Mert Yeşilyurt
Bu Milletin Boğaz’ının İçi’nden Anarşi Geçmez!
Mert Yeşilyurt
A- A A+
Türkiye öyle bir ülke ki, Moro yarımadasından Sudan’a, Sudan’dan Somali’ye, Somali’den Bosna’ya alemi islama umut oluyor. Bugün Moro Yarımadasında Cami açan bir Türkiye var. Somali’ye “artık sömürge bir devlet olmayın. Siz, sadece siz olmanız hasebiyle bile değerlisiniz. Kendi kaynaklarınızı kendiniz kullanın” diyen, bir Türkiye var.
 
Dünyayı sömürgeleştiren ve “güçlü olan haklıdır” felsefesiyle hareket eden beş devlet… Bizim aldığımız her karar doğrudur diyen beş devlet… Modernleşme teorilerini kendileriyle bağdaştıran beş devlet… Biz ne yaparsak doğrudur, çünkü biz güçlüyüz diyen beş devlet… Toplumların evrimleşmesiyle gelinebilecek en üst model biziz diyen beş devlet…
 
Dünyanın yeni düzenine baş kaldıran ise tek bir lider… Elhamdulillah o lider bu topraklara nasip oldu. “Dünya beşten büyüktür” diyerek, “sizin kaos düzeninizi kabul etmiyoruz. Allah’ın dediği olur” diyen bir lider.”
 
 
Dünya’nın sömürge devletleri, diğer bir adıyla emperyalist devletler, kendileri için tehlike uyandıran devletleri pasifize etmeye çalışırlar. Onlara bağlı olduğun sürece sana karışmazlar. Ne zaman ki öz geçmişin ile bütünleşmeye başlarsın, o vakit sana karşı birleşip tekrar pasifize etmeye çalışırlar.
 
Eğer sen “Türk devletlerinin stratejik ortaklığı” çalışmalarına başlarsan, onlar bunu engellemek için kendi meclislerinde “Türkler Ermenileri katletti” diyerek Ermeni Soykırımını tanırlar ve gözlerin tekrar oraya çevrilmesini sağlarlar.
 
Eğer sen “İslam İşbirliği Teşkilatında tüm müslümanları emperyalist devletlere karşı bir olmaya davet edersen”, onlar 17-25 Aralık operasyonunu başlatarak, seni içten yıpratırlar.
 
Eğer sen “Suriye’ye adalet ve barış götürmeye çalışırsan ve huzur isteyen 160 ülkeye umut olursan; yeni dünya düzeninin aktörleri buna karşılık ülkende 15 Temmuz hain kalkışması için düğmeye basarlar!
 
Bakınız,
1980’lerde ülkeyi karıştıran emperyalistler düğmeye Üniversiteleri karıştırarak bastılar. Sağ ve sol grupların içerisine yerleştirilmiş kripto ajanlar ile şiddet, kaos ve belirsizlik üreterek anarşi ortamı oluşturdular. Onlarca kişi bu anarşi ortamında vefat etti. Ve yine aynı olaylar gerekçe gösterilerek darbe yapıldı. Darbeci genel kurmay başkanı pişkin pişkin “bir sağdan astık, bir soldan astık” demek suretiyle darbeye meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Düşünün ki bir anne ve babanın gözü gibi sakındığı, “çocuğum üniversite okuyor” diyerek yoğun emekleri ile kazandığı paraları evlatlarına gönderdiği, hasretiyle yollarını gözledikleri o evlatlar vefat ettiler. Vefat etmeyenleri darbeciler idam etti. İdam edilmeyenler işkence gördüler. Cezaevlerinde yattılar.
 
Türkiye bu girdaptan çıkıp öz geçmişiyle bütünleşemezdi!
 
Ta ki bütünleştirecek yeni bir düşünce akımı ortaya çıkana kadar. Sonrasında yeni bir plan ortaya kondu, 28 Şubat süreci işledi. Yaklaşık 17-18 sene sonra aynı plan yürürlüğe giriyordu. Sağ-sol ayaklanması çıkarılmak suretiyle darbecilerin siyasi zemine hakim olması planı yapılıyordu. O dönemin milli görüş kurmayları bu ayaklanmaya müsaade etmediler. Dünya tarihinin en büyük hukuksuzlukları yaşandı. Tesettürlü öğrenciler üniversitelere alınmadı, yemin törenlerine alınmadı, imam Hatipliler kat sayı probleminden dolayı bir çok mimarlık, mühendislik gibi bölümlere giremedi. Zaten onlara göre bir imam hatiplinin görevi sadece camide namaz kıldırmasaydı. Fakat Allah, bir imam hatipliyi o kokuşmuş zihniyetlilerin başına Cumhurbaşkanı olarak nasip etti, elhamdulillah!
 
Buraya dikkat!
12 Eylül 1980 darbesine giden süreci üniversiteler ile hızlandırmışlardı. Bilim merkezlerini, anarşi merkezi haline çevirmişlerdi. Böylelikle Türkiye’nin savunma sanayisinde ve diğer alanlarda gelişmesini tam 15 yıl ileri atmışlardı. Kargaşa ve kaosun mimarları 95li yıllara kadar üçüncü dünya ülkesi gözüyle bakıyorlardı Türkiye’ye. Çünkü öylesine problemler çıkarmışlardı ki Türkiye’ye, bu problemlerin çözülmesi için her alanda uzman bilim insanlarının düşünce farklılıklarını bir kenara bırakarak, ortak bir paydada buluşması gerekirdi. Bu da o atmosferde pek mümkün değildi. Tüm bunlar hastane sıralarında fenalaşıp ölen, tüp kuyruklarında bekleyen, ilaç bulamayan insanların oluşmasına sebep oldu. İnsanlar temel insani ihtiyaçlarına dahi ulaşamaz bir hale gelmişlerdi. Sonra “biz ne yapıyoruz” diye tartışılmaya başlandı. Hatta Erbakan Hoca siyonistlerin planlarını açık açık anlatıyordu. Bir şeyler tam düzelmeye başlamıştı ki 28 Şubat süreci başladı. Bu süreçte, üniversitelerde fitillendi.
 
Halk yeter artık çığlıkları atıyordu. Bir el tarafından kaos oluşturulduğunun farkındaydı. Bu kaos hem vatandaşa hem ülkeye acı faturalar getiriyordu. “Zor zamanlar Kahramanlar çıkarır” hakikatince Recep Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu tüm millete umut vermişti. O sebeple millet ilk seçimde Recep Tayyip Erdoğan’ı bir daha inmeyecek şekilde iktidara getirmişti.
 
Recep Tayyip Erdoğan denge politikasını o kadar ustalıkla yerine getiriyordu ki bir taraftan yükselen yeni bir Türkiye, bir taraftan mazlum coğrafyalar ile kurulan manevi bağlar… Kızılay, İHH, Çare Derneği, TÜGVA vs kuruluşlar gönül coğrafyalarımızla faaliyetler yapmaya başladılar.
 
Tabi ki emperyalist güçlerin hazımsızlıkları başladı. Gezi Parkı Ayaklanması ile tüm üniversiteleri ayaklandırmaya çalıştılar. Uluslararası onlarca şirket bu ayaklanmalara maddi sponsor oldu. Türkiye’de var olup küresel sermayeye biat etmiş bazı şirketler de maddi sponsor oldular. Fakat her ne yaptılarsa başarılı olamadılar. İlk kez karşılarında bir irade gördüler. Sonrası belli 17/25 Aralık, 15 Temmuz vs.. başaramadılar.
 
Tüm bu yazdıklarımız konuya giriş mahiyetindeydi. Meselenin ne olduğunu anlatmaya gayret ettik. Şimdi Boğaziçi olaylarına gelelim.
 
Mesele sadece Rektör değil, sen hala anlamadın mı?
 
Pandemi sürecinde üniversiteler uzaktan eğitim metoduyla süreci yürüttüler. Bu süreçte bir çok şey değişti. Dünyanın dengelerinde eksen kayması yaşandı. Amerika kendi içerisinde farklı süreçlerden geçti. Rusya kendi sorunlarıyla baş başa kaldı. Çin, uluslararası arenada ilk defa bu kadar büyük tepki aldı. Ortadoğu’da ki olaylar devam ediyordu. Bazı Afrika ve Orta Doğu Devletleri bölgesel kalkınma planları hazırladı. Türkiye bu kalkınma planlarının stratejik işbirlikçisi oldu. Azerbaycan, işgal edilmiş topraklarını azad etti. Türkiye bu süreçte Azerbaycan’ın diplomatik destekçisi oldu. Beş büyük devletlerin çıkarları karşımıza alınmıştı. Somali Meselesi, Libya Meselesi, Sudan Meselesi, Azerbaycan Meselesi…
 
Birilerinin gittikçe dengelerini bozuyorduk. Evet Türkiye’yi kendi içinde ki bir problemle meşgul etme zamanı gelmişti! Çünkü bu devleti iç mesele ile meşgul etmediğin vakit, dünyanın dengesini değiştiriyor ve emperyalist devletlerin çıkarlarını tehdit ediyordu. Sonuçta binlerce yıllık bir mirası vardı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin omuzlarında; Dünya’ya adalet ve barışı getirmek.
 
Arkadaşlar!
Boğaziçi Meselesi sıradan bir mesele değil. Üniversitelerde iç karışıklılık çıkarmaya çalışıyorlar. Bunun için kutsal değerlere hakaret edip kutuplaşmayı arttırmaya çalışıyorlar. Üniversiteler açıldıktan sonra var güçleriyle iki kesimi birbirlerine kırdırtmaya çalışacaklar. İki grubunda içlerine yerleştirilmiş kripto ajanlar ile toplumu galeyana getirmeye çalışacaklar.
 
Fakat başaramayacaklar.
 
Artık eski Türkiye yok.
Artık anarşinin hakim olacağı bilim merkezleri yok.
Artık bunlara müsade edecek bir cumhur ve Reisi Cumhur yok!
 
Yazımızı burada sonlandırıyoruz. Bu serinin devamı gelecek inşaallah. Z Kuşağı, Dijital Efendilik, Üniversite Ayaklanmaları… Hepsinden bahsedeceğiz.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI