FETÖ’cü İhanet Darbesi ve Risale-i Nur Cemaati
A- A A+

FETÖ’cü İhanet Darbesi ve Risale-i Nur Cemaati

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, FETÖ’ye dair ayrıntılı açıklamalarda bulundu.Risale Haber'de dizi şeklinde yayınlanacak yazının ilk bölümü şöyle:
 
İslam alemi ve Türkiye tam bir buçuk asırdır, şu anda Türkiye'nin yaşadığı İslami inkişafı ve maddi refahı yaşamamıştır. III. Selim'den beri arzulanan hedefler, bugün birebir gerçekleşmektedir. Ne hizmet erlerine, ne medreselere, ne Kur'an kurslarına ve ne de hiçbir İslami hizmete engeller çıkarılmak şurada dursun, kapıları aralanmakta ve destekler yağmaktadır. Abdülhamid'den beri yapılmamış dini eserler ve vakıf eserleri tamirleri yapılmıştır.
 
“Şu muzafferiyetteki harikulade nimet-i İlahiye bir şükür ister ki devam etsin, ziyade olsun.” (Tarihçe-i Hayat 139).
 
15 Temmuz FETÖ’cü İhanet Darbesi meydana geldiği günden beri, yüzlerce program yapıldı. Her gün gazetelerin çoğu sayfaları bu ihanet haberlerini ve de bizzat olayları sayfalarına taşıdılar. Haklı olarak televizyon kanalları da bu büyük felaketi 24 saatlik canlı yayın yahut bitmeyen diziler halinde yayınlıyorlar.
 
Tabii ki, yorumlar, haberler ve makaleler arasında çoğu hakkı haykırıyordu. Aralarında, kendini Ebüssuud yerine koyup fetva verenler ve tekfir mührünü elinden düşürmeyenler de vardı.
 
Bunlar içinde mutlaka vuzuha kavuşturulması gereken hususlar bizce şunlardı:
 
1.  Bu hareket ve bu ihanetin sahipleri İslami açıdan hangi sıfatla sıfatlanmalıdır? Kafir midirler, münafık mıdırlar? Harami midirler? Baği midirler?
2.  Bu ihanet şebekesini tertip edenler kimlerdir?
3.  Bu ihanet darbesinin hedefi nedir ve kimlerdir?
4.  İhanet hareketinin neticeleri ne olmuştur?
5.  İhanet darbesi ile Risale-i Nur Cemaatinin arasında ilişki kuranlar haklı mıdırlar?
6.  Gülen denilen hainin günah galerisinden bazı müşahhas noktalar nelerdir?
 
İşte bu sorulara, hem İslam Hukuku hükümlerini ve hem de Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatını nazara alarak tahliller yapacağız.
 
1-BU HAREKET VE BU İHANETİN SAHİPLERİ İSLAMİ AÇIDAN HANGİ SIFATLA SIFATLANMALIDIR? KAFİR MİDİRLER, MÜNAFIK MIDIRLAR? HARAMİ MİDİRLER? BAĞİ MİDİRLER?
 
İslam hukukunda bu ihanet darbesine yorumlanabilecek iki hüküm var: Ya devlete isyan eden bağiler yani isyancılardır ki, bunlara karşı savaşı Kur’an caiz görmektedir, ya da İslam hukukunda hirabe ve Türkçe’de haramilik diye ifade edilen ve Kur’an’ın bunlara karşı çok ağır müeyyideler yüklenmesini emrettiği durumdur.
 
Evvela birinciye ait ayeti dinleyelim:
 
"9-Eğer mü’minlerden iki taife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri (aralarında hüküm verdikten sonra yine de) ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah’ın emrine dönünceye kadar, o saldıran (taraf)la savaşın! Fakat dönerse, o halde aralarını adaletle düzeltin ve adaletli olun! Şübhesiz ki Allah, adaletli olanları sever.”[1] Bu ayet, devlete isyan suçunun düzenlemektedir.
 
İkincisi hakkında ise şöyledir:
 
"33-Allah’a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sadece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları) yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, ahirette ise onlar için (pek) büyük bir azab vardır!
 
"34-Ancak, (siz) kendilerini ele geçirmezden önce tevbe edenler müstesna. Artık bilin ki şübhesiz Allah, Gafur (çok bağışlayan)dır, Rahim (çok merhamet eden)dir.”[2]
 
Büyük hırsızlık da denen yol kesme ve soyguna İslam hukukumuzda kat’-ı tarik veya hirabe denmektedir. Bu suçta, devlete ve güvenlik kuvvetlerine rağmen anarşi çıkararak başkasının malını alenen ve cebr ile alma yani soygun söz konusudur. Başkasının malını almak gayesi ile yol kesen şahıs, hiç mal çalıp adam öldürmese de yine bu suçu işlemiş sayılır. Ancak cezası hafif ve diğerlerinden farklıdır. Bu suçun temelinde, mevcut devlet nizamına karşı çıkmak ve devlete rağmen mala ve cana kastetmek (muğalebe) bulunmaktadır. Kur’an, suçu ve cezasını açıkça belirtmiştir.[3]
 
Devlete karşı gelerek yol kesme ve soygun yapma suçunun cezaları ise farklıdır.
a) Hem yol kesip hem de adam öldürenler had cezası olarak idam (salb) edilirler.
b) Hem yol kesip hem de mal gasb edenlerin sağ elleriyle sol ayakları çaprazlama kesilir.
c) Yol keserek hem adam öldüren hem de mal gasbedenler, önce el ve ayakları çaprazlama kesilir, sonra da idam edilirler.
d) Sadece yol kesenler ise, tevbe edinceye kadar hapsedilirler. Bütün bunlar, had cezaları olduklarından affedilmezler. Ancak yakalanmadan önce faal nedamet duyarlarsa (tevbe ederlerse), cezaları affedilebilir.[4]
 
Bize göre İhanet Darbesi peşinde koşanlar, haramidirler ve bu ayetin hükümleri uygulanabilir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şöyle açıklamaktadır:
 
“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlahiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Çünki asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevisidir. Manevi tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahili asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.
 
Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى düsturu ile ki: "Bir cani yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz." İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahile karşı değil, ancak harici tecavüze karşı istimal edilebilir. Mezkur ayetin düsturu ile vazifemiz, dahildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, alem-i İslam'da asayişi ihlal edici dahili muharebat ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, "Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakk'a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz."
 
Harici tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünki düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dahildeki hareket müsbet bir şekilde manevi tahribata karşı manevi, ihlas sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakiki talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark, pek azimdir.”[5]
 
Bütün bu İslami izahlardan sonra, bu haramilere kafir, mürted yahut Medine münafıkları manasında münafık diyenler, manen mes’uldürler. Kaldı ki bunların içinde bahsedilen özelliklere sahip olanlar da vardır. Tavsiyemiz şudur:
 
“Sıfatın delaletinde (şekk) var. İmanın vücudunda da (yakin) var. Şekk ise yakinin hükmünü izale etmez. Tekfire çabuk cür'et edenler düşünsünler!..”[6]
 
Devam edecek
 
[1]   Kur’an, Hucurat, 9.
[2]  Kur’an, Enfal, 33-34.
[3]   Kur’an, Maide, 33-34; Molla Hüsrev, Dürer ve Gurer, II/84 vd.; Udeh, Et-Teşri’ül-Cinaiyyül-İslami, II/638 vd.
[4]   Kur’an, Maide, 33-34; Molla Hüsrev, II/85-86; Damad, Mecma’ul-Enhür, I/637; Udeh, Et-Teşri’ül-Cinaiyyül-İslami, II/638-670.
[5]   Emirdağ Lahikası-2, sh. 241 – 242.
[6]   Sünuhat-Tuluat-İşarat sh. 17.
 
Kaynak : Risale Haber