Fatma Zehra Korkmaz
Siyah İnci Bilal
Fatma Zehra Korkmaz
A- A A+
Medine sessiz, Medine öksüz, Medine...

Nutku tutulup inleyen bir hava vardı sanki kimselerden ses çıkmıyor,kapılar açılmıyor ,kimse gülmüyor...Medine'de sessizce yayılan bir feryadı figan dolaşıyordu. 
 
-Bilal ezan okumuyor!

Bilal kainat sultanının vefatından sonra acıyı en derin yaşayan sahabelerden biriydi. Öyle ki Medine’yi terkedip gitmeyi göze alacak kadar.Kimse Bilal'i görmüyor Bilal ise kimseye bilerek görünmüyordu.Acıların ve yokluğun içine düşmüştü ve giderek yok oluyordu benliğinde.Yaptığı tek şey mescidi nebevi etrafında gezip onun geçtiği yollarda yürümek ,sessiz inlemeler ve ara ara yalnız kaldığında hıçkırıklı ağlamalarıyla...
 
Bu haberleri duyan Ebubekir hemen Bilal'i görmeliyim diyerek aramaya çıktı.Endişeye kapılan ALLAH Resulü’nün sadık dostu, kalbi ile ikrar ettiği şu sözler ile hızlı adımlarla yürüyordu.

Ey ALLAH’ın Peygamber'inin müezzini, ah kıymetli Siyah İnci Bilal nerdesin ?

Bir taşın üzerinde ağlamaktan yorulmuş bir şekilde oturan Bilal'i uzaktan gören Ebubekir yavaşça yaklaştı,elini omzuna koyarak ey Resul'ün müezzini,ey müezzinlerin efendisi,sen,sen ne yapıyorsun ey Bilal ! Bilal sen bunu yaparsan bizlerde yaparsak ne olacak… Kalk ey Bilal kalk…
 
Bilal bu sözleri duyunca ayağa kalktı ve biliyordu karşısındaki ALLAH dostunun en sadık dostu ve biliyordu hasretiyle yanan bir tek o değildi…
 
Bilal’in siyah ellerini beyaz avuçları içine alan Ebubekir sıkıca tuttu.Ellerini tutan Ebubekir'e bakınca ,aklına gelenlerin gölgesinde kalıyordu sanki gözleri...
 
Bilal titriyordu.Ebubekir'in ellerini tutmasıyla  Bilal yere çöktü, hıçkırıklarının sesi Medine sokaklarını inletiyor. Eliyle Ebubekir'in eteğinden tutarak, ya Ebubekir bırak ! 
 
Medine üstüme dökülüyor,baksana ona dokunan ellerimin içi yanıyor,sesim titriyor.Basamıyorum ayaklarımı yere.Sanki toprak inciniyor sanki O inciniyor ,içim gidiyor ölüyorum .ALLAH Resulü toprak altında bana toprak üstü ağır geliyor anlasana! Çekil ey Ebubekir çekil önümden... 
 
Yalın ayak Medine sokaklarında ağlayarak koşan Bilal tüm sessizliği bozmuştu.Onu görenlerin ağlamaları bir uğultu haline gelmişti Medine semalarında…
 
Senin onunla olan beyaz tebessümlerin, onsuz tenin gibi öksüz kalmıştı ey Bilal ...
     
Gece olmuştu Bilal hazırdı gidiyordu, bırakıyordu ,hicret ediyordu ve biliyordu hicret edildi mi arkaya asla bakılmaz…
   
Gitmeden önce gizlice efendimizin yanına uğradı içeri girecek cesareti bulamayan bir sahabeydi.
   
O kadar derin o kadar ince sevmekti.Bilal ağlamaktan kısılan sesiyle şu sözleri sıraladı;derdimin firakına düşmüş gözlerim.Gitmeye meyilli bu bedenim ,ama yüreğine doğru hicrete.Beni anlamayan bir iklimde dolaştı bu siyah tenim .Sen geldin hayatıma iklim değişti,yağmurlar yağdı,ruhumu temizletip rengime yansıdı...Sen geldin ve ben köle değil hür oldum.Şimdi ben senin yokluğuna nasıl dayanayım.
   
Siyahın tebessümüne değen beyaz gibi... Ben siyah, mabedim siyah ,gece siyah, yokluğun siyah...
     
Gözlerini sile sile yavaş yavaş çekildi.Gecenin bir köründe ayrılıyordu Medine’den…
     
Sesini semalara yasaklayan Bilal'in yokluğu gibiydi Medine öyle  sessiz ,öyle yetim...
     
Yıllar geçmiş sahabeden haber yoktu… Ara ara dillendiriliyor yad ediliyor… Divane aşık deniliyordu…
     
Gittiği yerde hizmeti yayan bir sahabe olmaktan asla vazgeçmedi.Gurbet sarıyordu,onu sarmalıyordu...
   
Ve bir gün rüyaların en güzeli ile gözlerini açan Bilal artık hicretinin bittiğinin haberini almıştı..."Beni ziyaret etmeyecek misin ey Bilal?" 
 
     
Bilal ağlayarak uyandığı bu güzel rüyanın ardına yollara düştü.
 
Bir Medine gecesinde giden Bilal bir Medine sabahında geri dönüyordu… 
     
Sabahın en erken saatlerinde Medine'ye giren Bilal  bir taşın üzerine oturdu içine havayı derin çekerek kalbinin en derin yamaçlarına vuran cümleleri sıralıyordu sanki.
   
Ey semalarına sesimi yasakladığım garip Medine hasret iliklerime kadar işledi.Hicretimi bitiren en nadide gül parçası hoş bulduk kainat sultanını ağırlayan kutlu toprak...
   
Medine sokaklarında ilerleyerek Bilal Nebeviye gelmişti ...Kalbi ile nefesi yarışıyordu sanki dakikalar geçtikçe bu yarışa hıçkırık ve yaşlarda eklenince Bilal'in elindeki torbası yere düştü... 
   
Ellerini kapıya değdiren Bilal daha içeri girmeden hasretini kapıların eşiklerinden alıyordu.
     
Adımını içeri atan Bilal artık hasretinin gebe sancılarını çekiyordu ...
     
Hani hasret şakaklardan kalbe bir silah sesi gibi vurur ya ! İşte Bilal bu sesi duyuyordu...
     
Zaman geçmiş  nebeviye gelen bir kişi  yere yığılı kalan Bilal'i fark etti...
     
Bu geliş ALLAH Resulünün torunları tarafından işitilir... Derin saadetli uykudan uyanınca Bilal başında bekleyen iki çift göz görür...
 
     
Güzel bir tebessüm sonucunda hoş geldin Bilal amca sözünü işiten Bilal hasretle güllere sarıldı... Hasret akıyordu yüreğinden,kokluyordu onları ve basıyordu bağrına... Siyah elleri arasına ellerini alıp gözyaşlarıyla suluyordu ellerini.
     
Hasretti bu çılgın çöllerin serabı misali... Hasretti ve sesini semalara yasaklayan Bilal gibi  bir aşk-ı intihardı...
         
Hasretleşmenin ardından sabah ezanının geldiğini fark eden ALLAH resulünün torunları ısrar edince Bilal kıramadı ve çıktı okumak için.
     
Sağ elini kulağına koyan Bilal bir elini de kalbine koydu ...Kalp atışlarını sesli hisseden Bilal başladı Ezan-ı Muhamediye'yi okumaya.
   
Sesini Medine semalarına yayan Bilal sanki tüm kainata aşkını ilan ediyordu sanki EY ALLAH RESULÜ işte buradayım diyordu.
   
Bilal-i Habeşi’nin sesiyle yükselen ezani duyan Eshab-i Kiram yerlerinden fırlayıp, kadın, erkek, çoluk, çocuk hep sokaklara dökülmüşlerdi...Herkes ağlıyor öyle ki tüm hıçkırıklar Medine'de uğultu oluşturuyordu.
 
Fakat Bilal-i Habeşi ezanda “Eşhedü enne Muhammeden resulullah” derken, peygamber efendimizin mübarek ismi geçince hüngür hüngür ağlamaya basladı. Ezani tamamlamak için kendini zorladı, kalbi üzerinde olan eliyle sıkıca kalbini tuttu... Hıçkırıklarıyla tamamladığı ezan bitiminden sonra yere yığılan Bilal'in o haline tüm Medine hıçkırıklarıyla eşlik etti...
   
Ona öyle dokunmuştu yokluğu,öyle sarsıp taru perişan etmişti.Ezansız düşünülmeyen Bilal'in sesini semalarda yasaklıyor , mest ediyor benliğinde yok ediyordu..!
 
     
LAKİN BUGÜNÜN MÜCRİMLERİ BİZLER, ONUN YOKLUĞU BİZE DOKUNMUYOR OLMALI Kİ..! HALA AVAZ AVAZ BAĞIRMAKTAYIZ...!!!
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>