Halidi Nur
Üstadım; Hangi Sadık! Nurcu?
Halidi Nur
A- A A+
Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu
 
Aziz Üstadımızın, mübarek beyanları ile herkesin kendi nefsine alacağı dersler kabilinden yazmak arzusu ile bu yazıyı kaleme aldık. Nihayetindeki şahsıma ait düşüncelerden evvel Üstadımızın ifadelerinin manasını tam anlamaya çalışmak belki defalarca okumak lazım.
 
“Risale-i Nur talebeleri içinde tesanüdü bozmak.” On sekiz seneden beri hakkımızda programları, has talebeleri bizden kaçırmak, soğutmak idi. Bu planları akim kaldı. Şimdi tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar. (1)
 
Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofi meşrep zatlar onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şakirtlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuzu kazanmak için o dairedeki ab-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa, Risale-i Nur'a karşı rakibane başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur'aniyeye bilmeyerek zarar verir, zındıkaya bir nevi yardım olur. (2)
 
Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı manevisinde, herbiriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
 
Birşey daha kaldı; en tehlikelisi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir; çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmi enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hatta yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde, nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımni bir adavet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder—ta ki kendi mahsulat-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
 
Bu durus-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allame ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulum-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü, çok emarelerle anlamışız ki, bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde birşey yazsa, soğuk bir muaraza veya nakıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü, çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur’an’ın tereşşuhatıdır; bizler, taksimü’l-a’mal kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhte edip o ab-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz. (3)
 
Hakikat-i ihlas, benim için şan ve şerefe ve maddi ve manevi rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men ediyor. Hizmet-i Nuriyeye, gerçi büyük zarar olur; fakat, kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, halis bir hadim olarak, hakikat-i ihlas ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum.
 
Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fevkinde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç olabilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveselerle, o kutbun derslerini, “Hususi makamından ve hususi hissiyatından geliyor” nazarıyla bakıp, mağlup olarak dağıtılabilirler. Bu mana için hizmetkarlığı, makamatlara tercih ediyorum. (4)
 
"İnsanda, ekseriyet itibarıyla, hubb-u cah denilen hırs-ı şöhret ve hodfuruşluk ve şan ve şeref denilen riyakarane halklara görünmek ve nazar-ı ammede mevki sahibi olmaya, ehl-i dünyanın her ferdinde cüz'i, külli arzu vardır. Hatta o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhretperestlik hissi onu sevk eder."
 
"Ehl-i ahiret için bu his gayet tehlikelidir. Ehl-i dünya için de gayet dağdağalıdır, çok ahlak-ı seyyienin de menşeidir ve insanların da en zayıf damarıdır." (5)
 
Hazreti Üstadımızın beyanları ışığında Risale-i Nur’daki “Sadık Nurcular” ifadesinin manası bu günlerde zamanın tefsiri ile bir defa daha bizleri irşad ediyor.
 
Kur’an-ı Hakimin tilmizleri ve hadimleri olan aziz Nurcular, söz madem Kur’ana aittir, Onu dinleyelim ne diyor…
“Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(6)
 
"Mübarek Ramazan’ın Leyle-i Kadir sırrıyla, seksen üç sene bir ömr-ü manevi kazandırması sırr-ı hikmetiyle ve Risale-i Nur’un şakirtlerindeki sırr-ı ihlasla, tesanüd ve iştirak-i a’mal-i uhrevi düsturuyla, her bir sadık şakirt, o fevkalade manevi kazancı elde edeceğine gayet kuvvetli bir delili budur ki: Bu daire içinde kırk bin, belki yüz bin halis, hakiki mü’minlerin içinde hakikat-i leyle-i Kadri elde edecek bir, iki, on, yirmi değil, belki yüzlerin elde etmesi ihtimali kavidir." (7)

Bu sırr-ı ihlas ile sadık şakirtlerin manevi kazancı elde etmesi ve bizlerin de o sadıklardan olması ümidiyle…

Merhaba, merhaba ya şehr-i ramazan, sağlık, afiyet, mağfiret ayı ramazan, merhaba. Tüm kardeşilerimizin mübarek Ramazan’ını tebrik eder, hayatımızın bekası olan sıdk, sadakat, ihlas, sebat ve tesanüd düsturlarıyla yalansız bir ömür dilerim.
 
Dipnotlar;
 
1- Kastamonu Lahikası Syf 188 (Sözler Neşriyat)
2- Kastamonu Lahikası Syf 89 (Sözler Neşriyat)
3- Mektubat  Syf 410 (Sözler Neşriyat)
4- Emirdağ Lahikası I  Syf 70 (Sözler Neşriyat)
5- Mektubat  Syf 397 (Sözler Neşriyat)
6- Enfal Suresi 46. Ayet
7- Kastamonu Lahikası Syf 140 (Sözler Neşriyat)
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI