Eyüp Ekmekçi
Feto Meselesi ve Rejim, Demokratik Cumhuriyet
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Aslında bu Feto meselesi, bizim siyasi ve sosyal hayatımızın temel problemlerini tahlil etmemiz için,memleketimizi maalesef hazin bir LABORATUVAR şekline getirdi.Fakat, fikri ve fiili tembelliklerimizin neticesi ve vebali olarak ta,tarihin süregelen hak-batıl mücadelesinin son merhalesinde,en dikkat çekici ve milletçe dikkat etmemiz gereken bir imtihanı olarak(topyekun insanlığı, hatta siyasi muarızlarımızı da) dikkate davet eden FETÖ imtihanına çarptırmasıdır.
 
Feto'nun toparladığı kalabalıklar ve arkasına taktığı cemaat,sırf lafazanlık kabiliyetinden midir? Bu takdirde yüz deha derecesinde olması lazım. Bunun iki sebebi var. Biri yurtiçi sebep. Diğeri ;dünya konjöktöründe maddi ve manevi çok stratejik konumu olan memleketimiz üzerinde Haçlılık birliği içinde toparlanan gaddar sömürücü emperyalizmanın hırslı sömürgecilik doymazlığı ile bizi Şanlı Osmanlı'nın varisi olma istidadı noktasından hasım olarak görmesi.Bu noktada haksızdır; Çünki,Osmanlı,tarihinde hiçbir zaman girdiği yerde zulüm ve sömürü yapmamış.İlahi Adalete imanı ile yapamamıştır.
 
Dönelim Feto meselesine: 
 
CHP;ellidenönce,bu milletin ruh-u millisi olan İslamiyete, insanı ve toplumları boşlukta bırakan materyalist inkarcı felsefe afyonu ile zehirlenerek,zayıf olan milli kimliklerini terkedip Avrupa hayranı kesilerek,manen asimile olmuş bir nesil haline gelerek,elliden önce devlet terörü haline getirdiği din karşıtlığının milletimizin ruhunda bıraktığı dehşetli yaranın ve boşluğun doldurulması,milli mevcudiyetimizin,bilhassa gelen nesillerin hayati mes'elesi haline gelmiştir.İşte feto bu dehşetli milli yarayı telafi edecek adam rolüne girmekle temayüz edeceğini anlayıp buna soyunmuştur.
 
Bu meyanda Hazret-i Bediüzzaman'ın o ihtiyaca Kur'an'i bir i'cazla cevap vermesindeki İLMİ KUDRETİNE ve kainata meydan okuyan manevi haşmete de özenmiştir.Fakat dinen mezmum olan şöhret hissiyle taklide çalışıp bir ekol olma hevesine girmiştir.
 
Bu esnada kendilerine eleman arayan dış mihraklarca müsait görülüp kontrola alınma ve destek verilmesiyle HİZB-ÜL KUR'AN'ı taklide başlamıştır.Hakiki hizmet cemaati ile temas kurmak istemiş,onlardaki azami İHLAS sır-rı azıymine  intibak edememiş,yani ferdi sivrilme ortamı bulamamıştır.
 
Bu esnada emperyalist sömürgeci anaforuna,şöhret ihtirası zorlaması ile kapılmıştır.
 
Burada şunu ifade etmemiz gerekiyor:
 
Dinin kudsiyetinin,Hak'ka hizmette şart koştuğu temel esas olan İHLAS sırrının ve Hazret-i Bediüzzaman'ın Kur'ani meslek-meşrebinin ,hiçbir şekilde ferdi,hatta cemaati;dünyevi menfaat ve şöhrete alet edilmeyerek yapılması şartı çok yüksek bir meziyet iken,şöhret iptilasına ters düşüyor ve ayrılıyor.
 
Din-i Hak'kın temeli olan İMAN ile özdeş olan İHLAS mes'elesinde,zaman içinde şartların getirdiği imtihanlar içinde sınıfta kalmıştır. 
 
Buradan kesin bir hüküm de çıkarıyoruz:
 
Din'in ve onun kudsiyetine layık hizmet eden mesleklerin;hiçbir şekilde su'-i istimal edilememesinin,yani ne topluma ne devlete su'-i istimal yoluyla zarar verilemiyeceğinin teminatı, bizzat INDALLAHİL İSLAM'ın kendi kudsi esasları  içinde mevcuttur. Ve olmazsa olmaz şartıdır. 
 
Yani dinin kudsiyeti,ona hizmet esnasında dünyaya ve siyasete,ne şahsi ne cemaati menfaate alet edilmeme şartı,kudsiyetinin olmazsa olmazıdır. 
 
Hatta Fransız Büyük İhtilali; dünyayı ve otoritesini ele geçirme hususunda tahrif edilmiş Hristiyanlığın kilisesinin ve papazlarının,krallarla dinin kudsiyetine muhalif bir rekabet içinde olmaları ve her ikisi birden milleti manevi ve idari baskı,hatta zulüm derecesine varan şarlatanlıkları sebebiyle patlamış olduğu vakıadır. 
 
Bu neviden bir hadise,İslam dünyasında patlak vermemiş olması;en evvel dinin hizmetinde bulunanları ve ehl-i ilmi,Din-i Hak'kın kudsiyeti ve temeli olan ihlas esası ve hasleti murakabe ettiği gibi..devleti ve devlet adamlarını da;hem dinin, hem devletin,hem milletin hukukunu muhafazada ebedi ceza ve mükafat müeyyideleriyle kontrol altına almasındandır. 
Ne vicdandır veren ahlaka yükseklik ne iz'andır..
 
Fazilet hissi insanda Allah korkusundandır.
 
Yani Avrupa Fransız İhtilali'nden sonra,İkicihan Serveri'nin kudsi ve mutlak adaleti ve eğiticiliği ve ferdi faziletlerle beraber toplumsal fezail-i ahlakiyenin ve meziyetlerinin muhassalından meydana gelen ve ecnebi fikir adamlarının hayranlıkla muttali oldukları nizamın adına Avrupalı Cumhuriyet adını vermiştir ve  taklid etmiştir.

Hatta şöyle derler:"İSLAMİYET OLMASAYDI;RÖNESANS OLMAZDI." "İSLAMİYET MUZAFFER CUMHURİYETLER MEYDANA GETİRMİŞTİR." İlh.
 
Gerçi Emevi saltanatı,Asr-ı Saadetteki velayet-i kübra dediğimiz ferd ve toplumun yüksek ruhunu muhafaza edemediği gibi,cumhuriyetteki hukukta eşitlik ve adalet esaslarını da tam muhafaza edememiştir. 
 
Asr-ı Saadet; hem ilmi ve manevi,hem idari,hatta askeri her sahada en ekmel yani İlahi murakabe ile tahakkuk etmiş olan bir İNKILAB-I AZIYMİN ismidir. 
 
Gelegele sahabe gibi doğrudan doğruya Kelamullah'dan dersini alamayıp müstakim ehl-i hakikat şeyhlerin irşadından nemalanarak hususi bir kemalat mecrasına girilmiş, hatta bu meyanda Resulullah (A.S.M)'ın "ilmin kapısı" tabiriyle tavsif ettikleri İmam-ı Ali (R.A)'ın:"EN HAKİKİ MÜRŞİD İLİMDİR." kaziyesinden nisbeten uzaklaşılmıştır*.

Bununla beraber,halkta,ve gerek idarede yaradana,Rabb-ül Alemine yani alemlerin nizamını kurup idare ve terbiye eden HALİKINA(Yaratıcısına) havf ve  muhabbetle merbutiyetten gelen adalet ve şefkat esaslarıyla yüksek bir hayat standardını,zahirde mutlakiyet sistemi içinde dahi yakalamıştır.
 
Avrupa'nın İslam cemiyetinden önce bazı teknik terakki hamleleri yapması ;Ortaçağ'da yaşadığı zillet,zaruret ve mutlak istibdat gibi saiklerin zorlamalarından kurtulmak ıztırarı ve kendi fikir adamlarının itirafları ile karşılarında Güneş gibi parlayan bir örneğin incizabı ile olmuştur.
 
Bir Amerikalı yazar:"İslamiyet öyle bir şua olarak parladı ki:İnsan nasıl taklidi mümkün olmayan bir örnek Karşısında kalsa,dili bir karış sarkar,kolları iki yana düşer,beht ve hayret içinde o taklidi mümkün olmayan örneğe bakakalır.

Biz Ortaçağda İslam karşısında o halde idik."
 
İslam Cemiyeti;manen müsterih,itikadi atmosferi vüsatli,Allah korkusu ile adalet ve meşveret esasları,mutlakiyet içinde dahi,bazı cumhuriyetlerden çok ilerdedir. Bununla beraber,Avrupa fevkalade muharrik saiklerle İslam medeniyetinin ilminden ve devlet idaresinden nemalanmakta olmakla beraber, zahirde kalmış,maneviyat cihetinde sathi  almış,sömürgecilik siyasetindeki arşı titreten zulümleri ve sair aldığı büyük veballerle Birinci-İkinci Cihan Harbi tokatlarını yiyen halleri ;
 
Manen İslamın kudsiyetine ve ruhuna nüfuz edemeyip sathi kalmasının neticeleri ve kader-i İlahi'nin adaletidir.
Bu uzunlukta mevzuyu kısa keselim;devamını başka zamana havale edelim ve toparlayalım. 
 
Velhasıl:INDALLAHİL İSLAMIN azam kudsiyetine layık Asr-ı Saadet örneği ve onu zahiren taklid eden Avrupa'nın,ve ruhuna nüfuz edemediği için sathi kalarak sömürü siyasetinin arşı hiddete getiren zulümlerinden ve içtimai keşmekeşlerden kurtulamaması ile beraber,mes'elenin bize bakan ciheti de,Avrupa'da görüp hayran oldukları Asr-ı Saadetin nakıs kopyasını kemalatın zirvesi zannederek,mahza hak ve hakikat olan ve "teslis" gibi hurafelerden ari ve müstağni Din-i Hak'ta cahil bırakılmış kesime iki kelime söyleyip bırakacağız:
 
Demokratik Cumhuriyet İslam'ın malıdır. Avrupa'nın nakıs bir taklidle aldığı iki esasın asıl sahibi biziz. 
Birincisi Sivad-ı Azam:"ÜMMETİM EKSERİYETLE DALALETE SÜLUK ETMEZ." Seçimin hakikatı ve isabetinin teminatıdır.
İki: İslam cemiyetinin;devlete,ehl-i ilme ve hatta halka şamil olarak imtisal ettikleri ve devletten itibaren cem'iyetimizin her kademesinde daha ziyade hakkını vererek imtisal etmemiz gereken EMRUHUM ŞÚRA BEYNEHUM  Ferman-ı Ezeli'sidir.

Yani:MEŞVERET VE ŞÚRA 'dır.
 
Not:Mesela en alt tabakada esnaf mabeyninde inkişaf eden Ahilik;İslam cemiyetinde,İslam medeniyetinin,fertlere kadar ne kadar nafiz bir manevi otorite olarak insana ve cem'iyetine,milletine lutufla hükmedebildiğine misaldir.
VESSELAMU ALA MENİTTEBEAL HÜDA.
 
Not:Haber Türk ' Tv.nin Pazartesi -salı gecesindeki Feto oturumuna binaen kaleme alındı.
Asrın dimağına Kur'an'ın dersi Risale-i Nur'un müellif-i muhteremi Hazret-i Üstad Bediüzzaman Said Nursi (R.A)'dan teberrüken bir müjde:
İSTİKBAL SEMAVATI VE ZEMİN-İ ASYA, BAHEM OLUR TESLİM YED'-İ BEYZA-YI İSLAMA...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>