Eyüp Ekmekçi
Son Hadiseler Münasebetiyle
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Risale-i Nur killiyatından Şualar mecmuasında bulunan bir mudafattan bir esas Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri buyuyor ki:

Beşinci esas:

 
Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasileridir. Çünkü halisane hizmet-i Kur’aniye, onlara herşeye bedel, kafi geliyor.

Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklaliyetini ve ihlasını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevi maksadına alet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak.
 
NOT: Hoca hadisesinin devletle mübarezesinde görüldüğü gibi.

Bir de işin diğer yönü var Hz. Üstad Bediüzzaman Said Nursi (R.A.) lahikalarda buyuyorlar:

Her hadisede iki sebep var. Biri zahiri sebep biri de hakiki sebep.

Zahiri durum Hz. Bediüzzamanın meslek tarzından tamamen ayrı bir yol tutan F. Hocanın İslam devletiyle mübareze tarzına giren ve otomatikman İslam ve Türkiye düşmanlarını yanında bulan son durumdur.

Hakiki sebebin resmini çizmeyi ululazmane istikbalbin nazar sahibi Hz. Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi (R.A.) bırakalım. Mektubat mecmuası 29. Mektup altıncı kısım beşinci desise-i şeytaniyeden:

Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez.

Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı manevisinde, herbiriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz.

Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
Birşey daha kaldı; en tehlikelisi odur ki:

İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir; çabuk enaniyetini bırakmaz.

Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmi enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister,hatta yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsanettiği ve yüksek bulduğu halde, nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımni bir adavet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder ta ki kendi mahsulat-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.

Halbuki, bilmecburiyebunu haber veriyorum ki:

Bu durus-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allame ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulum-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü, çok emarelerle anlamışız ki, bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.
 
Son hadise Risale-i Nuru sadeleştirme adı altındaki Kuran semasından nuzul etmiş ve kuranın mucizelik sırrına dayanan bu tefsir-i bedi’in kudsi kelimatını değiştirmekle yukarıda üstadımızın beyan buyurdukları desise-i şeytaniyedeki azim vartayı gösteren o işlenen cinayetin bir semavi sillesi ve gazap işareti olduğudur.

Bu keyfiyet hakir kardeşinizin bir tesbiti değil Hz. Üstadımızın ‘mutlak vekilim’  ve ‘hayatınla hayatım devam edecek’ buyurdukları merhum muazzez Mustafa Sungur Ağabeyimizin beyanlarıdır. 

Aynen şöyle: 

‘ Bütün alemde okunuyor anlaşılıyor biz şimdi başımızı şükran secdesinden kaldırmamamız lazımken neden bu iş böyle oluyor (yani tahrif) bu damar eskiden beri onda vardı. Üstadımızın makamında gözü var.

Ben kalben gücendim kalben irtibatımı kestim.’ Diğer ağabeyler de bu meyanda beyanlarda bulundular. Hatta merhum Mustafa Sungur Ağabey hayatta iken müşterek bir mektupla ikaz etmişlerdi. Ona da muhatap olmadı fakat kader dehşetli bir sille ile cevap verdi. Bu işin tahlili çok çeker biz şimdilik kısa keselim.

Bir vecih şöyle muhterem münevver başbakanımız: "Biz insana tapmayız Allah’a taparız" buyurdular. Mealen (biz mü’mine dua ederiz lanete lanet ederiz) buyurmuşlardı.

Yani Hz Bediüzzamanın adavete adavet prensibi gibi. Lanet edene lanet değil lanetin kendisine lanet. Yani muhterem başbakanımız hocanın seviyesine inmedi. Üstadımızın tabirini kullandı. 

Kitaba bakmayıp mana-yı ismiyle meczubane şahsa takılanlar, bir varta-yı azim içindedir. Hz. Bediüzzaman buyuruyor: "Baki hakikatlar, fani şahıslara bina edilmez". İla ahir...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>