Bediüzzaman'ın Soyadı Nursi mi, Kürdi mi?
A- A A+

Bediüzzaman'ın Soyadı Nursi mi, Kürdi mi?

Bediüzzaman Said Nursi'nin dünyaya gelmiş olduğu memleketi bir ayrılık ve nifak malzemesi olarak kullanmak isteyenlere verdiği cevap taktire şayandır.

"Evet, ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak beni bu memleketin evladına hizmetkar etmiş ki, dokuz sene mütemadiyen bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendileriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malumdur."
 
"... ben millet-i İslamiyenin en mühim ve mücahid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğime binler Türk şahittirler."
 
* * *
Bedüzzaman'ın yaşadığı dönem de yine aynı dayatmalarda bulunanlara verdiği cevabı aşağıda arzediyoruz:
"Mülhid münafıkların en son ve alçakça ve vicdansızca aleyhimizde istimal ettikleri (kullandıkları) bir silahı şudur ki, diyorlar: 'Said Kürdtür; bir Kürdün arkasında bu kadar koşmak hamiyet-i milliyeye (milletini sevenlere) yakışmaz.' Ben bu münafıkların vicdansızca desiselerine karşı değil, belki safdillerin temiz kalbleri bunların sözleriyle bulanmamak için diyorum ki:"
 
"Evet, ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak beni bu memleketin evladına hizmetkar etmiş ki, dokuz sene mütemadiyen (sürekli) bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendileriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malumdur." 
 
"Hem ben bu memlekette Hulusi, Sabri, Hafız Ali, Hüsrev, Re’fet, Asım, Mustafa Çavuş, Süleyman, Lütfü, Rüşdü, Mustafa, Zekai, Abdullah gibi yirmi-otuz Müslüman Türk gençlerini adeta yirmi-otuz bin millettaşlarıma tercih ettiğimi ve onları o otuz bin adam yerine kabul ettiğimi, bu dokuz senedeki Türkçe asar ile (eserler ile) ve hizmetle göstermişim." 
 
"Evet, ben bin gafil ve ami (cahil) Kürdü, bir Türk olan Hulusi’ye karşı tutmadığımı ve bin cahil Kürdü, birer Türk olan Asım ve Re’fet’e mukabil (denk) görmediğimi ve bir genç olan Hüsrev’i bin ami (cahil) Kürtle değişmediğimi ehl-i dikkat ve benim ahvalime muttali (alakadar) olanlar tasdik ettikleri halde, frengilik namına ve ilhad (dinsizlik) hesabına, Türkçülük perdesi altında, sahtekar bir milliyetperverlik suretinde ve hodfuruşluk cihetinde bana tecavüz edenler ve Türk milletini ve milliyetini zehirleyen mülhidler (dinsizler) bilsinler ki, ben millet-i İslamiyenin en mühim ve mücahid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğime binler Türk şahittirler." 
 
"İşte bana Kürd diyen ve ittiham eden, zahir hamiyetperverlik (görünüşte milliyetçilik) gösteren sahtekarlar, bu millete ne gibi hizmet ettiklerini göstersinler."
* * * 
 
Bediüzzaman'ın Soyadı Nursi mi, Kürdi mi?
 
Üstad Hazretleri, eski Said döneminde milliyetçilik veya menfi ırkçılık anlamında değil de, doğduğu yere atfen "Kürdi" lakabını kullanmışlardır. Erzurumi, Konevi, Bursevi gibi...Üstadımızın menfi milliyetçilikten dolayı bu lakabı kullanmadığına, bütün eserleri şahittir. Fakat Cumhuriyetten sonra, bu gibi tabirlerin ve lakapların kullanımının kanunen yasaklanmasından dolayı ve bazı alanlarda bazı art niyetli insanların bunu menfi olarak kullanabilme ihtimalinden dolayı, bu lakab yerine, yine doğduğu yere atfen, " Nursi" soyadını almıştır. Bundan böyle eski ve yeni tüm eserlerinde bu imzayı kullanmışlardır...
 
Bir iki asır öncesine gidildiğinde şu an Türk olarak görülenler Kürd, Kürt olarak görülenler de Türk olabilir. 600 yüzyıl boyunca aynı çatı altında yaşayan ve osmanlıdan öncede yine birliktelikleri bulunan özellikle Türk ve Kürtler gerek aynı topraklarda yaşamaları gerekse de birbirlerinden kız alıp vermeleri vb. sebebler neticesinde adeta tek millet haline gelmişlerdir.. Nesebi net olarak bilinenlerin dışında diğer kimselerin nesep noktasında fazla teferruata girmemeleri gerekmektedir.
 
Bizim için esas olan İslamiyet noktasıdır. Milliyet ise ayeti kerimenin ifadesiyle "tanışıp kaynaşma" mız noktasından bizim isteğimizin dışında Rabbimizin bize bahşettiği bir husustur. Osmanlı döneminde doğu illerine "Kürdistan" deniliyordu. Bu isim herhangi bir ırki mana taşımıyordu. Yalnızca coğrafi bir bölgeye verilen bir ismi çağrıştırıyordu. Pakistan, Afganistan gibi…
 
O bölgeden olan insanlara ise "Kürdi" denilmekteydi. Yine bu, şahsın o bölgeden olduğunu gösteren bir aidiyet ihsas ediyordu. Erzurumi, Konyevi, Bursevi gibi…
 
Bu manada Üstad Hazretleri de, Osmanlı döneminde bu nam ile çağrılıyordu. Fakat bu aidiyetin daha sonra farklı manalar ihsas etmesi sebebiyle, Üstad, Osmanlı sonrasında kendi köyüne nisbetle "Nursi" soyadını almış ve bunu kullanmıştır. Ancak bazı resim kayıtlarda Üstad'ın soyadının "OKUR" olarak geçtiği de bilinmektedir.
Kaynak : Sorularla Risale