Eyüp Ekmekçi
Hadisat-ı Alem Üzerine
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Nefsi emmaremi eleştiriden hariç tutmadan aklımın erdiği kadar yazmaya çalışacağım.
Acıyacağımız yerde bazen kızıyoruz. Çok zaman yaptığımız gibi.
 
Adamın kainat imamı olarak  bir iddiası var. Sıradan iddialar gibi mehdi olacağım demiyor. Biraz daha kurnazca.
 
Hazreti Bediüzzaman büyük görünme küçülürsün diyor. 
 
Hüccetli gidelim. Hazreti Bediüzzamanın mutlak vekili merhum Mustafa Sungur Ağabey bu zatı kırk yıldır hücumlara karşı müdafaa etmiştir. Başta Yeni Asyaya karşı.
 
Fakat bu son hadisede: Kur’anı mucizil beyanın mucizelik sırrına dayanan ve son müceddit olmak itibariyle kıyamete kadar biiznillah Kuran hesabına Hazreti Bediüzzamanın irşadını has ve azam bir mazhariyetle devam ettirecek olan Nur Risalelerini tahrif etmeye teşebbüsü sadeleştirme sebebiyle diğer nur erkanlarıyla beraber ikaz mektubu “tebliğ” tarzında yazılmıştır.
 
Her halikurda emin bir yol olarak varislerden Said Özdemir ağabeyin ulaştırması için karar verilmişken adeta bir isyan tarzında “Üsküdardaki filana bırakıverin” demesi üzerine merhum Mustafa Sungur Ağabey(hazreti üstadımızın mutlak vekili ve üstadımızın hayatımla hayatın devam edecek buyurdukları) aynen şöyle buyurdu: “Bu böyle olmaması lazımdı; Niye oldu!..Haa!. bunun içinde eskiden beri üstadımıza karşı bir çekememezlik vardı. Makamında gözü vardı buyurdular. Ondan sonra: “Lanet olsun ilh…..…” diye beddua ettiler.
 
Üstadımızın bu mevzudaki beyanlarını buraya alalım. Kur’anın mucizelik sırrına dayanan Risale-i Nur  onun ayinesi olarak gaybi istikbalbin nazarla adeta fotoğrafını çekiyor:
 
“Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasılki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz ve gözü, kulağına hased etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de: Bu heyetimizin şahs-ı manevisinde herbiriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
 
Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmi enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hatta yazılan risalelere karşı muaraza ister.
 
Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımni bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder ta ki kendi mahsulat-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
 
"Bu dürus-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allame ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulum-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.” Sözler yayınevi Mektubat s.410
 
Haddini bilmek gibi İRFAN olamaz demişler. Hazreti üstad güzel bir adam Hz Yusuf a.s ile güzellik müsabakasına girse çirkin düşer diyor. Birkaç naseza kıyas: 
 
Hazreti Üstad Bediüzzaman (R.A) tevazuu mutlakta bir zattır. Bir yerde: Ben haddimden ziyade iddalara girerem der. Mazideki İmamı Ali (R.A), Şahı Geylani R.A ve evliyaullahın kendisi hakkındaki noktayı müntehada senakar  tavsif  ve harikulade medihlerini ya tevil eder veya risalei nura verir. Hatta bana ariyeten verilen “Bediüzzaman” namı aslında risalei nura aitti. Şimdi hakiki sahibine iade edildi buyuruyorlar.
 
Eee!. Allah Ganiyi Mutlak  (men tevazea refeahullah) sırrı azimi ile bu dehşetli asrın küfrü mutlakına bir mukabele olarak o zatı Bedi’i azami mertebede Kur’anın feyzine mazhar Kur’an Hocası yapmıştır. Hatta bir gün nur erkanlarıyala ders okurken: “Ben bu hakikatları yiyorum. Sizler bir kokucuk alsanız büyük bir saadettir.”  buyurmuşlar.
 
Hazreti üstad Bediüzzman R.A  bir zaman bir talebesinin “üstadım biz mütemadiyen bu hakikatleri, Risaleleri yazıyoruz. Bunları kim okuyacak” diye istifsarında: “kardeşim kainata okutacağım. Bunlar ileride dünyanın kanunu esasisi olacak” buyuruyorlar. Zira Kur’anın ezeli-ebedi nurları ,hakikatları esasatıdır. 
 
Birkeresinde bir zat sadeleştirme mevzuunda:”hocam sizin kitaplarınızdaki ifadelerde muğlak. Onları sadeleştirsek "deyince, o zat ise :”yook!. Bunlar ileride kanuni esasi olacak" buyurmuşlar. Demek paralellik oradan başlıyor. 
 
Hazreti Resulü (S.A.V) -mealen- “Kıyametin kopmasına bir gün kalsa, Cenab-ı Hak o günü uzatır, o (ahirzamanda gelecek) zat gelir vazifesini yapar gider sonra kıyamet kopar” buyurmuşlar.
 
Hocamızda haşa haşa Allahın kendisine : Alemleri Muhammed A.S.M için yarattım ama senin için devam ettiriyorum buyurmuşmuş. Faraza bir cilvei ilham eseri olsa böyle bir şey söylenmezse o tecelliden -karınca kaderince- bir cilve olabilirdi. Müteaddid defa söylenince ticaret metaı gibi pazarlama olur.
 
hiç bir hükmü ve kıymeti kalmaz veya bir illeti ifade eder. Bir mesele de: Hazreti Üstad: Hz Peygamber A.S.M için “hulukul Kur’an” buyrulduğu gibi Hazreti Üstad bütün mazhariyetini Kur’anın manevi mucizesi olan Risale-i Nura veriyor.
 
Hazreti Peygamber A.S.M bir gün ashabına ahirzamanda gelecek zattan bahsediyor. O müteyakkız ashap: “Ya Resulüllah siz mi geleceksiniz diye soruyorlar. Resulü Ekrem (A.S.M): “Ayn değil fakat gayr da değil” buyuruyorlar.
Hazreti Üstad bir lahikada:” Arz ve sema Risale-i Nurla alakadar buyuruyorlar.”  Yüzler hadisesi var. O zat bunun da bir naziresini yapmış. Acaba neyin alameti…
 
Ve de söyleyelim bu mucizei Kur’aniyenin tahrifi en azim bir cinayettir. Bu sene Amerikadaki emsali görülmemiş buzul hadisesinin şiddeti o cinayetin faillerine bakmasın. Amerikalılar düşünsün. Akıl ve insaf sahibi ve meseleye vakıf olanların takdirlerine havale. Vesselam.
 
Merhum muazzez üstadımız Risalelerin kalemle çoğaltıldığı zamanda bir zatın sahifede iki-üç kelimeyi değiştirmesi üzerine:” Söyleyin ona bundan sonra Risale yazmasın” buyurmuşlar. Bundan büyük ceza olabilir mi!... 
 
Merhum Zübeyir Ağabey bu meselede erkanlar içinde en çok teessür ve hiddet gösteren zattır. Hoca da bir keresinde “zılgıt yedik” tabirini kullanmış. 
 
Hazreti Üstadımızın Hayatınla hayatım devam edecek buyurdukları iki zat merhum muazzez Zübeyir Gündüzalp ve merhum Mustafa Sungur Ağabey en yüksek seviyede ikaz, takbih ve hassasiyet göstermişlerdir. Elbette üstadımızın mutlak vekili olmanın tahmil ettiği vazife-i uzmanın icabıdır.
 
Haa!. Mühim bir şeyi unuttuk. Hazreti Üstad nuru Kur’ana ilişmenin derecesine göre bir sille olacağını ifade eder.
 
Hükümetimizin Milli Eğitim sisitem ve programının ıslahının gerektirdiği icraatın icabatından olarak ve mazideki ihmallerin ayıbının telafisi meyanında dershanelerin özel okula dönüştürülmesi vs. hadisesi bahanesiyle bozulmuş çocuk mizacı gibi mazideki müspet hizmetleri telafisi mümkün olmayacak zararlar verecek bir kargaşa durumuna düşülmesi “eğitim “ mefhumu keyfiyetinde dehşetli bir seviye kaybı olmakla beraber kendi elleriyle yedikleri bir kaderi sille hatta gizli ve sinsice sürdürülen nameşru bir hedefin ortaya çıkmasıyla beraber  -tahrifat ile müstehak olunan- bir zecir tokadı olarak görünüyor. 
 
Meşru, Müslüman hükümet ve devletimizin asla muhatap edilemeyeceği naseza bir şirretlik onu İslam ve vatanın düşmanları yanında yer aldığını gösteren tavrı itibariyle hükümetimizin dahildeki mücadelenin hukuki mecradaki tasarrufu bir cihad mesabesindedir.  Cenab-ı Adili Mutlak nuru Kur’anın hukukunu müdafaa sadedinde istihdam ettiği hükümetimizi inşallah tecrübeler sahibi olup cihadında muzaffer olarak güçlendirerek hallettirecektir. 
 
Hatta 1402’deki Osmanlının  Timurlenk hadisesindeki sarsıntısı esnasında ortaya çıkan Şeyh Bedrettin hadisesine ne kadar paralel düşüyor. 
 
Bu meselede bizi en çok inciten o camia içinde iyi niyetler, hamiyetler, fedakarlıklar içinde mücahidane çile çeken kardeşlerimizin emeklerine yazık olması daha ötesi camia içindeki insanların eğitim seferberliği halindeki yüksek,ulvi bir tavırdan anarşik ve mizaçları bozan hatta milletimizin istikbali için endişe verdiren durumdur.
 
O malum zikredilen nur erkanları tebliğden müspet netice çıkmayınca Üstadımızın mutlak vekili bir ağabeyimiz:”Kardeşler: yarabbinbiz elimizden geleni yaptık bundan sonrasını sana havale ediyoruz buyurmuştu. Sonra bu celali tecelli ile cevap geldi.
 
Aciz ve dualarınıza muhtaç kardeşiniz
 
EYÜP EKMEKÇİ
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>