Eyüp Ekmekçi
Y.Asya Dalaletine Rağmen Nur'u Kur'anın Galebesi
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Meseleye bir esası ifadeden sonra girmek istiyorum. 
 
Hz üstad Bediüzzaman'ın hususi hizmetkarı ve sıddıkı Zübeyir Gündüzalp Ağabeyden ve yeri geldikçe diğer mutlak vekil ağabeylerden nakiller yapacağım. DAVASININ BEDEL ŞEHİDİ MERHUM ZÜBEYİR GÜNDÜZALP AĞABEY'den:

"Üstadımızın hayatının gayeleri dörttür.
 
1. Risale-i Nur'un neşri

2. Medrese-i nuriyeler(Emirdağ II sayfa 103 teki lahikada var)

3. Tevafuklu Kur'an'ın tab'ı(Kur'an'ın yazılışındaki tevafuk mucizesi)

4. Lahika mektublarının neşri(Hz Üstadımızın mutlak vekillerine verdiği bir vazife:Lahikaların mukteza-yı hale göre belagatla neşri. 

(Merhum Zübeyir ağabey ve Sungur ağabeyden sonra şimdi o vazifeyi Hüsnü Ağabey yapıyor.)
 
Hz peygamber(asm) İmam-ı Ali (ra)'a: "Ben (Kur'an'ın) tenzili için harbettim;sen tevili için harbedeceksin." buyuruyor.

Bu ne demek:
 
VELA RATBİN VELA YABİSİN İLLA Fİ KİTABİN MÜBİN Ayetinin beyanıyla (YAŞ VE KURU HER ŞEY KUR'AN'DA MEVCUTTUR.) Fakat herkes herşeyi içinde göremez. Külli nazar lazım. İşte o külli nazar,mutlak vekillerde ve onların şura'sında bulunur. Zira müceddid-i azam Üstadımızın varis-i etemmidirler. Biz bu gerçeğin cereyanını merhum Zübeyir ağabeyle Süleymaniye'de kaldığımız tarihten beri altmış senedir bizzat şahidi olduk ve oluyoruz.
 
Mutlak vekiller bu manada Üstadımızdan tevarüs eden münhasıran Rıza-yı ilahi için imana ve Kur'an'a hizmet mesleği olan Nur'un serapa Kur'ani  meslek-meşrebi dairesinde Üstadımızın Vefatından sonra da;o kudsi Kur'ani mesleği, dejenereye uğramaktan muhafaza ve aldatıcı ve ürkütücü hadiseler karşısında asla taviz vermeden bir iksir-i azam olan o Kur'ani meslek ve meşrebin değişmeden devam etmesinde mutlakvekiller cemaatimize on sene kadar Üstadımızdan aldıkları terbiye ile ululazmane sabır, fedakarlık, feragat ve gayretlerle müzahir olmuşlardır.

Ben zaman içinde cereyan eden bir iki vartadan kurtuluşumuzu birer cümle ile ifade edeceğim.

Şöyle: Mutlak Vekiller ile o kudsi Kur'ani meslek içinde muazzam cemaat olarak devam ederken ehl-i dalaletin şeytani tahriklerine kapılıp mücadele vaziyetine girmememizi Risale-i Nur'dan aldığımız dersle beraber, Üstadımızdan ve Risale-i Nur'dan nakillerle temin ettiler.
 
İkincisi: Necip Üstadımızın tabirleriyle sahabe mesleğinin, Risale-i Nurun Kur'anın ayinedar tefsiri olarak verdiği hakikat-ı Kur'aniye ve imaniye dersleriyle sahabe misal uhuvvet kardeşlik meşrebinde devam ederken,tarikat şeyhlik tarzına yuvarlanmaktan lisan-ı hal ve kal ile Üstadımızdan ve Risale-i Nurdan nakillerle bizleri kurtardılar.
 
Risale-i Nurdaki Hakikat-ı imaniye ve Kur'aniyenin cazibesiyle hizmet inkişaf etmeye başladığı zaman yeni bir imtihanla karşılaştık.

Mesela 1965 seçimlerinde Süleyman Demirel parti teşkili esnasında merhum Bekir Beye geliyor: "Bekir bey biz ihtilalden sonra ikiye bölünen kitleyi AP de toplamak istiyoruz. Sizin için de 15 kişilik bir kontenjan ayırdık. Siyasete girmek isteyen arkadaşları bize bildirin,merkezden gösterelim." diyor.

Merhum Bekir Bey bunu o tarihte Süleymaniye Kirazlımescitte bulunan Zübeyir Ağabeye soruyor.

Zübeyir ağabeyin cevabı aynen şöyle:

"KARDEŞİM BİZİM ÜSTADIMIZDAN VE RİSALE-İ NURDAN ALDIĞIMIZ DERSLE HASBİ BİR HİZBÜL KURAN OLARAK KUR'ANA VE İMANA HASBETEN LİLLAH HİZMETİMİZDE DÜNYEVİ VE SİYASİ GAYEMİZ YOKTUR VE OLAMAZ. ÜSTADIMIZ MENDERESTEN NE İSTEMİŞSE ONU İSTERİZ.
 
1. KOMÜNİSTLİK PERDESİNDE SALDIRAN ANARŞİYE KARŞI SAĞLAM DURSUNLAR.

2. HASBİ OLARAK KUR'ANA İMANA HİZMET EDEN NUR TALEBELERİNE İLİŞMESİNLER İLİŞTİRMESİNLER.

3. AYASOFYAYI İBADETE AÇSINLAR

Bekir Bey bunu Süleyman Demirele söylediği zaman Demirel:"Bizim parti programımız zaten koministliğin karşısındadır." diyor.
 
İkinci madde için:"Memuriyette CHP liler de var.Onlara mani olamayız."
 
Üçüncüsü için bişeyler yaparız deyip geçiyor. Her neyse!..

Sonra hadisatın çalkantıları içerisinde bu Yeni Asya grubu mutlakvekilleri asla nazara almayarak;suri neşriyatlar, nümayişlere katılmalar gibi maceralara girmeye başlayınca  Zübeyir Ağabey tavrını koymaya başladı. Kısaca şu tabirlerini nakledeyim. Müteaddit ikazlardan sonra şu cümle ile nokta koydu. Diğer içtimai siyasi cereyanları takliden nümayişlere katılanlara:
 
"Beyazıtta komünistlerle çarpışırken ölen mort gider"diyerek son noktayı koydu.
 
Birgün bana topla eşyanı gidiyoruz dedi Süleymaniyeden Koca Mustafa Paşaya geçtik. "HEPSİ GAZETECİ OLMUŞLAR ;BİZ BURADA BEDİUZZAMANİN HİZMETİNİ YAPACAĞIZ."dedi kesin tavır koydu.

Merhum Mustafa Polat (gazetenin sahibi) Zübeyir Ağabeyden fikren yardım isteyince;müteaddit defa geldiklerinde,ayağa kalkarak şu tabiri kullanırdı: "KARDEŞİM BEN GAZETECİ DEĞİLİM HA!.SORUYORSUNUZ,CEVAP VERİYORUM." diyordu.
 
Merhum Mustafa Polat :"Ağabey ben babadan gazeteciyim. Bu cağaloğlunda 50 senedir kominist baykuşları ötüyor. Ben buradan Üstadımın sesini dünyaya işittirmek istiyorum. Bana fikren yardım edin." diyerek samimi sual soruyordu.

Üstadımızın sıddıkı Zübeyir Ağabey şartını söylüyor:

A-İSLAMİ HÜVİYETTE BIR GAZETE OLARAK ÇIKACAK

B-NURCULARIN ORGANIDIR DENMEYECEK

C-NURCULARIN ORGANI DENDİĞİ GÜN GAZETE KAPATILACAK
 
Merhum Mustafa Polat hayattayken bu şartlara riayet etmiştir. Bilhassa merhum Mustafa Polatın şehadetinden sonra gazete ve siyaset meselesine daha çok kapılan,o zamanın gündelik siyasi boğuşmaları içerisine daha ziyade giren heyete karşı Üstadının kudsi Kur'ani mesleğini kurtarmak üzere zaman içinde Zübeyir Ağabey adeta mücadele tavrı almıştır.
 
Hatta: "Haindirler, canidirler her türlü entrika komplo bunlardan beklenir. Hiçbir itimadım kalmamıştır."dedirdiler.

Kısaca ifade ediyorum.
 
O tarihten sonra Kocamustafapaşa'da yeniden bir hizmet hamlesi başlatmıştır. Burada ifadesi kelimelere sığmayan bir keyfiyeti ifade etmeye çalışacağım fakat hiçbir ifadeye sığmaz. Nur-u Kur'an mesleği, siyasetin en murdar şeklinden,yine üstadımızın şurası olan mutlak vekiller heyetinin ululazmane sabır, temkin ve zaman içinde gayretleriyle kurtarılmıştır.

Not: Bütün dünyeviler ve vartalı siyasetin muhterisleri gibi,Zübeyir Ağabeyin ismini vefatından sonra  vefatlarını fırsat bilir tarzda çok kullanmışlardır. Elbette ağır hesapları Haşr-i Ekberde görülecek.
 
Y.Asya dalaletinin taarruzu içerde Nur'un mesle-meşrebini dejenere etmeye sebebolurken, menfi hareketlerle cemaatteki bölünmeler de,o çirkin gidişten haklı ayrılmalar ile vücuda gelmiştir.
 
Bunun yanında bütün İslami cemaatleri;bu asrın dehşetli dalaletinden Kur'ani bir imdad-ı Rabbani olarak gelen yakıyn-i imani derslerinden istifadeye muhtaçken tenfir ederek mahrum olmalarına sebeb olmuştur.
 
Merhum Sungur Ağabeyden şunu nakledeyim: "Cenab-ı Hak Zübeyir ağabeye iki sene daha ömür verseydi bu meseleyi de halledip gidecekti" dedi.
 
Komitenin akılbabası Fırıncı idi.Yukarıdaki tabirler zaten Zübeyir Ağabeyin tavrını açıkça ifade ediyor. Nur'un hakikat dersleri gibi,meslek meşrebi de sahabe mesleğinin cilvesi olarak serapa Kur'ani meslek meşrebine Üstadımız,"cihad-ı manevi"adını vermiştir. Bir cümleyle ifade ediyor:"Mesleğimiz, sırr-ı ihlasa dayanıp hakaik-ı imaniyedir." Lahikalarda var. 

Burada Zübeyir Ağabeyden şu toparlayıcı tarifi de nakledeyim:"Üstadımız altıbin sahife külliyatta,üçbin küsur sahifede,hakaik-ı imaniye, Ma'rifetullah, Muhabbetullah dersleri veriyor. Üçbin sahifeye yakın,Tarihçe ve lahikalarda serapa Kur'ani olan meslek-meşrebini ders vermişlerdir." 
 
İşte mutlakvekiller on sene kadar Üstadımızın terbiyesinde en azam mertebede ism-i azam mazhariyetiyle hakaik-i imaniye dersleri aldıkları gibi, hiçbir dünyevi siyasi hatta ferdi ve cemaati menfaatlara asla tenezzül etmeyecek bir sıddıkiyet ve takva-yı azam ders ve terbiyesi almışlardır. Hem amel edip hem cemaate intikaline muvaffak olmuşlardır.

Şimdi Hüsnü Bayram Ağabeyle Asr-ı Saadetin bu zamanda bir in'ikası olan Risale-i Nur ile Kur'an'a,imana halisen-muhlisen hizmetin en keyfiyetli tarzının manevi bayramlarını yaşıyoruz. 
 
Üstadımızdan Risale-i Nur'un kıymetine ait bir iki nakil yapalım. Muazzez üstadımız zaman zaman Ağabeylere "Kardaşlarım mal benim değil;Kur'anın malı." buyuruyorlar.
 
Hz Mevlana'nın Mesnevi-i Şerifi Mesnevi-i Nuriye mi daha üstün diyen birine:" Hz Mevlana'nın Mesnevi-i Şerifi, o güneşin(Kur'an) elvan-ı seb'asından bir rengi aksettirmiştir. Risale-i Nur yedi rengi birden aksettirmiştir." buyurmuşlar.
Risale-i Nuru Üstadımız şöyle tabir ediyor: "Bu asrın dimağına Kur'anın bir dersidir." Risale-i Nur sadaka-i makbuledir;okunduğu beldede bela ve musibetleri def eder.
 
İman-ı tahkiki dersi vererek yakin-i imanide sonsuz mertebelerinde terakki vererek ;ebedi hayat ve saadeti kazandırdığı gibi, talebelerine bu dünyada da bir manevi cennet yaşattığını ifade ediyor. Halisane okuyanlar bu huzuri imanın hazlariyle o manevi cenneti yaşıyorlar. 
 
Hatta milletler,cemaatler ve fertler olarak bir dehşetli kaos içine giren beşeriyeti terbiye için gelen, VELiLLAHi CÜNUDISSEMAVATİ VEL ARD Ayetinin sırrı ile Cenab-ı Hak'kın çok ordularından bir ordusu olan Covid-19 salgını esnasinda bakıyoruz,bu felaketi de Risale-i Nur Talebeleri en küçük dairedeki, Peygamberimizin "cihad-ı ekber" buyurdukları nefisle cihad ve islah-ı beyn hususunda- sözle ifadesi mümkün değil yaşamak lazım- bizatihi Kuran nurları olan ve okuyanı bizatihi Kur'an'a talebe yapan Risale-i Nurları bu fırsatta daha ziyade okuyoruz.

Bu mevzuda Bir hadis-i şerifin sırrını ifade etmeden geçemiyeceğim "AHİRZAMANDA SİLAH KILIÇ YERİNE ;HAK VE HAKİKATIN BÜRHANLARI,DÜŞMANLARI MAĞLUP EDİP DAĞITACAK."
 
Nitekim Hz Üstad Bediuzzaman bir forma Tabiat Risalesiyle son asrın dehşetli taunu olan materyalizm dalaletini tarihin çöplüğüne gömmüştür. 
 
Hz Üstad birinci meclise bizzat M.Kemal tarafından İstanbul'dan davet edildiğinde,o taunun tesirini mecliste bazılarında da görünce, ömür boyu mebusluk gibi çok vaadlere rağmen:"Ben ahiretime çalışacağım."diyerek şu fikirle ayrılmıştır:"

Milletin kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir;onu takviye ile sıhhat bulabilir." diyerek hocaların ve M.Kemalin de ısrarlarına rağmen Vana avdet etmiştir. Allahu alem şu mesajı da Rasul-i Ekrem (asm)den almışlardır.
 
Bir hadis-i şeriflerinde Rasulullah (asm) Şöyle buyuruyor:"Ben o süfyanin zamanında gelseydim;en tenha bir yere çekilir,Kur'an'dan iman bürhanlarını istihrac eder,ona onunla mukabele ederdim."

İşte bu tarihten sonra,Üstadımız Van'dan Isparta,Barla'ya sırf evham üzerine nefyediliyor.

Hatta şarklılar "Seyda bizi bırakıp gitme,seni Mısıra Arabistana kaçıralım!"dedikleri halde; ben kendi rızamla gidiyorum." demiş;fen asrının dimağına Kur'anın bir dersi olan altıbin sahife Risale-i Nur külliyatının yirmi küsur sene devam edecek olan telif ve neşri için,hükümetin evhamından daha uzak olacağını düşündüğü batıya nefyini rızayı kalple kabul etmiştir.

Fakat harici islam düşmanlarının kışkırtmalarına aldanan bir kısım siyasiler batıda da Hz Üstadı rahat bırakmamışlar yirmisekiz sene sürgün hayatı,yirmi kere zehirlemelere rağmen ululazmane sabır ve mücahede ile telifatına yarim milyondan fazla risalenin el yazması ile neşrine muvaffak olmuştur. Dışkökenli tahripçi maddi manevi taarruzlara mukabil,Rsale-i Nurun manevi imani mücahedesi bahtiyar milletimizi bu günlere getirdi.
 
ELHAMDÜLİLLAHİ HAZA MİN FAZLI RABBİ.
 
Not: Y.Asya tuğyanlı dalaleti kapıyı açmasaydı Feto bu derece tahribata yol bulamazdı.Şimdi de Fırıncı galiba mes'uliyet ve vebal sersemliği ile Feto'nun ikinci versiyonunun kapısını açmağa çalışıyor. Kahraman Covid 19 ordusu İnşaallah aklı başlarına getirir.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>