Mustafa H.Küçükoğlu
Mutlak Vekil Ağabeylerden Ne İstiyorlar
Mustafa H.Küçükoğlu
A- A A+
Muazzez ve mübeccel Üstadımız'ın:
"   Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahiri, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. (Emirdağ-2 - 233) dediği mutlak vekil ağabeylerden ne istiyorlar?
 
Bu ağabeyler idamla yargılandıkları mahkemelerde:"Bu eserlerle ahlakımızı dinen terbiye edip yükselten ve kendisine "müceddid" dediğimiz halde bizi reddedip kıran ve büyük bir hürmetle üstad kabul ettiğimiz Said Nursi'nin senelerden beri talebesiyim."(Şualar - 543)
 
"Kur'an tefsiri Risale-i Nur uğrunda i'dam edileceksem, sehpaya "Allah Allah! Ya Resulallah!" sadaları ile koşarak gideceğim."
(Şualar - 548)
 
"Kainatın kuvveti toplansa, bizi yüksek üstad Said Nursi'den ve Risale-i Nur'dan ve bizi bizden ayıramazlar."
(Şualar - 547)
 
"Böyle bir saadet ve bahtiyarlığı kazandıran Risale-i Nur'un talebesi olmak gibi büyük bir lütfu, benim gibi bir biçareye nasib eden Allah'a hadsiz şükürler olsun."(Şualar - 556)
 
"Biz kur'an-ı Kerim'in gayet parlak ve yüksek tefsiri olan risale-i nur'a çalışan talebeleriz. Evet asla inkar etmeyiz. ( Hüsnü ağabeyin Urfa mahkeme müdafaasından) diye haykırmışlar.
 
Üstadımızın emaneti olan bu zat ı muhteremler her türlü sıkıntıyı eza ve cefayı çekmiş, hiçbir zalime boyun eğmemiş, yılmamış,sadakatsizlik göstermemiş ,sinmemiş, geri kaçmamış, tam ve halis bir sadakat ve daimi sarsılmaz bir sebat göstermişlerdir. Hayat-ı Nuriyeleri ortadadır.
 
Hapishanelerde falakaya kaldırıldıklarında, üç dört günde ölüp gitsinler diye 6 metrekarelik kanalizasyon suyunun geçtiği hücreye konulduklarında , aç bırakaldıklarında , defalarca hapse girip çıktıklarında,  sürgün edildiklerinde,  takibata uğradıklarında,  iftiraya maruz kaldıklarında,  ihanete uğradıklarında bile asla davalarından zerre miskal taviz vermemişlerdir. Meydandadır.
 
Emanat-ı Üstad olan bu muhterem ağabeyler Allah demiş ,peygamber demiş , Risale-i Nur demiş,  Üstad demiş başka bir şey dememiş.
 
Üstadlarından gördükleri tarz-ı hareketi hüve hüvesine son nefese kadar tatbik edip müdafaa etmişler , asla taviz vermemişler.  Meydandadır.
 
Peki elleri göbeklerinin üstünde , masabaşı kalemşörler ve diğerleri bu muhterem ağabey lerden ne istediler ve ne istiyorlar?
 
Bunlara ilişmek doğrudan doğruya üstadımıza ilişmektir, onlarla konuşan Üstadımızla konuşmuş gibidir,  bunlar Üstadımız'ın mutlak vekilleri,  hepimizin baştaçlarıdır.
 
Teşbihte hata olmaz.
"İngiliz Meclis-i Meb'usanında Müstemlekat Nazırı, elinde Kur'an-ı Kerim'i göstererek söylediği bir nutukta:
Bu Kur'an, İslamların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'anı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur'andan soğutmalıyız."(Tarihçe-i Hayat - 51) dediği gibi bu adamlarda iyice anladılar ve anlıyorlar ki mutlak vekil ağabeyler var oldukça biz istediğimiz gibi hareket edip, ehl-i imanı aldatamayız, Risale-i Nuru ve hizmet düsturlarını kendi heva ve hevesimize göre tahrif edemeyiz.
 
Mesela:
Risale-i Nur külliyatını ön sözlerle , alta lugat koymalarla,  Üstadımızın en gaddar düşmanlarının hayatını indeks adı altında külliyata koymalarla , külliyatı iki cilde düşürüp tekrarları çıkararak ansiklopedi haline getirmelerle, bu da İslamiyet'e hizmettir, bu da onlarla mücadeledir,  Risale-i Nur a daha iyi hizmet edersin ,  Risale-i Nur böylelikle daha büyük kitlelere ulaşır , böylelikle emri bil maruf nehyi anil münker daha iyi yapılır, bu işi ağabeyler bilmezler biz biliriz, biz tarzı başka mutlak vekillerden gördük diğer mutlak vekilleri dinlemeye hacet yoktur,  Risale-i nur'lar şerh ve izah edilirse daha büyük kitlelere ulaşırız gibi kandırışlarla Nur talebelerine aldatamayacaklarını anladılar.  Bu işin önündeki en büyük engelin ağabeyler olduğunu bildiler.
 
Çünkü bu muhterem ağabeyler bu cinayetlere karşı aynı şekilde , aynı tarzda karşı durdular. Çünkü onlar Üstadımızdan aynı dersi almışlardı.  Bütün ağabeyler ömürleri boyunca bunların karşısında aynı İzzet ve vakarla durdular duruyorlar duracaklar inşaallah.
 
O zaman geriye hangi şık kaldı ağabeyleri küçük düşürmek , insanları onlardan soğutmak,  (Haşa) bu  muhterem insanları itibarsızlaştırmak kaldı.
Bunun için yapmadıkları şenaat kalmadı ehl-i basiretin malumudur peki bu muhterem ağabeyleri kendilerince toplum nazarında küçük düşürmek için neler yaptılar:
 
En şeni iftiraları attılar, olmadı.
Bulaşıkçı dediler,  olmadı. Şoför dediler , olmadı. İradesiz dediler, olmadı. 
Çabuk aldanabilirler dediler , olmadı.  Komitecilik yaftası vurmaya çalıştılar , olmadı .
 Siyasetten anlamazlar dediler, olmadı.
 Karar aldık emrimize girsinler dediler, olmadı.
 
Hiçbir şekilde ağabeyleri yollarından döndüremediler, döndüremezler biiznillah.
 
Onlar şunu anlamadılar : Bu ağabeyler müceddid-i ekber Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi tarafından VAZİFELİDİR.
Onlar vazifeli oldukları işi yapıyorlar.
 
Ağabeyler her daim Hakkı söylediler, söylüyorlar, söyleyecekler .
 
Şimdi bu adamlar aynı tarzda Üstadımızın hayattaki son mutlak vekili Hüsnü ağabeyimize de aynı şekilde hücum ediyorlar. Ama nafile.
 
Allah'ın izniyle  ehl-i imanı ve Nur talebelerini ondan soğutamazlar. Onlar ağabeyimize hücum ettikçe Nur talebelerinin ve ehl-i imanın teveccühü daha da ziyadeleşiyor.
Ayasofya'nın tekrar camiye çevrilmesi meselesinde bu tamamıyla anlaşıldı. Ağabeyimize Türkiye'deki bütün müslümanlar muazzam bir teveccüh gösterdiler. İnsanlar ağabeyimizin kıymetini her geçen gün daha iyi anlıyorlar.
 Ağabeyimizin maksadını ve gayesini daha iyi anlıyorlar . Onun kendi heva ve hevesinden konuşmadığını Üstadımızdan aldığı VAZİFEYİ deruhte ettiğini ve etmeye devam edeceğini ve hiçbir şekilde bu vazifeyi aksatmayacağını daha iyi anladılar. 
 
"   Aziz Üstad! Sadikınızın zaif ruhu, bu fani hayatta olduğu gibi, baki ve sermedi hayatta da inşaallah ulvi ruhunuzun cenah-ı şefkatinden ayrılmayacaktır, ayrılamayacaktır ve ayıramayacaklardır."
(Barla - 216)
Biz de Hulusi Ağabeyin dediği deriz.
Bizleri Üstadımızdan ve onun mutlak vekillerinden ayıramadılar ayıramayacaklar ayrılmayacağız inşallah.
 
Son olarak şunu anlatalım. Onlar burada da durmayacaklar. Üstadımıza da sataşacaklar. Nitekim üç gün kadar önce bir kalemşör bunu yaptı .
 
Bir latife ile bitirelim.
Hırsızın biri bir türbeye girmiş ve türbenin örtüsünü çalmış . Sonra türbeye dönerek şöyle konuşmuş: Bir de diyorlar ki türbe adamı çarparmış,   örtüsünü çaldık yine bir şey yapamıyor. Türbeden ses gelmiş; sen benim örtüme de tenezzül ediyorsun,  artık çarpılacak bir yerin kalmamış.
 
"Biçaregan-ı ümmete, izn-i İlahi ile beyan buyurduğunuz i'caz-ı Kur'an hürmetine, Allah-u Zülcelal muhterem üstadımızdan ebeden razı olsun. Ve Hazret-i Kur'an hesabına intizar buyurduğunuz ümidlerinizi, an-karib mübeddel-i hakikat ve mü'minlere de selamet-i iman tevfik buyursun, amin."(Barla - 88)

YAZARIN DİĞER YAZILARI