Eyüp Ekmekçi
Risale-i Nuru Samimi Okuyan Kardeşlere Bir Mesaj Tarzında
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Bence bu vukua gelen hadiselerin kaderi hikmeti Risale-i Nurun derslerini iştiyakla okumakla beraber Hz. Bediüzzamanla kendi arasında mana-yı ismiyle bir şahıs perdesine maruz kalmış kardeşleri o varta-yı azimden kurtarmak için bir fırsattır.
Merhum Zübeyir Ağabey “Lahikadaki müfritane irtibat dersi Üstadımızla irtibattır.Üstadımız ne kadar tevazu yaparsa biz o nispette Üstadımızı yüksek biliriz” buyurdular. “Ve men tevazaa refeahullah” 
 
Ki Bedi’ Üstadımız “Said yoktur Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur konuşan yalnız hakikattır hakikatı imaniyedir.” Buyurarak tevazu-u mutlak yapıyorlar.doğrudan doğruya hakikat-ı Kur’aniye ve imaniyeye ve o hakikatın bu zamandaki bedi’ emsalsiz dersi olan ve Kuranın mucizelik sırrına dayanan Risale-i Nura bizi raptediyorlar.

Merhum M. Sungur Ağabey derse başlarken ekseriyetle “siz bu kitabı nerede açsanız biz orada hazır gibiyiz” buyurduklarını ifade ile derse başlardı. Hatta bir ara birçok mürşitler, hocaefendiler derslerini sohbetlerini radyo televizyon vs. birçok iletişim vasıtalarıyla cemaatlarına ulaştırmak imkanlarını buluyorlar. Halbuki bu asrın hakikat-ı Kur’aniye muallimi olan üstadımız bu imkana daha ziyade layık idi.

Fakat o istibdad-ı mutlak zamanında çok az insanlar üstadımızla görüşebilmiştir. Bu, kader cihetiyle bir tezattır diye düşündüm birden ihtar edilir gibi hatırıma geldi ki Cenab-ı Hakın azami bir ikramı olarak “Her bir risale bir Said’tir. Siz hangi risaleyi okusanız –haşa- benim adi şahsımdan değil Hadimi Kur’an olan üstadından bir ders alır.” Buyurdukları hatırıma geldi.
 
Merhum Zübeyir Ağabey ehl-i hizmet kardeşlere ikaz olarak önce iman dersleri yapıp sonra siyasete girmemek derslerini vermişlerdi. Hatta o zaman ortaya çıkan nurcuları siyasetle bulaştırmak isteyen bazı kimseler için “mesleki dalalettir” buyurmuşlardı. Bu arada elli senedir yanlış nakledilen bir tabiri tavzih edeyim. Güya Zübeyir Ağabey lahana yaprağı kadar bir gazetemiz olsa demiş yana-yakıla.

Bu , evvela merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin Hz. Üstadın baş şakirdi, hususi hizmetkarı olmasına medar olan deha-yı kudsisini ve azami sıddıkıyetini küçük düşürmek oluyor ve tam ters bir mana ile naklediliyor. Vaktiyle gazeteyi hırsla çok büyütmek fikrinde oldukları zaman ilerde düşülecek tehlikeyi görerek (hırs göstermeyin) manasında “lahana yaprağı kadar olsa, beşyüz nüsha çıksa, meclise Üstadımızın mesajını verse yeter” demiş.. o manada söylemişlerdi. Her neyse…
 
Meczupluğun enva-ı çoktur sınırı yoktur. Evliyaullah ‘hayal’e şeytandır demişler. Bugünlerde de çok envaı cereyan ediyor.
Necib Üstadımızın Nurun has dairesine verdikleri  ehemm bir ders: 
 
“Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasılki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz ve gözü, kulağına hased etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de: Bu heyetimizin şahs-ı manevisinde herbiriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.”
 
Üstadımız şimdi burada bir resim çiziyor dikkat! ( Risale-i Nurlar kıyamete kadar gelecek talebelere Kur’an-ı Azimüşşanın mucizelik sırrına dayanan dersidir hükmünce):
 
“Bir şey daha kaldı, en tehlikelisi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir.

Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmi enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hatta yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımni bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder, ta ki kendi mahsulat-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
 
"Bu dürus-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allame ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulum-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir.

Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde birşey yazsa; soğuk bir muaraza veya nakıs bir taklidcilik hükmüne geçer.

Çünki çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur eczaları, Kur'anın tereşşuhatıdır; bizler, taksim-ül a'mal kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhde edip, o ab-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!.."
 
Kendilerine rahmeti ilahiyenin en azam bir ikramı olan mücedditliğin azami mertebesindeki vazife-i uzmayı dahi taksim-ül a’mal tarzında ifade edecek tevazu-u mutlak sahibine ait  bir meslek ve iman cereyanı içinde enaniyet mikrobunu karıştırmak isteyenlere veyl olsun.
 
Vaktiyle Hz. Üstadımız buyurmuşlar (Nur erkanlarından nakil) : “Risale-i Nurlar dünyanın kanunu esasisi olacaktır.”
Vaktiyle okyanus ötesindeki hocaya biri demiş:” hocam Risale-i Nurlar Kur’anın malı buyuruyor üstadımız  ve çok zaman Üstadımız  “Kardeşlerim mal benim değil ihtiyarımızla tashih etmeye değiştirmeye mezun değiliz” buyuruyor. Sizin kitaplarınız da çok muğlak onları sadeleştirsek.” Dediği zaman, Hoca demiş: “Bunlar ilerde kanunu esasi olacak”. Kıskançlık mı, hezeyan mı!..
 
Merhum Mustafa Sungur Ağabey kırk küsür senedir Yeni Asya’nın taarruzlarına karşı Hocayı müdafaa etmiştir. Fakat Yahudilerin semavi kitapları tahrif etmesi gibi Kur’an semasından nüzul eden ve Kur’anın mucizelik sırrına dayanan Risale-i Nurları tahrif etmeye başlayınca Üstadımızın mutlak vekili olan diğer Nur Erkanları ile beraber bir ikaz mektubu gönderdiler. “Üsküdar’da filana bırakıverin” diye hakaretamiz bir tavırla mukabele edince merhum Sungur Ağabey aynen şöyle buyurdular:” Bu böyle olmaması lazımdı.. niye oldu! Ha! Bunun Üstadımızın makamında gözü vardı. Nurları tahrif etmeye çalışanlara lanet olsun. Elleri bacakları kırılsın” diyerek Üstadımızın mutlak vekili olarak zaruri vazifesi olan Nurun müdafaa vazifesini ifa etmiştir.
 
AHRAR MESELESİ
 
Beşinci Esas: Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak, bir düstur-u essasiyeleridir. Çünkü halisane hizmet-i Kur’aniye, onlara herşeye bedel kafi geliyor.
 
Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde, hiç kimse istiklaliyetini ve ihlasını muhafaza edemez. Her halde bir cerayan onun hareketini kendi hesabına alacak. Kendi dünyevi maksadına alet edecek. O hizmetin kudsiyetini bozacak.
Hem maddi mübarezede, şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdad ile birinin hatasıyla onun ma’sum çok taraftarlarını ezmek lazım gelecek, yoksa mağlup düşecek.
 
Hem dünya için dinini bırakan veya alet edenlerin nazarlarında, Kur’anın hiçbir şeye alet olamayan kudsi hakikatları, bir propaganda-i siyasette alet olmuş tevehhüm edilecek.
 
Hem milletin her tabakası muvafıkı, muhalifi, me’muru, amisi o hakikatlarda hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risele-i Nur şakirtleri tam bitaraf kalmak için, siyaseti ve maddi mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lazım gelmiş.
 Bu mesleki esas muvacehesinde muazzez Üstadımız siyasette ahrar fırkasını desteklemeyi vatan millet din maslahatı hesabına  Nur şakirtlerine ehemmiyetle ders vermişlerdir. Bir not: Ancak siyasete girmek isteyen, cemaat adına değil şahsı namına girebilir buyurmuşlardır.
 
Ehemmiyetli bir not: Muhakemat eserinde : Bir kimse süluk ettiği mesleğine istidadı muvafık ise hem kendi istidadı inkişaf eder hem o mesleği inkişaf ettirir. Muvafık değilse hem istidadı fesada uğrar hem süluk ettiği mesleği bozar buyuruyor. Kur’ana hizmet mesleği gibi ortaya çıkıp siyasi ihtirasa kapılanların kulakları çınlasın!.. 
 
Yahudi dostluğu marazına müptela olmayanlara Üstadımızdan bir müjde: “Bu ahrar fıkrası ileride İttihad-ı İslam’a inkılab edecektir.”
 
Merhum Zübeyir Ağabey buyuyordu: “iki kere iki dörtte şüphe olabilir mi!.. Fakat cemahir-i müttefika-yı İslamiyenin tahakkuk edeceğinde şek ve şüphe yoktur.”
 
Evet ümitvar olunuz!. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek gür sada İslam’ın sadası olacaktır. Vesselam…

Dualarınıza Muhtaç
Kardeşiniz Eyüp EKMEKÇİ
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>