Hüsnü Ağabey'den Yeni Öğretim Yılı Mektubu
A- A A+

Hüsnü Ağabey'den Yeni Öğretim Yılı Mektubu

Said Nursi hazretlerinin talebesi Hüsnü Bayramoğlu ağabey öğretim yılı münasebetiyle bir mektup yayınladı.

بِاسْمِهֽ سُبْحَانَهُ
 
Aziz ve Muhterem Kardeşlerimiz, Evvela Hizmet-i Nuriyelerinizi ve muvaffakiyetinizi tebrik ediyor ve Nurların fevkalade tesirli intişarlarını sizlere müjde ediyoruz. Ve yeni başlayan maarif yılında mekteplerdeki gençlerimize ve muallimlerine ve idarecilere muvaffakiyetler dileyip, bu zamanın cazibedar fitneleri içerisinde, o fitnelere alet olmadan vatan, millet ve islamiyet için hayırlı birer vatan evlatları olmalarını niyaz ediyoruz.
 
Üstadımız Bediüzzamanı Said Nursi Bütün bu tehlikelere karşı mektepliler arasında ve bilhassa lise ve Üniversitelerde Nur’ların neşir ve intişarına çok ehemmiyet vermiş, Gençlik Rehberi, Meyve Risalesi ve Asa-yı Musa gibi eserleri hususan tavsiye etmiştir. Ezcümle:
 

İşte bu asırda İslam ve Türk gençleri kahramanane davranıp iki cihetten hücum eden bu tehlikeye karşı, Risale-i Nur’un Meyve ve Gençlik Rehberi gibi keskin kılınçlarıyla mukabele etmeleri elzemdir.
(Sözler s147)
 
Asa yı Musa’nın takdiminde;

“Bu acib asırda ehl-i iman, Risale-i Nur’a; ve ehl-i fen ve mekteb muallimleri “Asa-yı Musa”ya şiddetle muhtaç oldukları gibi, hafızlar ve hocalar dahi “Zülfikar”a şiddetle muhtaçtırlar.”
 
Çünki Risale-i Nur, Kur’an-ı Hakim’in bir mu’cize-i maneviyesi ve bu zamanın dinsizliğine karşı manevi atom bombası olarak solculuk cereyanlarının maneviyat-ı kalbiyeyi tahribine mukabil, maneviyat-ı kalbiyeyi tamir edip ferden ferda iman-ı tahkikiden gelen muazzam bir kuvvet ve kudrete istinadı okuyucuların kalblerine kazandırıyor. 

Ve bu vazifeyi de yine mukaddes Kur’anımızın ilham ve irşadıyla ve dersiyle ifa ediyor. Tefekkür-ü imani dersiyle tabiiyyun ve maddiyyunun boğulduğu aynı mes’elelerde tevhid nurunu gösteriyor; iman hakikatlerini madde aleminden temsiller ve deliller göstererek izah ediyor. Liselerde, üniversitelerde okutulan ilim ve fenlerin aynı mes’elelerinde iman hakikatlerinin isbatını güneş zuhurunda gösteriyor.
 
Ve yine mektepli kardeşlerimizden takva ve sünnet-i seniyyeye ziyade ehemmiyet vermelerini ve bu dersleri okuyan arkadaşlarla beraber olup, onların güzel seciyelerinden istifade ederek gaflete düşmemeleri ve katiyyen ve katıbeten Avrupa’nın sefahetini taklid etmemelerini tembih ediyoruz ve bu manada şu dersimizi tekrar ediyoruz;
 

“… Çünki gaflet, hissi ibtal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede ibtal-i his etmiş ki, bu elim elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuzbin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor. Ecnebilerin tağutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalalete gidenlere ve onları körükörüne taklid edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler!
 
Ey bu vatan gençleri !
Firenkleri taklide çalışmayınız!
Aya, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve batıl efkarlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz?
Yok ! Yok !
Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam ediyorsunuz.
Agah olunuz ki, siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!..
Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!..”

 
 
Saniyen: Aziz kardeşlerimiz işitiyoruz ki memleketi ateşe ve fitneye atmak isteyenler mektepli gençler arasında fitneler uyandırmak suretiyle asayişi ihlal ettirecek vaziyetlerle hükümeti zor duruma düşürmeye çalışmaktadırlar. Buna karşı Nur talebeleri ve ehl-i iman daima teyakkuz ile asayişe kuvvet vermelidirler diye Üstadımızdan aldığımız derslerimizi bir daha müzakere ve mütalaa etmek üzere leffen arzediyoruz.
 
Bediüzzaman Said Nursi’nin Hizmetkarı ve Talebesi Hüsnü Bayramoğlu
 
Üstadımız buyuruyorlar;

“Bu vatan, bu millet ve bu vatandaki ehl-i hükumet, ne şekilde olursa olsun, Risale-i Nur’a eşedd-i ihtiyaçla muhtaçtırlar. Değil korkmak veyahut adavet etmek, en dinsizleri de, onun dindarane, hakperestane düsturlarına taraftar olmak gerektir. Meğer ki, bütün bütün millete, vatana, hakimiyet-i İslamiyeye hiyanet ola. Çünkü bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için, beş esas lazım ve zaruridir:
  • Birincisi: Merhamet.
  • İkincisi: Hürmet.
  • Üçüncüsü: Emniyet.
  • Dördüncüsü: Haram ve helalı bilip haramdan çekilmek.
  • Beşincisi: Serseriliği bırakıp itaat etmektir.
 
İşte Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit bu beş esası temin edip, hem asayişin temel taşını tesbit ve temin eder.”
 
Hem Üstadımız;

“Nur talebeleri ve Risaleleri, manevi bir zabıta hükmünde asayiş ve emniyeti muhafazaya -hem kudsi bir şekilde- çalıştıkları ve herkesin kalbinde nasihatlarıyla iman cihetinde bir yasakçı bıraktıkları tahakkuk etmiş.Zabıta bunu manen hissetmiş ki bize her vakit dost göründü."
 
 
Bunun sırrı budur ki:

Kur’an’ın bir kanun-u esasisiyle yüzde doksan masuma zarar gelmemek için on cani yüzünden asayişi bozmağa çalışanları men ediyorlar.

Birisinin günahı ile başkası mes’ul olamaz. Bu sırra binaen şimdi asayişi bozmağa çalışan manevi, dehşetli kuvvetler mevcut olduğu halde; Fransa, Mısır, Fas, İran gibi yerlerden daha ziyade bu mübarek memlekette çalışıldığı halde emniyet ve asayişi bozamadıklarının en büyük sebebi, altı yüz bin Nur nüshaları ve beşyüz bin Nur talebeleri zabıtaya bir manevi kuvvet olarak o manevi tahribata karşı dayandıklarını zabıta manen hissetmişler ki yirmisekiz seneden beri resmi me’murlara muhalif olarak Nurlara insafkarane ve merhametkarane vaziyet gösteriyorlar.” buyuruyorlar.

 
 
Ankara’da Emniyet Umum Müdürüne göndermiş olduğu mektubunun bir kısmında ise şunları ifade etmiştir;

“Risale-i Nur’un dersleri, dünyaya baktığı vakit bütün kuvvetleriyle asayişin temellerini muhafaza etmek, korumak ve fesat ve ihtilallerin önünü kesmek olmasından, kudsi ve manevi inzibat komiserleri hükmünde olduğuna delil, üç vilayet zabıtalarını işhad edebilirim. Risale-i Nur’un dersini işitenler, polisten ziyade asayişe hizmet ettiklerini ehl-i insaf zabıtalar anlamışlar.
Bu ahirde pek ziyade, ahaliyi, memurlar, benimle görüşmekten ürkütmek cihetiyle anladım ki, hakkımda haddimden fazla ve layık olmadığım teveccüh-ü ammeyi kırmak için imiş. Ben de size bunu kat’iyyen beyan edip ve has kardeşlerime mahremce yazdığım mektuplarda teveccüh-ü ammeyi kat’iyyen –mesleğimize ve ihlasımıza muhalif olduğu için– şahsıma kabul etmiyorum ve reddediyorum.

Ve o hususta, çok has kardeşlerimin de hatırlarını kırmışım. Yalnız Kur’an-ı Hakim’in hakikatını emsalsiz bir surette tefsir eden Risale-i Nur’un kıymetini gösteren eski zatların gaybi haberlerini kabul edip yazmışım. Ve kendim; adi bir hizmetkar olduğumu isbat etmişim. Farz-ı muhal olarak bu teveccüh-ü ammeye taraftar olsam da asayiş lehinde hizmet edecek ve sizin gibi asayiş memurlarına faidesi dokunacak.
 
Madem ölüm öldürülmüyor; hayattan çok ziyade ehemmiyetli bir meseledir; yüzde doksanı bu hayatın selametine çalışıyorlar.

Biz Risale-i Nur şakirdleri de, herkesin başına muhakkak gelecek olan ölümün dehşetli hücumuna karşı mücadele ediyoruz. Hadsiz şükür olsun ki; şimdiye kadar o ölüm idam-ı ebedisini, yüz binler adam hakkında terhis tezkeresine Risale-i Nur ile çevirdiğine yüzbinler şahid gösterebiliriz.

Bu hakikat noktasını sizin gibi vatan-perver, milliyet-perverler bizi teşviklerle alkışlaması lazım gelirken, evhamlarla ittiham altına alıp tarassudlarla taciz etmek, ne kadar insaftan ve hamiyetten uzak olduğunu insafınıza havale ediyorum.
 
Gayr-ı Resmi, Tecrid ve Haps-i Münferidde Said Nursi
 
 
Ve Kastamonu Lahikasındaki derslerde de okuduğumuz ve daima değişmez bir dersimiz ve hakiki tesellimiz olan şu ifadeleri kardeşlerimize hatırlatıyor, mübarek dualarınızı istirham ediyoruz;

“Ben tahmin ediyorum ki, bütün Küre-i Arz’ın bu yangınında ve fırtınalarında selamet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakiki ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadakatla girenlerdir.

Çünkü bunlar, Risale-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkiki derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp her şeyde kemal-i hikmetini; cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden; kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.
 
İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur’un imani ve Kur’ani derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.”
 
Kaynak : Hizmet Vakfı