iddia doğru olsa bile (ki doğru olmadığını işari manalarla kabir azabını haber veren ayetleri zikrederek ortaya koyuyor ehl-i sünnet ve'l-cemaat alimleri) bundan doğrudan çıkarılabilecek 'yokluk' iddiası, ancak 'motorlu taşıtların inkar edilmesi' kadar mantıklı olabilir. Hatta Kur'an'da sarahaten bahsi geçmeyen herşeyin inkar edilmesi veya yokluğuna hükmedilmesi bu saçma argümanla tutarlı hale gelir. Eğer bu mantıklı ise şu an siz de, ben de, hatta bu yazı da kendini inkar etmelidir. Çünkü hiçbirisi Kur'an'da 'sarahaten' yoktur.
 
Bu noktada Bediüzzaman'ın sıklıkla nazara verdiği bir hakikati daha hatırlayalım: "Demek iman bir manevi tuba-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise manevi bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor." Neden böyle söylüyor mürşidim? Çünkü küfrün içerdiği karanlığın daha bu dünyada insanı cehennemi azaplar içinde bıraktığını, imanın ise tam zıttı bir şekilde bir küçük cenneti bu dünyada yaşattığını ifade ve isbat ediyor.
"Hem kat'iyen biliniz ki, bu hayat-ı dünyeviyede hakiki lezzet iman dairesindedir ve imandadır. Ve a'mal-i salihanın herbirisinde bir manevi lezzet var. Ve dalalet ve sefahette, bu dünyada dahi gayet acı ve çirkin elemler bulunduğunu Risale-i Nur yüzer kat'i delillerle ispat etmiştir. Adeta imanda bir Cennet çekirdeği ve dalalette ve sefahette bir Cehennem çekirdeği bulunduğunu, ben kendim çok tecrübelerle ve hadiselerle aynelyakin görmüşüm ve Risale-i Nur'da bu hakikat tekrar ile yazılmış."
Acaba şöyle bir ahmak müslüman var mıdır ki, desin: "İman ile küfür arasında insanın kalbinde yaşadığı 'mutluluk' veya 'sıkıntı' açısından hiçbir fark yoktur." Veya desin: "Namaz kılmak ile içki içmek arasında insanın alacağı lezzet-i kalbiye açısından hiçbir fark yoktur." Bunları ancak yalancı bir münkir söyleyebilir. Allah'ın kelamı ve Resulü aleyhissalatuvesselamın sünneti doğrultusunda yaşanmış bir hayatın ruha/kalbe yaşattığı cennetle; şeytanın ve küfrün kalbe doldurduğu cehennemin arasında hiçbir fark olmadığını söyleyen ya aklını inkar etmiştir yahut da imanını. O halde bu bizi neye inandırır? İmanın veya küfrün daha bu dünyada bizi karşılayan sonuçları olduğuna...
 
Kur'an'da, kafirlerin daha bu dünyada yaşayacakları azaplara ve mü'minlerin daha bu dünyada yaşacakları saadete işaret eden ayetler bize der ki: Allah'ın şe'nidir. Münkirleri hem bu dünyada hem öteki dünyada azap içinde bırakır. Mü'minleri ise hem bu dünyada hem öteki dünyada saadete kavuşturur. Bunu salt 'maddi refah' olarak anlamak ve o dar anlama sıkıştırmak yanlıştır. Allah'ın bize vaadettiği önce ve bizzat yaşayacağımız 'içhuzurdur.' 
 
Doğruyu yapmış olmanın huzurudur bu. İmandaki lezzete biraz olsun dilini değdiren bu ayetleri tüm zerreleriyle tasdik eder. Azıcık tecrübe etmiş olan bilir. O yüzden günahkar da olsa bir mü'minden şu dileği çok işitirsiniz: "Dua et de ben de senin gibi olayım." Veya "Dua et de ben de namaza başlayayım." İnatçı bir kafir dışında bu ayetlerin sarahaten ifade ettiği manaları inkar etmeye yeltenebilecek yoktur. 
 
O halde, kabir azabını inkar eden, bu azabı haber veren hadis-i şerifler ve bu azabın varlığına iman eden selef-i salihinin itikadları dışında daha neyi inkar etmektedir? Allah'ın kafire veya günahkara daha bu dünyada azap çektirdiği açıktır. Cehennemde de çektireceği kesin delillerle ortadadır. Ölüm bir 'yokluk' değil ise, (ki böyle olduğunu düşünmek için elimizde hiçbir neden olmadığı gibi, aksini söyleyen pekçok delil de vardır) o halde bu 'varoluş' içinde de bir çeşit azap veya mükafat olacaktır. Allah o varoluş çeşidinde de bu şe'nini/adetini sürdürecektir.
 
Bu dünyada; bazen vicdan azabı olarak, bazense geçmiş kavimlere olduğu gibi maddi şekillerde bir karşılığı var ise küfrün veya fıskın... Ve yine olacaksa (ki kesinlikle olacak) bundan fazla fazla mücazatı ahirette... Allah, ehl-i küfre ve fıska hem bu dünyada hem öteki dünyada azap edecekse... Bunların delilleri apaçık ve sabitse... Sen de bunları inkara cür'et edemiyorsan... Ölüme de yokluk demiyorsan ve diyemiyorsan... Neden Allah orada da şe'n-i Rububiyeti ve adaleti üzere küfre ve fıska azap etmekten beri olsun? Haşrin her muktazisi kabirdeki varlığın ve mücazatın da muktazisidir. Senin ahmaklığın onun kudret ve adalet elini tutar mı? Neden aklın yolu bir iken ve bu kadar nakli delil de varken böylesi zararlı bir yolu tercih ediyorsun?
Kaynak : Risale Ajans