Hasan Feyzi Yüreğil Ağabeyi Rahmetle Anıyoruz.
A- A A+

Hasan Feyzi Yüreğil Ağabeyi Rahmetle Anıyoruz.

Bediüzzaman Hazretlerinin Nurs’ta doğduğu gün; Melami Tarikati’nin Şeyhi Hacı Hasan Feyzi Efendi, Denizli’deki tekkesinde bir müjde veriyordu: “Bugün Şarkta büyük bir veli dünyaya geldi. Bu zat, zamanın sahibi, asrın vekilidir!”
 
Vefatı yaklaşan Şeyh, halifesine, bu müjdenin devamı olan, vasiyetini de bildirir,

“Ben, Ahirzaman’ın vazifelisi büyük müceddidi bekliyorum. Vasıfları şunlardır: kendini ‘O’ olarak tanıtırsa bil ki o değildir. Yok, ‘O makam bizden uzaktır’ derse O’dur. Eğer senin sağlığında gelirse, vazifeye devam ederken O’na tabi’ ol!”
 
Altmış yıl sonra henüz bu müjdeye şahit olamayan halife, şeyhiyle aynı isimde olan muallim Hasan Feyzi’ye, şeyhlikle birlikte, vasiyeti de devreder, “Eğer siz O zatı teşhis ederseniz, O’na tabi olun!”
 
1943’te Bediüzzaman, altmış dört talebesiyle Denizli’ye getirilir. “Büyük bir alim gelmiş!” haberi şehre yayılır. Hasan Feyzi Bediüzzaman ile görüşmek ister; fakat Bediüzzaman hapishanedeyken görüşmeleri mümkün olmaz. Risale-i Nur’ları inceleyen mahkeme heyetinin zabıt katibi, Hasan Feyzi Ağabeyin mürididir. Kitapları bir bir Hasan Feyzi Ağabeye getirir.

Hasan Feyzi Ağabey Risale- i Nur’ları okudukça hakikate kısmen vakıf olur. Okudukları, müjdeyi doğrulamaktadır. Ancak Said Nursi Hazretleriyle bizzat da görüşmek ister. Üstadı tahliye olduktan sonra otelde ziyaret eder. Hasan Feyzi Ağabey, Üstad’ı görünce heyecanlanır ve vasiyette tarif edilen Zat’ın kendisi olduğunu, tabi olmak istediğini söyler.

Hazret-i Üstad; “Yok kardeşim, ben o değilim, galiba sen yanlış geldin…” minvalinde cevap verir.

Oradan ayrılan Hasan Feyzi, murakabeye başlar.

Şeyhinin söylediklerini hatırlar: “O zat geldiğinde şu şu vazifeleri yapmak ister. Fakat onlar içerisinde, iman her şeyden üstün olduğu için iman vazifesini esas alır.” Risaleleri düşünür.

Her bir cümlesi, iman esaslarını şimdiye kadar görülmemiş bir tarzda ispat edip, ders vermektedir. Artık tam olarak tatmin olan Hasan Feyzi, Üstad’ın yanına gider ve ona intisap eder.

Sonrasında müritlerini de toplayarak; “ Bu tarikat meselesi benim için burada bitmiştir! Zamanın müceddidi buraya geldi, şimdi vazife onundur. Ben şeyhimin vasiyetine uyarak ona tabi oluyorum, tarikatta kalmak isteyen kendine şeyh bulsun. Benim arkamdan gelmek isteyenler gelsin, Bediüzzaman’a talebe olsunlar!” der.

Yıllardır tarikat dersi alan müridler, bütün tarikatlerin maksudu olan hakikat dersini Risale-i Nur’dan alırlar, Nur’ların naşiri ve talebesi olurlar.
 
Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde Üstad Hazretlerinin Hasan Feyzi Ağabey hakkında söylediği veciz ifadelere şahit oluyoruz:
 
“Zat-ı zülcenaheyn… Ehl-i kalb ve gayet yüksek bir ehl-i ilim ve hakikat…”
 
“Kıdemli bir muallim ve alim…”
 
“Mekteb-i fünunda ve ulum-u İslamiyede gayet müdakkik… Çabuk kabul etmeyen ve delilsiz teslim olmayan… Tam bir samimiyet, metin bir kanaat-i imaniye.”
 
“Pek samimi ve halis ve fevkalade beyanatiyle ve dersleriyle zemin ihzar etti ve gitti… Yerine bir darü’l-fünun gelecek…”
 
1895’te Denizli’de dünyaya gelen Hasan Feyzi Ağabey muallim ve şairdir. 1944’te Üstad Denizli’den ayrılırken; “Hazretinize Buradan Ayrılık Söylemiştim.” isimli o meşhur şiirini Üstad’a verir. 1946’da Üstad’ı zehirleme su-i kastlarının bir yenisi Emirdağ’da tekrarlanır. Aynı gün Hasan Feyzi Ağabey Denizli’de rahatsızlanır. Merhum Hafız Ali Ağabey gibi hakikat yolunda, 13 Kasım 1946’da Üstadına bedel şehid olur.
Kaynak : Risale Ajans