Hüsnü Ağabeyin Üstad Said Nursi İle Bir Hatırası
A- A A+

Hüsnü Ağabeyin Üstad Said Nursi İle Bir Hatırası


"Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, giydiği mübarek abasını, Hazret-i Ali (R.A.) ve Hazret-i Fatıma (R.A.) ve Hazret-i Hasan ve Hüseyn'in (R.A.) üstlerine örtmesi ve onlara bu suretle  ﻟِﻴُﺬْﻫِﺐَ ﻋَﻨْﻜُﻢُ ﺍﻟﺮِّﺟْﺲَ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﻭَﻳُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺗَﻄْﻬِﻴﺮًﺍ ayetiyle dua etmesinin esrarı ve hikmetleri var. Sırlarından bahsetmeyeceğiz.

Yalnız vazife-i risalete taalluk eden bir hikmeti şudur ki:

 
Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, gayb-aşina ve istikbal-bin nazar-ı nübüvvetle otuz kırk sene sonra Sahabeler ve Tabiinler içinde mühim fitneler olup kan döküleceğini görmüş. İçinde en mümtaz şahsiyetler, abası altında olan o üç şahsiyet olduğunu müşahede etmiş.

Hazret-i Ali'yi (R.A.) ümmet nazarında tathir ve tebrie etmek ve Hazret-i Hüseyn'i (R.A.) ta'ziye ve teselli etmek ve Hazret-i Hasan'ı (R.A.) tebrik etmek ve musalaha ile mühim bir fitneyi kaldırmakla şerefini ve ümmete azim faidesini ilan etmek ve Hazret-i Fatıma'nın zürriyetinin tahir ve müşerref olacağını ve Ehl-i Beyt unvan-ı alisine layık olacaklarını ilan etmek için o dört şahsa kendiyle beraber "Hamse-i Al-i Aba" unvanını bahşeden o abayı örtmüştür.

 
Evet çendan Hazret-i Ali (R.A.) halife-i bilhak idi. Fakat dökülen kanlar çok ehemmiyetli olduğundan ümmet nazarında tebriesi ve beraeti, vazife-i risalet hasebiyle ehemmiyetli olduğundan, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, o suretle onu tebrie ediyor.

Onu tenkid ve tahtie ve tadlil eden Haricileri ve Emevilerin mütecaviz tarafdarlarını sükuta davet ediyor. Evet Hariciler ve Emevilerin müfrit tarafdarları Hazret-i Ali (R.A.) hakkındaki tefritleri ve tadlilleri ve Hazret-i Hüseyn'in (R.A.) gayet feci ciğersuz hadisesiyle Şiaların ifratları ve bid'aları ve Şeyheyn'den teberrileri, ehl-i İslama çok zararlı düşmüştür.

İşte bu aba ve dua ile Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, Hazret-i Ali (R.A.) ve Hazret-i Hüseyn'i (R.A.) mes'uliyetten ve ittihamdan ve ümmetini onlar hakkında su'-i zandan kurtardığı gibi, Hazret-i Hasan'ı (R.A.) yaptığı musalaha ile ümmete ettiği iyiliğini vazife-i risalet noktasında tebrik ediyor ve Hazret-i Fatıma'nın (R.A.) zürriyetinin nesl-i mübareki, alem-i İslamda Ehl-i Beyt unvanını alarak ali bir şeref kazanacaklarını ve Hazret-i Fatıma (R.A.)  ﺍِﻧِّٓﻰ ﺍُﻋِﻴﺬُﻫَﺎ ﺑِﻚَ ﻭَﺫُﺭِّﻳَّﺘَﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﺍﻟﺮَّﺟِﻴﻢِ diyen Hazret-i Meryem'in validesi gibi zürriyetçe çok müşerref olacağını ilan ediyor.
 
 ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒِﻴﻦَ ﺍﻟﻄَّﺎﻫِﺮِﻳﻦَ ﺍﻟْﺎَﺑْﺮَﺍﺭِ ﻭَﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﺍﻟْﻤُﺠَﺎﻫِﺪِﻳﻦَ ﺍﻟْﻤُﻜْﺮَﻣِﻴﻦَ ﺍﻟْﺎَﺧْﻴَﺎﺭِ ﺍٰﻣِﻴﻦَ"
 
Lemalar - 94
 
"Biri; sırr-ı Al-i Aba ciheti ki, o sırdır. Ben o sırrın ehli değilim ki, cevab vereyim, yahut herbir sırrın izharı kaleme gelmez. Çünki Hakikat-i Muhammediyenin bir cilvesi, o Al-i Aba'da tezahür ediyor. İkinci cihet-i zahirisi ise zahirdir. Ezcümle: Sahih-i Müslim'de Ümmü'l-Mü'minin Aişe-i Sıddıka (R.A.)'dan mervidir ki, demiş:
 ﺧَﺮَﺝَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻏَﺪَﺍﺓَ ﻏَﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﺮْﻁٌ ﻣُﺮَﺟَّﻞٌ ﻣِﻦْ ﺷَﻌْﺮٍ ﺍَﺳْﻮَﺩَ ﻓَﺠَﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﺴَﻦُ ﻓَﺎَﺩْﺧَﻠَﻪُ ﻓِﻴﻪِ ﺛُﻢَّ ﺟَﺎﺀَ ﺍﻟْﺤُﺴَﻴْﻦُ ﻓَﺎَﺩْﺧَﻠَﻪُ ﺛُﻢَّ ﺟَﺎﺀَﺕْ ﻓَﺎﻃِﻤَﺔُ ﻓَﺎَﺩْﺧَﻠَﻬَﺎ ﺛُﻢَّ ﺟَﺎﺀَ ﻋَﻠِﻰٌّ ﻓَﺎَﺩْﺧَﻠَﻪُ ﺛُﻢَّ ﻗَﺎﻝَ: ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮِﻳﺪُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟِﻴُﺬْﻫِﺐَ ﻋَﻨْﻜُﻢُ ﺍﻟﺮِّﺟْﺲَ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﻭَﻳُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺗَﻄْﻬِﻴﺮًﺍ
 
   İşte bu hadis-i şerif gibi, Kütüb-ü Sitte-i Sahiha'da bu mealde kesretli hadisler vardır ki Al-i Aba'yı gösterir. Bir zat def'-i beliyyat için istişfa  ﺍِﺳْﺘِﺸْﻔَﺎﺀْve istişfa'  ﺍِﺳْﺘِﺸْﻔَﺎﻉْiçin böyle demiş:
 ﻟِﻰ ﺧَﻤْﺴَﺔٌ ﺍُﻃْﻔِﻰ ﺑِﻬَﺎ ﻧَﺎﺭَ ﺍﻟْﻮَﺑَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﺤَﺎﻃِﻤَﺔِ
 
 ﺍَﻟْﻤُﺼْﻄَﻔٰﻰ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺗَﻀٰﻰ ﻭَﺍﺑْﻨَﺎﻫُﻤَﺎ ﻭَ ﺍﻟْﻔَﺎﻃِﻤَﺔ
 
Barla-344

Yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlana Zülcenaheyn Halid Ziyaeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarık ile pek garib bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakk’a yüzbinler şükrediyorum.
Said Nursi

 

Hüsnü ağabeyin Üstadımızı ilk ziyaretlerinden bir hatıra..
 
Hüsnü abi 13 yaşında, kardeşi Yılmaz abi 11 yaşında iken Üstadımız Hazretlerini Afyonda ziyarete gidiyorlar. İlk gün ziyaretinde 2 saat görüşüyorlar ikinci gün tekrar vedalaşmaya gidiyorlar. 
 
Üstadımız kapıyı kendisi açıyor. Yeni namazı kıldım tesbihat yapıyordum, sizi beklettim diyor. Kapıda polis bekliyor.Üstadla görüştürmez diye çok korkuyorlar. Tam Üstadımız kapıyı açınca yaklaşmakta olan polis geri çekiliyor. 
 
Üstadımız Hüsnü ve Yılmaz abileri içeriye alıyor. Kapıyı örtüyor. Trene yetişmek için ayaküstü vedalaşmak istiyorlar. 
 
Üstadımız; son olarak şöyle diyor: 
 
’’Biz inayet altındayız. Risale- i Nuru okumaya yazmaya devam edin hiç endişe etmeyin, siz hizmete devam edin, Risale-i Nur parlayacak, inkişaf edecek."

Safranbolu‘daki bütün Nur Talebelerine ve peder ve validelerine selam ve dua ettiğini söylüyor.Nur hizmetinde istikamette devamlarını ve Risale-i Nur ile meşguliyetlerini tebrik ediyor.
 
Tam ayrılıp çıkmak üzereyken Üstadımız üzerindeki cübbeyi gösterip  diyor ki; 
 
"Bu benim üzerimde olan Mevlana Halid Hazretlerinden bana intikal eden bu cübbemi size giydirmek istiyorum. Sizin boyunuz kısa, ben de Şafiiyim. Cübbe yere değecek. Tekrar yıkamak icab edecek. Külfet olacak. Ne yapalım diye size soruyorum." 
 
Hüsnü abi ve Yılmaz abi de Üstada karşı adap gereği cevap veremiyorlar, susuyorlar.
 
Üstadımız;
"Madem müşkilat olacak cübbemi açayım, biriniz bir koltuğumun altına, diğeriniz diğer koltuğumun altına girin" diyor.

Başları tam mübarek koltuklarının altına denk geliyor. Cübbeyi kapatıyor. Kucaklayıp sarıyor. Bir müddet kaldıktan sonra açıyor ve onları çıkartıyor. "Bu muhim cübbeyi giymek  size nasip oldu. Aynen giymiş gibi oldunuz" diyor. Bu sevinçle kendilerinden geçiyorlar. Üstadla vedalaşıp,ayrılıyorlar. 
 
Fotoğraftaki cübbenin mahiyeti budur. Yıllar sonra Üstadın üzerilerine giydirdiği cübbeyi kendilerine giymek böylece tekrardan nasib oluyor. Allah nice yıllar  sağlık ve afiyetle hizmet edebilmeyi kendilerine nasib eylesin. Amin..
Kaynak : Risale Ajans