Eyüp Ekmekçi
Mana-yı Harfi, Mana-yı İsmi Her Zaman Bir Esasdır
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Sual: Enbiya ve evliyaya muhabbet, nasıl faydasız kalır?
 
Elcevap: Ehl-i Teslisin İsa Aleyhisselama ve Rafızilerin Hazret-i Ali Radıyallahü Anha muhabbetleri faydasız kaldığı gibi. Eğer o muhabbetler, Kur'an'ın irşad ettiği tarzda ve Cenab-ı Hakkın hesabına ve muhabbet-i Rahman namına olsalar, o zaman hem dünyada, hem ahirette güzel neticeleri var. (Sözler yayınevi,Sözler Mecmuası sahife:625)

Bundan kırk elli sene evvel, büyük kardeşim Molla Abdullah (rahmetullahi aleyh) ile bir muhaveremi hikaye ediyorum. 
 
O merhum kardeşim, evliya-i azimeden olan Hazret-i Ziyaeddin'nin (k.s.) has müridi idi. Ehl-i tarikatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de makbul gördükleri için, o merhum kardeşim dedi ki: 
 
"Hazret-i Ziyaeddin bütün ulumu biliyor. Kainatta, kutb-u azam gibi herşeye ıttılaı var." Beni onunla raptetmek için çok harika makamlarını beyan etti. 
 
Ben de o kardeşime dedim ki: "Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu görsem, çok meselelerde ilzam edebilirim. Hem sen benim kadar onu hakiki sevmiyorsun. Çünkü kainattaki ulumları bilir bir kutb-u azam suretinde tahayyül ettiğin bir Ziyaeddin'i seversin. Yani o ünvanla bağlısın, muhabbet edersin. 
 
Eğer perde-i gayb açılsa, hakikati görünse, senin muhabbetin ya zail olur veyahut dörtten birisine iner. Fakat ben, o zat-ı mübareki senin gibi pek ciddi severim, takdir ederim. Çünkü, Sünnet-i Seniye dairesinde, hakikat mesleğinde, ehl-i imana halis ve tesirli ve ehemmiyetli bir rehberdir.

Şahsi makamı ne olursa olsun, bu hizmeti için ruhumu ona feda ederim. Perde açılsa ve hakiki makamı görünse, değil geri çekilmek, vazgeçmek, muhabbette noksan olmak, bilakis daha ziyade hürmet ve takdirle bağlanacağım. Demek ben hakiki bir Ziyaeddin'i, sen de hayali bir Ziyaeddin'i seversin."(sözler yayınevi,Kastamonu Lahikası sahife:59)
 
       (*):Mahlukata mana-yı harfiyle bakmak elzemdir ki insan insan olsun.
 
       (**):Resulullah (s.a.v.) “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır” buyurdukları İmam Ali (r.a.) efendimiz bu meyanda buyuyorlar: “ Siz önce hak ve hakikatı tahsil ediniz sonra herkese ve her şeye o noktadan bakarsınız.”  
                                                        
                                  Bu mevzuyu birkaç hatıra ile tezekkür edelim
 
           Hazreti Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin üçüncü Said buyurdukları son hayatlarında yani Hazreti Mehdi mektubunda beyan edilen ‘program’ ın ‘tatbikat’ devresinde Afyon mahkemesinden sonraki ‘üçüncü Said’de; üç dairede birden tatbikat ve tasarrufat zamanında on sene kadar yanında ve bedi’ terbiyesinde bulunan Nur Erkanları tabir ettikleri zatların müşterek bir vasfı: ‘fena fin nur’ ve ‘fena fil üstad’ olarak son derece mahviyetkar hal ile Hazret-i Üstadı ve Risale-i Nuru yani bu asırdaki insanlığa ve Alem-i İslam’a rahmet olarak Kur’an-ı Azimüşşanın mucizelik sırrına dayanan emsalsiz ve bedi’ tefsirini umumun istifadesine arz etmek emel ve himmetlerinde bulunmuşlardır.

Evliyaullahın tabirleriyle Hazreti Mehdinin vezirleri beşten çok, ondan azdır.

Son müceddidin dersi ve tasarrufu kıyamete kadardır. Hazreti Resulullah’ın vekil-i mutlakıdır. Affedersiniz bu tarihten sonra, başını kaldırmaya heveslenen yalancı mehdilerin başlarına adalet-i kaderiyenin darbesi iner.
 
           Velayet okyanuslarında Hazreti Mehdinin irşat ve himmetleriyle haşmetle kulaç atan Mustafa Sungur Ağabeyimiz (R.H.), Üstadımızın vekil-i mutlakıdır Hazreti Bediüzzaman’a has bir mazhariyet-i uzma ile “Hayatım hayatınla devam edecek” sena ve himmet-i uzmasına mazhardır.

O da Üstad diyor, Risale-i Nur diyor. Firavunların vasfı olan enaniyet-i firavuniyeden mustağnidirler. Yine Hazret-i Üstadımızın “Hayatım hayatınla devam edecek” buyurdukları iki Nur Erkanından birincisi olan Zübeyir Gündüzalp Ağabeyle bir hatıramı arz edeyim:
 
     Üstadımızın vefatından sonra şefaatına muhtaç olduğumuz Nur Erkanı Ağabeylerimizden biri olan merhum Hüsrev Ağabeyimiz için Üstadımızın sahabe misal mesleğine münasip olmayan bir saplantı ile ‘üstad-ı sanidir.’

“ Ehl-i dünya, devleti idare edemeyecekler; üstad-ı sanii reis-i cumhurluk makamına oturtacaklar” gibi meczubane saplantılara o biçare cemaati sevk etmeye çalışan eski Türkiye’nin MİTinin bir iki elemanının fitneleriyle Ege’yi o fikr-i sabit hastalığıyla manen bir yangın yeri haline çevirdikleri esnada, sıddıkıyyet-i uzma hassasına sahip merhum Zübeyir Ağabey o ağır ihtilal senelerinin ağır hastalıkları içinde bir Ege seyahati ile o fitne yüzde doksan izale olmuştu. 
 
     Merhum Zübeyir Ağabey seyahat dönüşünde o seyahatı bir kelime ile hülasa ettiler: “Kardeşim bütün mesele sadakattır.” Yani Üstadımıza sadakat.

Bir gün odasında ben ona ilaç hazırlarken o da masasında çalışma yapıyordu. O sırada benim hatırımdan ‘Bir beşer bu kadar muvaffak olabilir’ diye bir takdir hissiyle beraber şahsına karşı bir merbutiyet hissettim. Cidden fitneye karşı çıkmak çok zordur. Azami sıddıkiyyet, metanet, itidal, feraset, dirayet gibi ulvi hasletlerle ancak mukabele edilebilir.

Merhum Zübeyir Ağabey çalışma masasından içimden geçen şahsına bağlılık hissiyatına cevap verdi (Üniversite çağındaydım): ‘Kardeşim böylesi zayıftır. Üstadımız bizi doğrudan doğruya Allah’a, doğrudan doğruya Resulullah’a, doğrudan doğruya Kur’ana raptetmiştir.’ ifadeleriyle nurun Kur’ana mensub sahabe misal yüksek mesleğinin ruhunu ifade eden bir ders verdiler.
 
           Ehl-i hizmet bir arkadaş merhum Mustafa Sungur Ağabeye (R.H.) soruyor: “Ağabey sadakatı nasıl anlayacağız?”. Merhum Mustafa Sungur Ağabeyimiz: “Bak kardaşim Üstadımıza sadakat var, Risale-i Nura sadakat, şahsi maneviye sadakat, dava arkadaşına sadakat var.”
 
           Merhum Zübeyir Ağabey azam sıddikıyyet vasfı içinde Üstadımızın vefatından sonra Nurun Kur’ani meslek ve meşrebini tahkim ettiler. Muazzez merhum Sungur Ağabey de velayeti kübranın azam mazhariyetinin kuvveti maneviyesiyle o tesis edilen mesleği, inkişaf etmiş olan cemaat ile beraber Rahmet-i İlahi, avn-i Peygamberi, himmet-i Üstad ile bir kuvve-i cazibe halinde nurlarla tenvirlerine medar olmuştur. Allah şefaatlerine ve himmetlerine mazhar eylesin. Amin.
 
           Resul-u Ekrem (s.a.v) mealen ‘Ben nasın en sehisi, en cömerdiyim. Benden sonra ahirzamanda gelecek o zattır.’ buyurmuşlar.  Bu meyanda Üstadımız mesela  ‘İleride bir talebem sure-i Yasin’i tefsir edecek’ gibi azami sehavet ifade eden başka hikmetlerini bilemediğimiz beyanlarda bulunmuşlardır. Fakat Nur Erkanları bir harf bile ilave etmekten son derece imtina ederek sıddıkiyyet imtihanlarını kazanmışlardır.

Şualar 562. sahifede bulunan dipnotunda: ‘……. Hüsrev münasip görmediği kısmı tadil, tebdil, ıslah edebilir.’ Cümlesi için merhum Zübeyir Ağabey (R.H.) : “Üstadımızın bu beyanı seyyid efendi hizmetkarını imtihan edebilir kaidesine girer.” buyurmuşlardır. Nitekim nur katiplerinden  bir zat bazı sahifelerde bir iki kelimeyi değiştirince, Üstadımız haber gönderiyor: “Söyleyin ona bundan sonra Risale yazmasın” buyuyorlar.
 
    Bir talebeye verilebilecek en büyük cezadır.  Vesselam. 
 
                                                                               Dualarınıza Muhtaç Pürkusur Kardeşiniz Eyüp EKMEKÇİ
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>