Irkçılık Hastalığına Bediüzzaman'dan Çözüm
A- A A+

Irkçılık Hastalığına Bediüzzaman'dan Çözüm

Risale Ajans-Haber Yorum

Son günlerde bir milletvekilinin talihsiz açıklamalarıyla Türkiye gündemine oturan ırkçılık söylemleri sıkça tartışılmaya başlandı. ''Kürt milliyetçiliğini bana ilericilik ve bağımsızcılık diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” ifadeleri çok tartışıldı.

Milliyetçilik Fikrinde Nefsani Bir Zevk Bulunur

Hastalıklı bir düşüncenin emarelerini yansıtan bu açıklamanın altında bir çok sebep aranabilir. Geçtiğimiz asırda başlayan ve günümüzde de devam eden milliyetçilik fikrini, Avrupa’dan Osmanlı’ya menfi bir şekilde sokarak “İslam Milleti” ni parçalamayı amaçlayan dessas Avrupa zalimleri bir dönem bu oyunu bu vatan toprakları içerisinde de oynamayı başardılar.

Milliyetçilik fikrinde nefsin ve gafletkarane bir zekvin olduğunu belirten Bediüzzaman Said Nursi aynı zamanda bu fikrin uğursuz bir kuvvete de sahip olduğunu belirtir. Bu gerçeklikten dolayı içtimai hayatla uğraşan bu asrın insanına milliyetçilik fikrini bırakın denilmesinin çok gerçekçi olmayacağını vurgular. Fakat bu fikri, menfi ve müsbet olarak ikiye ayırır:

Müsbet ve Menfi Milliyet

Menfi kısmını zararlı ve uğursuz olarak belirterek ; “Başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adavetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebeptir.” İfadesiyle bu fikrin iç yüzünü insanlara anlatır. Ayrıca Peygamber Efendimiz (SAV)’in; “İslam, Cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır. Müslüman olduktan sonra, Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur.” Hadis-i Şerifiyle bu eşitliği vurgular.

“Kafirler, kalblerine cahiliyet taassubundan ibaret olan o gayreti yerleştirdiklerinde, Allah, Resulünün ve mü’minlerin üzerine sükunet ve emniyetini indirdi ve onlara takvada ve sözlerine bağlılıkta sebat verdi. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir.” (Fetih Suresi, 48:26)” ayetini delil göstererek;

“İşte şu hadis-i şerif, şu ayet-i kerime, kat’i bir surette menfi bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar. Çünkü müsbet ve mukaddes İslamiyet milliyeti ona ihtiyaç bırakmıyor.” Bu tespitleriyle Bediüzzaman Hazretleri “İslam Milleyeti” kavramını geliştirir. Bu kavramdan hareketle şu ifadelere yer verir ;

Evet, acaba hangi unsur var ki, üç yüz elli milyon vardır? Ve o İslamiyet yerine o unsuriyet fikri, fikir sahibine o kadar kardeşleri, hem ebedi kardeşleri kazandırsın?
Evet, menfi milliyetin tarihçe pek çok zararları görülmüş. Ezcümle, Emeviler, bir parça fikr-i milliyeti siyasetlerine karıştırdıkları için, hem alem-i İslamı küstürdüler, hem kendileri de çok felaketler çektiler.

Müsbet Milliyet Fikri İslamiyete Kale Olmalı

Müsbet milliyet kavramı üzerinde de duran Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ; Müsbet milliyeti İslam kardeşliğinin sağlanması için kullanılan bir vasıta olarak görür;

“Şu müsbet fikr-i milliyet, İslamiyete hadim olmalı, kal’a olmalı, zırhı olmalı; yerine geçmemeli. Çünkü İslamiyetin verdiği uhuvvet içinde bin uhuvvet var; alem-i bekàda ve alem-i berzahta o uhuvvet baki kalıyor. Onun için, uhuvvet-i milliye ne kadar da kavi olsa, onun bir perdesi hükmüne geçebilir. Yoksa onu onun yerine ikame etmek, aynı kal’anın taşlarını kal’anın içindeki elmas hazinesinin yerine koyup, o elmasları dışarı atmak nev’inden ahmakane bir cinayettir.”

Bediüzzaman Said Nursi, milleyet fikrini tümden görmezden gelmeyerek, milliyet kavramını “İslam Milleti” olarak kavramlaştırır. Ve milliyet fikrini müsbet ve menfi olarak ayırır. Müsbet milliyet fikrinide İslam’a hizmet etmek için bir vasıta olarak görür.

Son olarak bu vatan coğrafyası altında yaşayan insanlara seslenen Bediüzzaman şu ifadelere yer verir ;

İşte, ey ehl-i Kur’an olan şu vatanın evlatları! Altı yüz sene değil, belki Abbasiler zamanından beri, bin senedir Kur’an-ı Hakimin bayraktarı olarak bütün cihanakarşı meydan okuyup Kur’an’ı ilan etmişsiniz. Milliyetinizi Kur’an’a ve İslamiyete kal’a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehacümatı def ettiniz. Ta “Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihad ederler.” (Maide Suresi, 5:54.) ayetine güzel bir masadak oldunuz.

Şimdi Avrupa’nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu ayetin evvelindeki hitaba masadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.