Eyüp Ekmekçi
Nur Mesleği İtibariyle İstifadeye Medar Hatıralar-3
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Üstadımız Emirdağ Lahikası II’de şöyle buyuruyorlar:’’Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahiri, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nur’un satılan nüshalarının sermayesi, Risale-i Nur’un malıdır. Said de bir hizmetkardır, hayatta tayinini alabilir.(*2)

(*1): Erkanlar beyninde şurayı tesis ile beraber üçüncü Said ifade ettikleri devre, Üstadımızın ‘’ tatbikat’’ devresidir. O devrede yanında bulunanlar için:’’Sizler benim şahitlerimsiniz. Bir dava şahitsiz olsa kıymetsiz olur.’’ Buyurmuşlardır. Nitekim zaman bunu da gösterdi.

(*2): Bu beyan çok manidardır.’’Hayatta tayinini alabilir.’’ Tabiri,necib, müdebbir-i a’zam muazzez Üstadımız, nesebi varisine Risale-i Nur’dan tayin bedeli bile bırakmıyor. Hürmeten, Ağabeyler verir, o ayrı mes’ele. Ve lüzumuna göre veriyorlar.

Hatta bugünlerde ölüm bana çok yakın göründü. Ben de altı vilayette bulunan elli-altmış talebeyi iki-üç sene Nur sermayesinden tayinini vermek kat’i niyet ederken, belki bazılarını bazı maniler onları talebelik hizmetinden vazgeçirecek diye vazgeçtim. Şimdi vasiyetimi yazdım.’’(Emirdağ Lahikası II Sözler N.204- Envar N.233
                                                                                                                                                                                  Her derdin layık devasını ihsan eden Rabb-i Rahimimiz, bu dehşetli zamanın nesillerini manevi, maddi helaket ve felaketlere iten ifsad komitelerine karşı çareyi de gösteriyor. Hususen nesillerin mukadderatı üzerinde me’sul mevkide olanların dikkatlerine arz ederiz.

Üstadımız Emirdağ Lahikası II’nin sonunda şöyle buyuruyorlar:’’Üçüncü Mesele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle cehennem-i manevi neşrine çalışıyor ki, kainatta hiçbir kafir ona yanaşmamak lazım geliyor. Kur’anın ‘’ Rahmeten lil-alemin’’ olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; ahrete iman, Allah’a iman ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün aleme ve nev’-i  beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işarettir ki; o manevi cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. Halbuki şimdi fen ve felsefenin dalalet kısmı; yani Kur’anla barışmayan, yoldan çıkmış. Kur’ana muhalefet eden kısmı, küfr-ü mutlakı komünistler tarzında neşre başladılar.

Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir surette münafıklar, zındıklar vasıtasıyla ve bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vasıtasıyla neşir ile aşılanmağa başlandığı için: şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. ’’Dinsiz bir millet yaşamaz’’ hükmü bu noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-ı halde yaşanmaz. Onun için Kur’an-ı Hakim, bu asırda bir mu’cize-i maneviyesi olarak Risale-i Nur şakirdlerine bu dersi vermiş ki; küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. Evet Çin’i, hem yarı Avrupa’yı ve Balkan’ları istila eden bu cereyana karşı bizi muhafaza eden Kur’an-ı Hakim’in bu dersidir ki; o hücuma karşı sed çekmiş, bu suretle o tehlikeye karşı çare bulmuştur.

Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hristiyan ve Yahudi, hususan Bolşevik gibi olmak… Çünki bir İsevi Müslüman olsa, İsa Aleyhisselam’ı daha ziyade sever. Fakat bir Musevi Müslüman olsa, Musa Aleyhisselam’ı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalatü Vesselam’ın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemalata medar hiçbir halet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur.

Onun için Cenab-ı Hakk’a şükür Kur’an-ı Hakim’in işarat-ı gaybiyesi ile kahraman Türk ve Arab Milletleri içinde Lisan-ı Türki ve Arabi ile bu asrı kurtaracak bir mu’cize-i Kur’aniyenin Risale-i Nur namıyla bir dersi intişara başlamış. Ve onaltı sene evvel altıyüzbin adamın imanını kurtarmağa bir derece vesile olduğu gibi, İslam’ın iki kahraman kardeşi olan Türk ve Arab’ı birleştirmeye, bu Kur’anın kanun-u esasilerini neşretmeğe vesile olduğunu düşmanlar da tasdik ediyorlar.

Madem bu zamanda küfr-ü mutlak Kur’an’a karşı çıkıyor. Küfr-ü mutlakta cehennemden ziyade dünyada da daha büyük bir cehennem var. Çünki ölüm madem öldürülmüyor. Her gün beşerde otuzbin cenaze ölümün devamına şehadet ediyor. Bu ölüm küfr-ü mutlaka düşenlere, yahut taraftar olanlara; hem şahsın i’dam-ı ebedisi ve bütün geçmiş, gelecek akrabalarının da i’dam-ı ebedisi olarak düşündüğü için, Cehannem’den on defa daha fazla dehşetli Cehennem azabı çeker. Demek o Cehennem azabını küfr-ü mutlakla kalbinde duyuyor. Çünki her bir insan arkasının saadetiyle mes’ud, azabıyla muazzeb olduğu gibi; Allah’ı inkar edenlerin itikadlarınca bütün o saadetleri mahvoluyor, yerine azablar geliyor. İşte bu zamanda, bu dünyada bu manevi cehennemi insanların kalbinden izale eden tek bir çaresi var: O da Kur’an-ı Hakim’dir. Ve bu zamanın fehmine göre onun bir mu’cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur eczalarıdır.’’ (Emirdağ Lahikası Sözler N.215 - Envar N.243)
Ve dünya sulhu için de Reis-i Cumhur ve Başvekile mektub çok manidardır. Memleketin mukadderatına ait vazifeleri olanlara, bir vasiyet mahiyetindedir. ( Emirdağ Lahikası II Sözler N.195-Envar N.222 )

Zübeyir Ağabey: ‘’Kardeşim, hizmete ait mes’eleler hakkında kimseye hususi kanaati sorulmaz. Bu mesele Risale-i Nur’da nerede var, Üstadımız zamanında böyle bir hadise vuku bulmuş mudur? Veya Üstadımız bu meselede ne buyurmuştur? Diye sorarsanız kanaatlerin bir noktada birleştiğini görürsünüz’’ diyorlar.

Kardeş tekrar soruyor: ‘’Ağabey , bu hizmet nasıl tedvir edilir?’’. Bunun kitabi cevabı 10.Lem’a şefkat tokatları risalesinin mukaddemesidir. Zübeyir Ağabey, muktezayı hale göre, zaman ve zemin münasebetiyle yani Üstadımızın meslek meşrebine cemaat halinde bir imtihan cereyan ettiği günler olmak itibariyle:’’Kardeşim, Üstadımız bir şura bırakmıştır’’ diyerek, Üstadımızın dört. Beş adamı mutlak vekil bırakıyorum buyurduğu yukarıda geçen en son vasiyetten bahsediyor.

Sonra kardeş tekrar soruyor:’’Ağabey, meşveret nasıl yapılır?’’. Zübeyir Ağabey:’’Biz meseleyi ortaya koyarız. Ağabeyler, Üstadımızdan ve Risale-i Nur’dan hatırlarına gelenleri söylerler. Neticesi meşveretin kararı olur. Sonra da meşveretin neticesini daire içinde nur merkezlerine bir lahika neşrederek tamim ederlerdi. Aldıkları yüksek ders-i Kur’ani ve bedi’ terbiye ve sıddıkıyetleri muktezası olarak, emir-komuta usulü yapmazlar veye felsefi mülahazalara girmezlerdi. Zira, necib, muazzez, müdebbir-i a’zam Üstadımız hem hakaik-ı imaniye ve Kur’aniyeye dair hem Nur’un sehl-i mümteni mahiyetindeki serapa Kur’ani olan meslek meşrebine dair bütün esasatı hüve hüvesine Risale-i Nur Külliyatında va’zetmişlerdir.

Hatta ‘’Lahikalar da ilhamidir ihtara binaen yazılmıştır. Ve Üstadımızın neşredilmeyen 5 sayfalık mektubu vardır.’’ Neşredilen 3-5 satırlık mektubu vardır.’’ Yani, bizzat Üstadımızın tensibi ile lahikaya girmiş olan bu mektublar kıyamete kadar gelecek mücahede-i maneviye-i Kur’aniye erleri olan talebelere ders, teselli ve ikazlardır.

Aynı kardeş:’’ Sizden sonra kim toparlar Ağabey?’’ diye soruyor. Zübeyir Gündüzalp Ağabey:’’ Sungur Ağabey var  kardeşim’’ buyuruyorlar.

Başta Üstadımız olarak bu ihlas-ı tamm ve sıddıkıyet vasıfları ile mümtaz a’zami feragat ve fedakarlıkla Nur-u Kur’an ve imana hadim olmuş zatlara Rabb-ı Rahimimiz olan Cevvad-ı Kerimimizden hadsiz Nur ve rahmetler niyaz ediyor ve şefaatlerine ve dar-ı bekada komşuluklarına nail olmayı kemal-i kereminden diliyoruz. Vesselam.                        

Duanıza muhtaç kardeşiniz Eyüp EKMEKÇİ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>