Bediüzzaman Said Nursi'den Dualar
A- A A+

Bediüzzaman Said Nursi'den Dualar

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, yazdığı Risale-i Nur Külliyatı’nda milletinin imanını kurtarmak için Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmekle kalmaz. Talebelerinin sorularını cevaplar, onlarla veya yalnız, başından geçen ibret verici hadiseleri de anlatır. Ayrıca o dehşetli döneme rağmen yazılan bu kitapçıkları aşkla çoğaltıp iman ve Kur’an hizmetine koşanlara dualar eder, birçok duayla da Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyanlara Allah’a yakarma yollarını gösterir. 
 
‘Ümmetinin alıp verdiği nefesler sayısınca milyon salat ve milyon selam’
 
‘Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa’, ‘yıldızlar adedince’, ‘denizdeki dalgalar adedince’ gibi ifadelerle çokluk mefhumunda kendince bir üsluba sahip Üstad, 8. Söz’de bu ‘adet’lere başka bir boyut kazandırarak şöyle salavat getirir:
 
“Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, onun al ve ashabına, indiği günden itibaren ta kıyamete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnasında Allah’ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur’an kelimelerinin bütün harfleri adedince salat ve selam eyle. Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün müminlere bu salavatlar adedince merhamet et. Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duamızı kabul buyur. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Amin!”
 
Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğinin anlatıldığı 19. Söz’de Bediüzzaman, onun mucizelerini vesile yaparak dua eder:
 
“Rahman-ı Rahim olan Allah’ım, Furkan-ı Hakimi Arş-ı Azim’den üzerine indirdiği zat olan Efendimiz Muhammed’e (aleyhisselatü vesselam) ümmetinin iyilikleri adedince milyon salat ve milyon selam olsun. Risaletini İncil, Tevrat ve Zebur’un müjdelediği, nübüvvetini doğduğundan hemen önce ve doğumu anında meydana gelen harikulade hallerin, cinni hatiflerin, insanlardan evliya ve kahinlerin haber verdiği, işaretiyle ayın ikiye bölündüğü Efendimiz Muhammed’e ümmetinin alıp verdiği nefesler sayısınca milyon salat ve milyon selam olsun.
 
Çağırmasıyla ağaçların yanına geldiği, duasıyla yağmurun süratle yağdığı, bulutun sıcaktan korumak için başında gölge yaptığı, bir kilelik yiyeceğinden yüzlerce insanın doyduğu, parmakları arasından suyun üç defa Kevser gibi aktığı, Allah’ın kertenkeleyi, ceylanı, kuru hurma direğini, koyun paçasını, deveyi, dağı, taşı ve çakıl taşlarını onun için konuşturduğu, Miracın ve “Göz ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı.” (Necm Suresi, 17) ayetinin sahibi Efendimiz ve şefaatçimiz Muhammed’e ilk indiği andan itibaren kıyamete kadar Kur’an’ın, her okuyanın okuduğunda hava dalgalarının aynalarında Allah’ın izni ile temessül eden her kelimesindeki her harfi sayısınca salat ve selam olsun. Bu salavatların her birisi hürmetine; bizi bağışla, bize merhamet et, ey İlahımız! Amin!”
 
‘Bizi emanetinde emin kıl!’
 
Allah Teala ayetinde emaneti dağlara taşlara teklif ettiğinde onların kabul etmediğini fakat insanın bu emaneti yüklendiğini, ancak bu emanetin hakkını veremeyen insanın da zalim ve cahil olduğunu anlatır. (Ahzab Suresi, 72) Bediüzzaman’ın 10. Söz’de geçen şu duası da emanetin hakkını vermek isteyenlerin edebileceği bir dua. Ayrıca içinde nimetlere karşı bir şükür de geçtiğinden, bazı yerlerde yemek duası olarak okunur:
 
“Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba’larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb’id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başıboş bırakıp idam etme. Ya Rab! Kusurlarımızı affet. Bizleri kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizleri emanetinde emin kıl. Amin.”
 
‘Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar!’
 
Üstad Hazretleri 17. Lem’a’nın 12. Notası’nda bir ruh fırtınasıyla gençliğin gaflet uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığı bir anda bir münacat yazar. Bu münacattan bir parça olan aşağıdaki dua, günahlara tövbe, ne olursa olsun Allah’a sığınma, ölüm geldiğinde Rahim isminin tecellisini istemenin bir şeklidir:
 
“Ey Rabb-ı Rahim’im ve ey Halik-ı Kerim’im! (Her gelecek şey yakındır.) sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergah-ı Rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kaliyle bağırarak derim: El-aman el-aman! Ya Hannan! Ya Mennan! Beni günahlarımın hacaletinden kurtar! İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergah-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryat edip nida ediyorum: El-aman el-aman! Ya Hannan! Ya Mennan! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halas eyle! İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyiciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü rahmetini intizar ediyorum... Ve bilmüşahede gördüm ki: Senden başka melce’ ve mence’ yok. Günahların çirkin yüzünden ve masiyetin vahşi şeklinden ve o mekanın darlığından bütün kuvvetimle nida edip diyorum: El-aman, el-aman! Ya Rahman! Ya Hannan! Ya Mennan! Ya Deyyan! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar, yerimi genişlettir. İlahi! Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten-lil-Alemin olan Habib’in, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekva ediyorum. Ey Halik-ı Kerimim ve ey Rabb-ı Rahim’im! Senin Said ismindeki mahlukun ve masnuun ve abdin hem asi, hem aciz, hem gafil, hem cahil, hem alil, hem zelil, hem müsi’, hem müsinn, hem şaki, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergahına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle mübtela olmuş. Sana tazarru’ ve niyaz eder. Eğer kemal-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen; zaten o Senin şanındır. Çünkü Erhamürrahiminsin. Eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka rab yok ki, dergahına gidilsin. Senden başka hak mabud yoktur ki, ona iltica edilsin!”