Çok Dua Ediyorsunuz ve Kabul Olmuyor mu
A- A A+

Çok Dua Ediyorsunuz ve Kabul Olmuyor mu

Herkesin sık sık aklına takıldığı bir sorudur, "Allah dua edin diyor, dua ediyorum neden kabul olmuyor?" Sahi nedir yanlış yaptığımız acaba? Birşeyleri yanlış mı yapıyoruz, yoksa söylenenleri ydanlış mı anlıyoruz? Bakın Bediüzzaman Said Nursi bu konuyu eserlerinde nasıl anlatıyor...

BEŞİNCİ NOKTA
 
İman, duayı bir vesile-i katiye olarak iktiza ettiği; ve fıtrat-ı insaniye onu şiddetle istediği gibi, Cenab-ı Hak dahi “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” (Furkan Suresi: 77) mealinde ferman ediyor. Hem, “Bana dua edin, size cevap vereyim” (Mü’min Suresi: 60.) emrediyor.
 
Eğer desen: “Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, ayet umumidir; her duaya cevap var,” ifade ediyor.

Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakkın hikmetine tabidir.

Mesela, hasta bir çocuk çağırır: “Ya hekim, bana bak.” 

Hekim “Lebbeyk,” der. “Ne istersin?” Cevap verir.

Çocuk “Şu ilacı ver bana” der.

Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

ALLAH HASTALIĞIN DEVASINI VERİR

İşte, Cenab-ı Hak Hakim-i Mutlak, hazır, nazır olduğu için, abdin duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat, insanın hevaperestane ve heveskarane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla, ya matlubunu veya daha evlasını verir veya hiç vermez.

DUA BİR İBADETTİR
 
Hem, dua bir ubudiyettir; ubudiyet ise, semeratı uhreviyedir. Dünyevi maksadlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir; o maksadlar, gàyeleri değil. Mesela, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir; yoksa, o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa, o dua, o ibadet halis olmadığından, kabule layık olmaz.

ALLAH KULUNU DUAYA DAVET EDER

Nasıl ki, güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir; hem güneşin ve ayın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nurani ayetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilana medar olduğundan, Cenab-ı Hak, ibadını, o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa, o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabiyle muayyen olan ay ve güneşin husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir.

DUANIN KABUL VAKTİ

Ve beliyyelerin istilası ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkàt-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile, niyaz ile Kadir-i Mutlakın dergahına iltica eder. Eğer dua çok edildiği halde, beliyyeler def’ olunmazsa, denilmeyecek ki, “Dua kabul olmadı.” Belki denilecek ki, “Duanın vakti, kaza olmadı.” Eğer Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle, belayı ref’ etse, nurun ala nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur.

Demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir. Ubudiyet ise, halisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile O’na iltica etmeli; Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri O’na bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini ittiham etmemeli.


Bediüzzaman Said Nursi - Risale-i Nur - Sözler, 23. Söz, 5. Nokta