Halidi Nur
Şiddet ve Merhamet
Halidi Nur
A- A A+
 
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً
 “Muhammed (asm) Allah'ın Resulüdür. Ve onun beraberinde bulunanlar; kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler; onları çokça rüku' eden kimseler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün.” (1)  
Bahse konu ayetteki “hali”, -aslında kur’an-ı kerim’i hayatın merkezine koyup öyle yaşamak halini- yine ayette zikredilen ashab-ı kiram’dan örneklendirerek açıklayalım. Nasıl ki;
 
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar yokmu, işte onlar Rableri yanında hak ettikleri mükafatı göreceklerdir.” (2) ayeti, bir rivayette hz. Ali (ra) böyle yaptığı için nüzul etmiştir.

Diğer bir rivayette ise hz. Ali (ra) bu ayete tam mazhar olmak için böyle yapmıştır. Yani, ayete harfiyen mazhar olmak için, elindeki dört dirhemin birini gece, birini gündüz, birini gizli ve birini de açıktan Allah yolunda tasadduk etmiştir.

Aynen öyle de, Kur’an-ı Hakim her bir müslümana baktığı cihetle, bu ayetlerin tam karşılığını yaşama hususunda mükellefiyetinin olduğunu unutmamalıdır. “Kur’an ile ahlaklanmak” tabirinin zirvesi, tabi ki Resul-ü Ekrem (asm) dır.

Zira  "O'nun ahlakı nasıl idi?" diye sorulduğunda, hz. Aişe'nin (r.anha) "O'nun ahlakı Kur'andı." demesi bize gerçek ahlakın Kur’anla olacağını göstermektedir ve Kur’an merkezli bir hayatı ders vermektedir.
 
Şimdi ayette bahsedilen, kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler “halinin” hz. Bediüzzaman’ın hayatında nasıl yer ettiğini, kur’an ahlakının siret ve surette nasıl tecelli ettiğini görelim;
 
“Rus'un Başkumandanı kasten önünden üç defa geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun idam tehdidine karşı izzet-i İslamiyeyi muhafaza için ona başını eğmeyen;

İstanbul'u istila eden İngiliz Başkumandanına ve onun vasıtasıyla fetva verenlere karşı, İslamiyet şerefi için, idam tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve “Tükürün zalimlerin o hayasız yüzüne!" cümlesiyle ve matbuat lisanıyla karşılayan;

Ve Mustafa Kemal'in, elli meb'us içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, "Namaz kılmayan haindir" diyen ve Divan-ı Harb-i Örfinin dehşetli suallerine karşı, "Şeriatın tek bir meselesine ruhumu feda etmeye hazırım" deyip dalkavukluk etmeyen;

Ve yirmi sekiz sene, gavurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslam fedaisi ve hakikat-i Kur'aniyenin fedakar hizmetkarına maslahatsız, kanunsuz denilse ki: "Sen Yahudi ve Hıristiyan papazlarına benzeyeceksin; onlar gibi başına şapka giyeceksin; bütün İslam ulemasının icmaına muhalefet edeceksin; yoksa ceza vereceğiz" denilse,

Elbette öyle herşeyini hakikat-i Kur'aniyeye feda eden bir adam, değil dünyevi hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse, Cehenneme de atılsa, kat'iyen, yüz ruhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle, feda edecek!

Acaba, bu vatan ve dinin gizli düşmanlarının bu eşedd-i zulm-ü Nemrudanelerine karşı, manevi pek çok kuvveti bulunan bu fedakarın tahammülü ve maddi kuvvetle ve menfi cihette mukabele etmemesinin hikmeti nedir?

İşte bunu, size ve umum ehl-i vicdana ilan ediyorum ki, yüzde on zındık dinsizin yüzünden doksan masuma zarar gelmemek için, bütün kuvvetiyle dahildeki emniyet ve asayişi muhafaza etmek için, Nur dersleriyle herkesin kalbine bir yasakçı bırakmak için, Kur'an-ı Hakim ona o dersi vermiş.

Yoksa, bir günde yirmi sekiz senelik zalim düşmanlarımdan intikamımı alabilirim! Onun içindir ki, asayişi, masumların hatırı için, muhafaza yolunda haysiyetini, şerefini tahkir edenlere karşı müdafaa etmiyor ve diyor ki: Ben, değil dünyevi hayatı, lüzum olsa ahiret hayatımı da millet-i İslamiye hesabına feda edeceğim. (3) deyip, ruhun en derin noktalarına kadar çarpması ve bu meselelerde Kur’anın dellalığı cihetiyle kimseye sözü bırakmaması gösteriyor ki O, Hz. Ömer (ra) misali اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ yani zalimlere ve kafirlere karşı son derece şiddetlidir.
 
Hz. Osman’ın (ra) merhameti misali,  رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ un Bediüzzamanın hayatında nasıl yer ettiğine;
 
Bediüzzaman: “Ben cem’iyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu. Cem’iyetin, yirmibeş milyon Türk cem’iyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet’i de istemem; orası da bana zindan olur.

Milletimizin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur! (6) ifadelerini kaleme alan Eşref Edip bey, Üstadın bu mevzudaki heyecanını ifade etmeden duramaz. Onun mü’minlere şefkati, hz. Ebubekir’in "Cehennemde vücudum büyüsün ta ehli imana yer kalmasın." sözünü hatırlatmaktadır. Bediüzzamanın iman kurtarma davasındaki sadakati ile gösterdiği şefkat, hz. Ebubekir ve sonra gelen nice asırların kahramanları gibi, her birisi bu ayetin vücud bulmuş halleridirler.
 
“Kur’an-ı Mu’ciz’ül-Beyan’ın bütün asırlarda, zalimlerine karşı şiddetli ve dehşetli ve tekrarlı tehditleri ve mazlumlarına karşı şefkatli ve rahmetli mükerrer taltifleri”… ile beyan buyurulan dersler ile zalimler zümresine şiddetli adavet ve mazlum dairesindeki kişilere de muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabeleye mükellefiz ki, ta bu ayetin bir mümessili olduğumuzu önce nefis ve şeytanımız başta olmak üzere, kainat dahi anlasın. “Lisanın, Kur’anın ayetlerini aleme duyururken, hal ve etvar ve ahlakın da onun manasını neşretsin; lisan-ı halin ile de Kur’anı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, alemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun!” (7)
 
1- Fetih Suresi (48), 29. Ayet
2- Bakara Suresi (2) 274. Ayet
3- Tarihçe-i Hayatı, Sayfa 610 (Sözler Neşriyat)
4- Kafirlere karşı çok şiddetli
5- Birbirlerine karşı son derece merhametlidirler
6- Tarihçe-i Hayatı, Sayfa 574 (Sözler Neşriyat)
7- Tarihçe-i Hayatı, Sayfa 148 (Sözler Neşriyat)
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI