Eyüp Ekmekçi
Manevi Al-i Beyt ve Nurun Müdafaası
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Merhum Zübeyir Ağabeyden naklen: “Altı bin sahife külliyatta üç bin küsur sahifede iman hakikatlarını, marifetullah ve muhabbetullahı ders verirken üç bin sahifeye yakın tarihçe, lahika ve müdafaatında serapa Kurani olan nur meslek ve meşrebini ders vermişlerdir.

İmani hakikatlarda merhum Sungur Ağabeyimizin derslere başlarken umumiyetle zikrettikleri gibi “Siz bu kitabı nerde açsanız, biz orda hazır gibiyiz.” Yani bizzat Kur’an üstadı olan Üstadımızdan ders alıp tefeyyüz ediyoruz. Fakat ameli cihetler örneklere, hem de mükemmel örnek ve rehberlere muhtaçtır.

Bu meyanda Necib Üstadımız Nur Erkanları olan Ağabeylere: “Bu zamanda öyle muallimler lazım ki; delilsiz sözlerine itimad edilsin.” buyurarak onları öyle ehemmiyetli bir makamda ders verip terbiye ettiklerini ifade etmişlerdir. (Sözler yayınevi Emirdağ Lahikası 1 sayfa 69’daki lahikada ve çok lahikalarda o dersin derslerini vermişlerdir.) Az çok hatıraları dinleyenler bilir ki, her anları üstadımızın murakabe ve terbiyesi ve azami tatbikatı içindeydi. Hatta bu mesele has dairenin nüvesi olan Üstadımızın dershanesi itibariyle Afyon mahkemesinden sonraki Üçüncü Said ve Hazret-i Mehdi’nin tatbikat devresidir.

Sünnet-i Seniyye dediğimiz hakikat Peygamberimizin ameli hususlardaki hal, kal ve fiillerine ait olan imamet vechesi olduğu malum. Onun bu zamanda azami tatbikat ve tecellisi Üstadımızın sahsında tecelli etmiştir.

Hatta bir gün Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselam o ahirzamanda gelecek zattan bahsederken sahabe-i kiram: “Ya Rasulullah! Siz mi geleceksiniz?” diye sormaktan kendilerini alamazlar. Hazret-i Rasulullah: “Ayn değil, fakat gayr da değil.” buyurmuşlardır. İşte bu asrın Said-i Mecidi ve en bahtiyarının hane-i mübarekesi, o Kur’an mektebinin aks-i mücellası ve terbiyegahıdır.

Demiyor mu Peygamber aleyhissalatü vesselam “Size iki emanet bırakıyorum onlara sarılsanız şaşırmazsınız. Biri Kitabullah, biri Al-i Beytim.” Üstadımız buyurmuşlar Nur Talebeleri manevi Al-i Beyt’tir. O nur Erkanları da o Al-i Beyt’in başını çekiyorlar. Demek elbette tatbikatta, ittibada, istikamette onlara tabi olup, ahirzaman insanının tuğyan haletinden kurtulanlar, o Kur’ani istikameti bulurlar. Allah-ı Zülcelal o taifeden ayırmasın! Amin! Azami ihlas ve sadakat ve metanetle onlara tabi olup devam edenlerden etsin! Amin!

Şimdi biz her meselede olduğu gibi bu dehşetli, Risale-i Nur’un asliyetini ortadan kaldırmaya teşebbüs mahiyetindeki süfyani illete karşı Nur Erkanlarına ittibaen ve hassasiyet ve heyecanlarına iktidaen Nur’un bu ehemmiyetli müdafaasında bulunmak azminde olarak bazen bu mevzuda yazıyoruz. Ders okuyoruz. Ve lahikalardan nerşrediyoruz.  Bu yazımız da o meyanda anlaşılmak gerektir.

Dinsizlik bütün kuvvetiyle Risale-i Nur ile uğraşıyor. Düşman nereye ateş eder? Karşı hedefe.

Ehl-i iman görünenlerin içinde onlara yandaş, yardımcı var mı? Dünya imtihan dünyası… Risale-i Nur’u asliyetinden ayırmaya çalışanlar onların yandaşları ve mücadelede arkadaşları olurlar. Bilse bilmese bu böyledir.

Aklın yolu bir. Fakat ol akıl, akıl ola! Cehennem sırf kafirleri, münafıkları değil, ahmakları da gözlüyor. İmanla gitmek; en yüksek nisbeti olan has dairede bile yüzde yüz değil, yüzde seksen-seksen beş, bir dışı on-yirmi, bir dışı daha yüzde bir-iki. Ehl-i iman görünenler bunlar… kafir, münafık zaten baştan kara. Herkes aklını başına alsın.

Zübeyir Gündüzalp Ağabeyden bir nakil: İslamiyet peygamberimizin şahs-ı manevisi, nurculuk bu zamandaki varis-i peygamberi olarak Üstadımızın şahs-ı manevisi. Herkes o şahs-ı manevi-i Al-i Beyt’e  mektubatta buyrulduğu gibi, ya talebe, ya kardeş, ya dost olarak girer. Herkes -istisnası yok- o ölçekle kıymet alıyor, necat buluyor. Ahirzamana ait Kur’ani ıstılah manası ile  başka ne şahıs var, ne şahs-ı manevi var, ne cemaat... Ahirzamanda gelip, o zatı tanımayan cahiliyet ölümü ile ölür diye rivayet var.

Üstadımız hakkında “Haşirde müstakil bir ümmet olarak ba’s edilecektir.” buyrulmuş. Haşirde bir cemaat bir sahs-ı manevi olarak ba’s edilecek varsa çıksın meydana! Hodri meydan!

O meşum süfyani tahribata teşebbüs eden komite ahirzaman fitnesinin en dehşetlisine masadak olmaktan titreyip istiğfar etmeliler. Şualar’da, müdafaada: Bu zamanda siyasete girenlerden hiç kimse istiklaliyetini ve ihlasını muhafaza edemez. Hakim cereyanlardan biri onun harekatını kendi hesabına alır, buyuruluyor. Maalesef bunu görüyoruz.

Ya Hu! Kim bu dehşetli zamanda bir cemaatı arkasına alıp da selametle götürüp muvaffak olacak. O bu zaman için hususi ba’s edilen Hazret-i Bediüzzaman’a mahsustur.

Eyüb ve Arkadaşları/İzmir

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>