Cübbeli Ahmet Hoca Hüsnü Ağabeyi Ziyaret Etti
A- A A+

Cübbeli Ahmet Hoca Hüsnü Ağabeyi Ziyaret Etti

Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü Hoca Bediüzzaman’ın hayatta kalan son hizmetkarı ve talebesi ve tüm vasiyetlerinde ismi geçen bir zat olarak duasını almak niyetiyle Hüsnü Ağabeyi ziyaret etti. Fevkalade mütevazi, nurani, muttaki bir insan olarak gördük kendisini. Zarif ve latif. Tarikat terbiyesi almış, ilmiyle amil bir hoca olarak müşahede ettik.

Kendisi yakın zamanda Afyon’a gittiğini orada Mevlana Halid-i Bağdadi’nin halifelerinden Küçük Aşık Sultan namıyla maruf Veli Zat’ın türbesini bulduğundan bahsedip Mevlana Halid’in cübbesini sordu.

Hüsnü Ağabey 1949 Ekim ayında Hz. Üstadı Afyon’da ziyaretlerini, o ziyarette hala cezaevinde bulunan Ceylan Ağabeyi ziyaretten sonra Üstadımızın tavsiyesiyle Küçük Aşık Sultan’ın torunu Asiye Anneyi de ziyaret ettiklerini ve cübbenin Üstadımıza nasıl naklolduğunu hem Asiye Annemizden hem de cübbeyi Üstadımıza getiren Mehmed Feyzi Efendiden naklederek anlattı. Sonra da Üstadımızın kendisini ve kardeşi Yılmaz Ağabeyi cübbenin altına alıp dua ettiğini ifade etti.

Cübbeli Ahmet Hoca da "Ağabey biz sizi Üstadım varisi ve vekili biliyorduk siz hem de al-i aba olmuşsunuz" diye bunun mahza lütf-u Rabbani olduğunu ifade etti.
 
Daha sonra 1940’lı senelerin zulüm ve karanlık devresinin acı hatıralarını da nakleden Hüsnü Ağabey 1950-1960 arasında Hz. Bediüzzaman ile münasebeti olan ziyaretine gidip gelen mühim tarikatların meşayihinden bahsetti.

Erbili Efendi, Ali Haydar Efendi gibi Zatların Üstadımızla alakalı beyanlarını ifade eden Ahmet Efendiye Hüsnü Ağabey Muttalipli Hacı Hilmi Efendinin, Seydişehirli Abdullah Efendinin ve Mahmut Sami Ramazanoğlu ile Musa Topbaş Efendilerin ziyaretlerini ve yaşananları anlattı.

Hatta Hacı Hilmi Efendinin Üstadı Emirdağında ziyaretinde “Efendim biz bütün müridlerimizle tarikatı bırakıp size talebe olmak istiyoruz, bize müsade edin” dediğini, Üstadımızın “Kardeşim iki şartla sizi talebeliğe kabul ediyorum, tarikatı bırakmayacaksınız, evradı ve zikri terketmeyeceksiniz, zikirden evvel veya ahirinde Risalelerden okursunuz” buyurduğunu, Hacı Hilmi Efendi ayrılınca da “Hüsnü, evladım, bu Zat seyri süluk u manevisinde Risalei Nurun makamını görmüş geldi teslim oldu” dediğini anlattı.

Daha sonra Zübeyir Ağabeyle Eskişehir’de o zikir meclislerine gittiklerini bir seferinde önce risale okuyup sonra zikri hafi yaptıklarını bir seferinde de önce zikir sonra risale okuduklarını anlattı.

Hz. Üstadımızın mütareke yıllarında İstanbul Sultan Ahmet civarında ki sohbet meclislerinden, Üstadımıza sorulan sualler ve cevaplarından ve hem Ankara’da milli mücadele zamanında Hacı Bayram civarındaki sohbetlerinden mufassalen ve bizzat Üstadımızın ağzından hatıralarını nakletti.

Hakikaten Hz. Üstadımızın o günlere dair hatıralarını Hüsnü Ağabey anlatırken Üstadımızın tavrını, ifadelerini, hatta tebessüm ve celalini o kadar yaşar gibi anlatıyordu ki sanki hatıratı Üstadımızdan dinliyorduk.

Sözün burasında Hüsnü Ağabey “Hocam hatırat nakli mübalağalı bir iş. Çok hayalat hakikata karışıyor. Dinlediğiniz ve şimdi anlattığınız bu hatıralar (bazı hatıraların teyidini sormuştu Cübbeli Hoca) içinde çok yanlış hususlar var. Onun için esas kitabi olmaktır. Kur’an ve sünnet muvazeneleri bellidir. Amellerimizde de , kavillerimizde de mihenk sünnet-i seniyyedir! Bediüzzaman ehl-i sünnet alimidir. Bediüzzaman’ın hiç bir kelamı, hali, tavrı, tarzı sünnet-i seniyeye muhalif değildir. Vs.” diye bir izahatta bulundu.

Cübbeli Ahmet Efendi’nin bazı meseleleri için (bilhassa bu dinler arası diyalog safsatası vs) hakkında soru sorması üzerine Hüsnü Ağabey önce şu veciz ifadeyi okuttu;

“Risaleti’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-ı İslamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hadisatın fetvalarıyle onlar terk edilmez. Kastamonu Lahikası/77
 
Böyle çok güzel nokta ve derslerin okunmasından sonra Cübbeli Hocamız kelime-i tevhidin ikinci kısmı olan Nübüvvet-i Muhammediyeyi tasdik etmeyenlere Üstadımız ne diyor deyince de:

“Kelime-i şehadetin iki kelamı, birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, birbirini tazammun eder, biri birisiz olmaz. Madem Peygamber Aleyhissalatü Vesselam, Hatemü’l-Enbiyadır, bütün enbiyanın varisidir; elbette bütün vüsul yollarının başındadır. O’nun cadde-i kübrasından hariç hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikın imamları, Sa’di-i Şirazi gibi derler:
 
مُحَالَسْتْ سَعْد۪ى بَرَاهِ نَجَاتْ ٭ ظَفَرْ بُرْدَنْ جُزْ دَرْ پَىِ مُصْطَفَى
 
Hem
 
كُلُّ الطُّرُقِ مَسْدُودٌ اِلاَّ الْمِنْهَاجَ الْمُحَمَّدِىَّ
 
demişler…. Peygamberi işiten ve davasını bilen adamlar Onu tasdik etmezse, Cenab-ı Hakk’ı tanımaz. Onun hakkında, yalnız La ilahe illallah kelamı, sebeb-i necat olan Tevhid’i ifade edemez.
 
Çünkü o hal, bir derece medar-ı özür olan cahilane adem-i kabul değil, belki o, kabul-ü ademdir ve o inkardır. Mu’cizatiyle, asariyle kainatın medar-ı fahri ve nev-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalatü Vesselam’ı inkar eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah’ı tanımaz. Mektubat/360”
 
Okununca Cübbeli Hocamız işte Bediüzzaman Budur! deyiverdi. Çok dualar etti.
 
Dört saate yakın devam eden görüşmenin tamamı Risale-i Nur’dan böyle bahislerin okunması ve bilhassa yine tarikata dair Üstadımızın ifadeleri ile nurlu hatırat dinlenilerek geçirildi. Cübbeli Hoca bir ara ben buraya sizden evrad-ı nuriyeyi okumak için izin almaya geldim deyince yine Üstadımızdan bu manada bir hatırasını da anlatan Hüsnü Ağabey siz o evradı okuyorsunuz bizleri dualarınıza dahil edin buyurdular.
 
Ahmet Efendinin bu ziyaretinden bir takım garazkar ve hadsizlerin rahatsızlığı kendi maraz-ı kalbilerinin bir neticesidir. Cenab-ı Hak’tan o hasta kullarına son nefesten evvel tövbe ve istiğfar şifası temenni ederiz.