Halidi Nur
Veli miyim? Yoksa…
Halidi Nur
A- A A+
Başlamadan önce belirteyim; “Neden onca mesele varken, böyle şahsi kemalata dair suallerin cevapları ile uğraşıyoruz?” kalbe gelebilir. Lakin meselenin nihayetindeki mana ile baştaki soruya mana-yı ismi nazarıyla değil, mana-yı harfi nazarıyla yani “islamiyeti yaşamak” hususundaki hassasiyetimiz noktasından bakmak gerektiğini okudukça anlayacağımızı düşünüyorum.

Evet, yoksa ben veli bir kul muyum? Evliya içinde ismim var mı? Veya olmak için ne yapmalıyım? sorularının cevabını Kur’an-ı Kerim, Hadis ve Risale-i Nur çerçevesinde kendimize sorup cevaplarını almaya çalışalım.
 
Kur’an-ı Hakim de Allah-u Teala buyurmuş;
(1)أَلَآ إِنَّ أَوْلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
"İyi bil ki, gerçekten evliyaullah için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar''
 
Hem Resul-u Ekrem (asm) buyurmuş;
 
"Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhu Hazretleri hatıra gelir." (2)​
​Kimdir bu korkusuzlar , Mahzun olmayanlar ve Allah ı hatırlatanlar?
 
Aslında meselenin özü vicdanlarda cevabını çoktan bulmuştur ve lisan-ı halleri o kimseleri elbette hepimize gösteriyor lakin, ifade-i maksadımız olan veli değilsek dahi neden bizde onlar gibi çalışıp bunu kazanmayalım ?
 
​Düşünün siz Allah azze ve celle’nin dostusunuz, veli kulusunuz. Size bakan dostunuzu tahattur ediyor, yani Allah’ı (cc) hatırlıyor. İşte esas tebliğ de budur. Hani bir önceki yazımızda bir cümle ile hatime vermiştik; “Lisanın, Kur’anın ayetlerini aleme duyururken, hal ve etvar ve ahlakın da onun manasını neşretsin; lisan-ı halin ile de Kıur’anı oku.

O zaman sen, dünyanın efendisi, alemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun!” (3)  Velilikten maksad yürüyen Kur’an olabilmek. Yaradılışı itibari ile ism-i azamlık mertebesinin tecellisine mazhar bir ahsen-i takvim olan her bir ferd esasen bu manaya namzeddir. Bu mazhariyetin manasını anlayan insan, avam’dan havassa ordan da havassın en ehass mertebelerine belki havass-ı kerrubiyyun (4) mertebelerine süluk edebilir.
 
Hazreti Bediüzzaman insanların zaman zaman velayet makamında bulunduğu hallerden birini şöyle ifade eder; “Bir hacı, ne kadar ami de olsa, kat-ı meratib etmiş bir veli gibi umum aktar-ı arzın Rabb-i Azimi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir” buyurmuştur. Demek insan ne kadar ami de olsa Cenab-ı Hak, bazı mekan ve makam da o kişiyi bir veli derecesinde kendine müteveccih eder.

Fakat bizim burada vurgulamak istediğimiz, her zaman, mekan ve makamda bu teveccühe mazhar olmaya layık bir insan-ı kamil hakikatıdır. Madem böyle insanlar var ve bizler de görüyoruz. Öyle ise çalışıp bunu kazanmalıyız. Hususan içinde bulunduğumuz üç aylara başladığımız şu günlerde bunu elde etmek için azami gayret sarfetmeliyiz.
 
Resul-ü Ekrem’in (asm) şu duası ile üç aylara hakikatli bir giriş yapalım ve Rabb-ul Alemin’in, Receb-i Şerif ile Şa’ban-ı Muazzama aylarının bereketi ile bizi Ramazan-ı Mübarek ayına ulaştırmasını niyaz edelim.
(آمين‎) (5)اَلّهُمَّ باَرِكْ لَناَ فِي رَجَبَ وَ شَعْبَانَ وَ بَلَّغْنآَرَمَضاَنَ 
 
Diğer bir hadiste Resul-i Kibriya efendimiz buyurmuş;
"Recep Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır."  (6)
 
Receb-i Şerif içinde bulundurduğu iki önemli olay ile neden “Allah’ın (cc) ayı” olduğunu da isbat ediyor. Zira Regaib gecesi ile peygamber efendimizin (asm) Mi’rac’ı bu aydadır. “Regaib” kelime anlamı olarak kısaca “bir şeyi istemek, ve onu elde etmek için çalışmaktır” Bizler de bu ayda Allah’tan (cc) çokca hayır istemeli ve bu ay bittiğinde, velayetin sahibi olan Zat-ı Ahmediye nin (asm) ayı olan Şa’ban-ı Muazzamaya, O’nun (asm) sünnetine tam ittiba eden bir veli olarak girmeli değil miyiz?

Ebedi dünyada kalacak gibi afaki malayaniyat ile akılsızca iştigal, (hususan bu zamanda siyaset, futbol ve sosyal mecralar vs)  bizleri asıl vazifemiz olan ubudiyetten geri bırakmamalıdır. Velayet yolunun en kısasını asrın imamı Bediüzzaman hazretleri şöyle tarif etmiştir; “İttiba-i sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta’dil-i erkan ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.”
 
Bediüzzaman hazretlerinden bu dersi alan, sünnete tam riayet eden, fazları yerine getiren, büyük günahlardan kaçınan, ubudiyetin özü ve dinin direği olan namazı hakkı ile eda eden ve namazın arkasındaki tesbihatları terk etmeyen bir insan veli değil de nedir? Hayatın gayesi ve hayatın hayatı iman olduğunu bilen, hayat-ı ebediyesine ciddi çalışmalıdır.

Hazreti Bediüzzamanın azami ihlası ile ortaya koyduğu eserlerindeki bütün hakikat, yalnızca iman kurtarma davasından ibaret değildir !

İmanın mertebelerinde tayyetmiş olan Müellif-i Nur, elbette bizleri bu dünyada velayet-i Ahmediyenin (asm) nuru ile sohbetine davet edip, ahirette rü’yet-i cemalullaha Kur’an-ın feyzi ve bereketi ile sevkediyor. Bu mübarek aylarda çalışıp (özellikle içinde bulunduğumuz felaket asrında) “Veli” olmak için biraz cehd ve gayret ile elimizden bu fırsatı kaçırmayalım. Görüldüğünde Allah’ı hatırlatan, mahzun olmayan ve dünya hadisatından korkmayan biri olmaya, kısa adı ile Veli olmaya var mısınız ? Öyle ise Allah’ın ayında, Allah’ın adıyla…
 
1- Yunus, 10/62
2- Taberi, 4/2731
3- Tarihçe-i Hayatı, Sayfa 148 (Sözler Neşriyat)
4- Allah’a (cc) en yakın olan meleklerin en yüksek makamı
5- Ahmet b. Hanbel, 1/259
6- Acluni, Keşfu'l-Hafa, 1/423

YAZARIN DİĞER YAZILARI