Eyüp Ekmekçi
Son Hadiseler Üzerine
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Hz. Üstad Bediüzzaman Said Nursi (R.A.) bir lahikada her hadisede iki sebeb var. Biri zahiri biri hakiki. Bu son hadisede önce irşad hareketi gibi ortaya çıkan islamın ve Bediüzzamanın nufuzunu kullanan biraz güçlenir gibi hissettikten sonra siyasi bir açılıma giren Hocanın başına gelen bu hadisede evvela mezkur iki sebeb noktasında bakalım.

Medyada kimsenin dem vurmadığı, belki bilmediği hakiki sebeb Risale-i Nur gibi Kur'an-ı Azimüşşan'ın mucizelik sırrına dayanan hem münzel Kur'an-ı Kerim'in hem Kur'an-ı Kebir olan kainat kitabının Müfessir-i Bedii'nin Kur'an' ın arşından gelen kudsi kelimatını güya daha iyi anlaşılsın bahanesiyle değiştirme cahilane cinayetinin kader-i İlahi'nin bir sillesinin başlangıcıdır.

Zahiri sebeb:Hz. Bediüzzaman'ın son derece çileli ve dergah-ı İlahiye iltica vaziyetindeki dualarının bir neticesi olarak rahmetve hikmeti ilahiyle bu necip ve çilekar millte ihsan edilen islam devletiyle ve hükümetiyle bir kör döğüşü halinde görünen hadise ile bir gazap sillesi yemesinden ibarettir. Fakat bu sille içinde otomatikman yandaşı durumuna gelen şer kuvvetleri ile müşterek bir taarruz halinde bulunmasının ayrıca gazabı ilahiyi celp eden bir vartayı azim olduğunu üzülerek görüyoruz.

Esasında hoca zahiren Hazret-i Üstad Bediüzzamanın davası içinde göründüğü halde çok cihetlerden tamanen ayrı ve zıt tarzlar içinde bulunmuştur.Bu mesele uzun çeker.Biz birkaç farkı ifade etmeye çalışalım:

Hz. Üstad Bediüzzaman Said Nursi seraba Kurani ve Kuranın mucizelik sırrına dayanan ve kendi ifadeleriyle ''Risale-i Nur Kuranın bu asrın fehmine bir dersidir'' buyurdukları hem Kuranı Kerimin, hem Kuran-ı Kebir olan kainatın en son ve ekmel tefsirini Alem-i İslam ve insaniyete Rahmet-i Uzma-i İlahi ile ikramına vesile olurken meslek tarzı olarak ta en kerimane musbet mahza Kurani her tabaka ve daire-i insaniyeye menfaattar nev'i şahsına has bir meslek tesis etmiştir.Hocanın usulu tarihteki sıradan meslekler gurubuna girer.

Hz. Üstadımızın mesleği serape Kur'an i olduğundan hiçbir iltibas ve tenasübsüzlüğe medar olacak ciheti asla yoktur. Mesleğini mahza sünnet-i seniyyeye, Peygamberlere ittiba mesleğine dayandırdığı için '' in ecriye illa alallah'' düsturu esas olduğundan nasdan istiğna harika bir düstur halinde kendisinde ve has talebelerinde dercesine göre aynen intikal etmiştir. Her türlü dilencilik usüllerinden müberradır.

Toplumdaki muhtelif daireler arasında hiçbir iltibas ve kargaşaya medar olmadığı Nur Külliyatını okuyanlarca izahtan varestedir. ''Hizbul-Kur'an'' olarak biiznillah, tesis eylediği has dairesinde imana Kur'an'a hizmeti esas yapıp münhasıran rızayı İlahi Bari'i esas maksad olarak göstermiştir. Ancak siyasete girmek isteyen cemaat adına giremez; kendi adına girebilir buyurarak has dairenin imana Kur'an'a hizmetteki kudsiyet keyfiyetinin muhafaza etmiş. ''Mutlak vekilimdirler'' buyurdukları nur erkanları ve nurun mesleki dersleriyle muhafaza ettirmişlerdir.

Memleketteki siyasi hareketin istikamet ve sihhati için merhum Adnan Menderes'e yazdıkları mektup ve Risale-i Nur Talebelerini vatandaşlık vazifesinde doğru tercihin nasıl olacağını, kökü dışarıda cereyanların menfi hareketlerinden kurtuluşun çarelerini göstermişlerdir. Yani; geniş dairede 'siyaseti dine hizmetkar yapmak' prensibi ile hareket etmiş ve ders vermişlerdir.

Bu meselenin hülasası: Nur Talebeleriyle İhvanı Müslimin Cemiyeti arasındaki fark mektubuyla beyan edilmiştir. Yetmişli yıllarda yani nurcuların siyasi sahaya sokulmaya çalışıldığı zamanlarda, Üstadımızın mutlak vekillerinden Hüsnü Bayram Ağabey: ''Bu bizzat üstadımızın kalemidir her yerde okuyun.'' demişlerdi.

Vaktiyle merhum Zübeyir Ağabey de:''Üstadımız bazen bir talebenin mektubunu alır meslek meşrebine göre yeniden tanzim eder, yine o talebenin ismiyle neşrederdi. İsa Abdülkadir ismiyle neşredilen bu lahika bu nevidendir. Bizzat Üstadımızın kalemidir.'' buyurmuşlardı.

Alem-i islamdan Zübeyir Gündüzalp Ağabeye ziyarete gelen zatlara: ''Biz imana hizmet keyfiyeti ve Üstadımızdan ders aldığımız Nurun meslek meşrebi (Not: Ki, Sahabe mesleği keyfiyetinde olduğunu beyan ediyorlar.) itibariyle 'cihad-ı manevi' üzerine gidiyoruz. Biz bu tarzda, siz siyasi yoldan giderek ileride ''Cemahir-i Müttefika-i İslamiye'' tahakkuk edeceğinde şek ve şübhe yoktur. İki kere iki dörtte şübhe olabilir, Cemahir-i Müttefika-i İslamiye'nin tahakkuk edeceğinde şek ve şübhe yoktur.'' buyuruyorlardı.

Muazzez Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri: ''Bu hizmet bir cihette benim duamın neticesidir. Bir dua mümkün mü kırk sene ..  seksen sene esbab-ı kabul dairesinde yapılsın da, onu reddetmek Rahmet-i İlahiyenin şe'ninden değildir.'' buyurmuşlar.

Bir islam üniversitesi profesörü: ''Hazreti Bediüzzaman'ın ömrü beşeri ömrüyle itibar edilmez. Kur'ani dersi olan Risale-i Nur ile itibar edilir.'' Yani, dünya durdukça ve Risale-i Nur okundukça Manevi Bediüzzaman yaşayacak, alem-i islam ve insaniyeti iman ve Kur'an nurlarıyla tenvir etmeye devam edecek.

Hazreti Mehdi manasını ders verdiği mektubunda hizmetin üç dairesi olan üç vazifeden bahsediyor. Ve ''Bu üç vazifeyi birden benim gibi bir aciz yapamaz. Ancak ahirzamanda gelecek O zatın şahs-ı manevisinde içtima eder.'' buyurarak, adet-i seniyeleri muktezasınca tevazu-u mutlak ile yine kendilerini setrediyorlar.

Fakat Alem-i İslam çapında Risale-i Nur'a vakıf zatlar ve allameler bu hakikata şehadet ediyorlar. Böyle azam meziyetler heves ve dava etmekle kesb edilmez. Tensib-i uzma-yı Rabbani ile tahakkuk eder. İcma-yı ümmetle şehadet edilir.

Şefaatlerine muhtaç olduğumuz merhum Hüsrev Ağabeyimiz, kendilerine "Mehdi" vs diyenlerden ötürü, kendilerine sormak isteyen iki ziyaretçiye kerametkarane, sormadan cevap veriyorlar: "Kardeşim Mehdiyet öyle bir makamdır ki, her nefis ona mazhariyeti arzu eder. Fakat o nimet-i uzmayı Rahmet-i İlahi muazzez Üstadımıza bahşetmiştir." buyurmuşlar. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>