Bediüzzaman'dan Askerlere Hitap
A- A A+

Bediüzzaman'dan Askerlere Hitap

Risale Ajans-Haber Yorum

28 Şubat post modern darbesinin üstünden 19 yıl geçmesine rağmen yankıları hala sürüyor. Asker ve medyanın işbirliğiyle dönemin hükümeti üstünden inananlara yapılan zulümler hala hafızalarda duruyor. Kapatılan Kur’an kursları, Başörtüsü yasakları, namaz kıldıkları için yada eşlerinin başları kapalı olduğu için ordudan ihraç edilen subaylar o dönemden hafızalarımıza kazınan kara tablodan sadece bir kaçını oluşturuyor. 

O dönemin en önemli olaylarından biriside Asker ve Hükümet çatışmasıydı. Dönemin askerleriyle hükümet arasında geçen gergin MGK toplantıları, askerlerin medyayada yansıyan hükümeti tehtid eden basın açıklamaları o dönemin karanlık tablosunu gözler önüne seriyor. Askerin siyasete müdehale etmesi o dönemin meşhur ifadesi olan “balans ayarı” bu milletin iradesine ipotek koyma çalışmasından başka bir şey olamazdı.

Bu darbe, yada post modern darbe girişimi bu ülkede ilk defa yaşanmıyor. Kökleri Osmanlı İmparatorluğu zamanına kadar uzanan bu olaya tarihte farklı kişilerce farklı senaryolar altında sahne aldı. Bediüzzaman Said Nursi, 1909 yılında dönemin gazetelerinde çıkan makalesinde askerlere şu şekilde hitap ediyor; 

"Ey asakir-i muvahhidin! Fahr-i Alemin (aleyhissalatü vesselam) fermanını size tebliğ ediyorum ki, şeriat dairesinde ulülemre itaat farzdır. Ulülemriniz ve üstadlarınız, zabitlerinizdir. Askerlik ocağı cesim ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarkların biri intizam ve itaatte serkeşlik etmekle, bütün fabrika hercümerc olur.
Sizin o muntazam ve kuvvetli fabrika-i askeriyeniz, otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfus-u İslamiyenin nokta-i istinadı ve maden-i istimdadıdır."
 
Bediüzzaman Hazretleri o dönemin askerlerine hitap ederken Askerlik ocağını çok büyük bir fabrikaya benzeterek bu fabrikada şeriat dairesinde amirlere itaatin farz olduğunu belirtir. Aksi taktirde bütün fabrikanın hercümerce uğrayacağını belirterek bütün Osmanlı’nın ve İslam alemininde nokta-i istinadı yani dayanak noktasınında sarsıntıya uğrayabileceğini ifade eder. Bu ifadeler ve tespitler Bediüzzaman’ın bu milletin orduya nasıl sahip çıktığını yalnız ülkenin değil bütün İslam alemininde gözbebeği olduğunu bu ifadelerinden anlamaktayız.

"Tarih-i alem serapa şehadet ediyor ki, asker neferatının siyasete müdahaleleri devletçe ve milletçe müthiş zararları intaç etmiştir. Elbette hamiyet-i İslamiyeniz böyle sizi uhdenizde olan hayat-ı İslamiyeye zarar verecek noktalardan men edecektir. Siyaset düşünenler, sizin kuvve-i müfekkireniz hükmünde olan zabitleriniz ve ulülemirlerinizdir"

Bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere Bediüzzaman Hazretleri 100 yıl önceden Askerin siyasete karşışmaması gerektiğini belirtir. Yoksa tarihinde şehadetiyle böyle bir durumda yani siyasete müdehale durumunda devlete ve millete müthiş zararları olduğunu ifade eder.

Zira fenn-i harp mühim bir san’attır. Hem de sizin kıyamınız, şeriat-ı garra, yed-i beyza-i Musa gibi, sair sebeb-i tefrika ve teşettüt-ü efkar olan cemiyetleri bel’ etti. Sahirleri de secdeye mecbur eyledi

Harb sanatının önemli bir sanat olduğunu ifade eden Bediüzzaman Hazretleri, İslamiyet kuralları içersinde yöneticilere yapılan itaatin bir çok ayrılığıda önlediğini belirtir. Evet bu tespitleri yüz yıl önceden yapan Bediüzzaman Said Nursi askerin siyasete müdehalesinin zararlarını bu şekilde ifade eder. Her zaman ihiyatlı ve itidalli olmayı öğütleyen Üstad şu ifadelerle makalesine son verir;

Nihayet derecede ihtiyat ve itidal lazımdır.
Yaşasın şeriat-ı garra! Yaşasın askerler!
 
asakir-i muvahhidin: Tevhid ehli, Allah’ın birliğine inanmış askerler.
ulülemr: Emir sahipleri, idare edenler.
yed-i beyza-i Musa: Hz. Musa’nın beyaz ve parlak eli.
teşettüt-ü efkar: Fikir dağınıklığı, fikir ayrılığı.
bel’: Ortadan kaldırma.