Eyüp Ekmekçi
Bediüzzaman Müsbet Hareketi Meslek Yapmış
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Dahilde hareket menfice olamaz diyor Hz. Bediüzzaman. Müsbet hareketi meslek yapmış. Çok ilginç bir tembih: O istibdadı mutlak devrinde Emirdağ’da çok nazik bir zamanda : “Menfi harekete kat'iyyen müsade etmiyorum.” buyuruyor.

Hem de yirmisekiz sene kendisine zulmeden bir idareye karşı yirmi kere zehirlemeler de olduğu halde… Bu sabır, tahammül ve müdebbiriyetle bugünlere geldik; tarihte en gaddar komplo ve karıştırmalarla din düşmanı ve emperyalist muhtelislerin içerden dışarıdan taarruz ettikleri bu memlekette…

Hz. Bediüzzaman’ın bu feragat ve fedakarlığının noktayı müntehadaki keyfiyetini anlamamız lazım. Hz. Üstad (R.A.) bütün hayatında emanete tam mana-yı harfiyle sahip olmuş, “festekim kema ümirt” emr-i İlahisi ve edeb-i Furkanisi ile daima hidematında Kur’an-ı Azim’in manevi mucizesi olan Risalet-ün Nur’u esas yapmış ve öne sürmüş; hatta Allah-ü Zülcelal’i en çok razı eden bir merhale ile “Said yoktur.. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur; konuşan yalnız hakikattır, hakikat-ı imaniyedir” demiş ve aynen imtisal etmişlerdir.

Yani son müceddit olması itibariyle (yani Hazreti Mehdi) gelecek bir varisi nebi (müceddit olarak) olmadığından Hikmet ve Rahmet-i İlahi ve Avn-i Peygamberi ile artık Risalet-ün Nur Kur’an-ı Azim-i Münzel’in son dersi ve arşından nüzul eden mertebe-i müntehadaki son mürşid olarak kıyamete kadar aynen hayattaki gibi Hazret-i Bediüzzaman’ın dersi ile beraber tasarrufuna medar şekilde devam edecektir.

Hz. Üstad bütün varlığıyla onda fani oluyor. Yani Risale-i Nur manevi Bediüzzaman olarak devam edecektir ve aynen beyan ettikleri gibi “dünyanın kanun-u esasisi olacaktır”. Zaten içinde bulunduğumuz ahirzaman fitnesi olan hadiseler, bunun ihtiyaç ve zaruriyetini göstermektedir. O tarihlerde bazen şehirler arası seyehat ederken; ağabeyler: “üstadım polisler takip ediyor” dedikleri zaman : “Yok yok onlar bizim muhafızlarımız; bizim düşmanlarımız çok olduğunu biliyorlar bizi muhafaza ediyorlar”. Emniyet mensuplarıyla görüşürken de : “Siz resmi biz manevi asayiş memurlarıyız” buyuruyorlar. Böyle hak ve halk yanında makbul takva-yı azam sahibi bir Üstada ittiba’ eden iki cihanda felah bulur; bazı saplantı ve desiselerle muhalefet eden belasını bulur. Bu da bir asırdır mücerrebdir. 

Vaktiyle merhum Zübeyir Ağabey -merhum Polat’ın vefatından sonra- gazetenin başında bulunan zat nur dershanesindeki talebeleri Semih Topçu diye birinin mahkemesi esnasında Sultan Ahmet Meydanı’na nümayiş için sevk ettiğinde Zübeyir Gündüzalp Ağabey bir ağabeyin koluna girerek ağır hasta haliyle o hadiseye müdahil oluyor:“Polis! buları yakalayın; anarşist bunlar!” diyor. Dershaneye geldiği zaman: “Ben oraya sevk edilen masumlara değil; onları oraya sevk eden canilere söyledim.” diyor. “Üstadım’ın hususi hizmetkarı olarak müdahale vazifemi yaptım” diyor. Üstad-ı mübeccelinin imani, Kurani, manevi, her şaibeden muarra mesleğini dünyevi siyasi şaibelerden tebrie ediyor. Ve şu beliğ içtihadi dersi veriyor:

“Beyazıt’ta komünistlerle çarpışırken ölen MORT gider” diyor. Üstadının kudsi Kur’ani mesleğini her hadisede tam isabetle, azami sadakat ile tam hulus ile tatbik, temyiz ve tahkim etmişlerdir. Anarşinin ayyuka çıktığı milletin endişe içinde çırpındığı o günlerde Müslümanların grup grup cemaatlerle merhum avukat Bekir Berk Ağabey’e gelip: “Bekir Ağabey!. Bu anarşistler şimdi kapımızı çalıp haraç istemeye başladılar artık nerde ise yatak odalarımıza girecekler.

Hiçbirimizde liderlik kabiliyeti yok. Siz öne düşeceksiniz biz arkanızdan geleceğiz. Taşla ise taşla sopayla ise sopayla bunlara mukabele edeceğiz” dedikleri zaman Bekir Ağabeyler de heyet halinde Zübeyir Gündüzalp Ağabey’e gidiyorlar: “Ağabey durum bu, ne yapacağız?” Merhum Zübeyir Ağabey:” kardeşim ben hepinizden silahçıyım, tavanda rovelverle imzamı atabilirim.

Fakat Üstadımın femm-i mübarekinden çıkmayan, satırda yazmadığı bir şeyle amel edemem. Gösterin satırda yerini, ben hepinizden önce çıkarım.”diyor o kudsi deha, sıdk ve sadakat-ı a’zam sahibi ki: bilfiil şecaat-ı a’zam-ı imaniyesini Afyon müdafaalarında gösteriyor. İdam talebi ile yargılandıkları mahkemelerde:”o sinsi din ve vatan düşmanları mürekkep ve kağıdı yok etme imkanı bulsalar, bizim gibi şecaat-ı imaniye sahibi gençler bu asırda Kur’anın manevi mucizesi olan Risale-i Nurlar için derimizi kağıt kanımızı mürekkep yaptıracağız.” Diye küfür ve istibdada meydan okuyor ve okuyorlar.

Burada en calib-i dikkat nokta: o zamanki hem hükümet hem brokrasi dine muhalif olduğu halde, tarihte en dehşetli can pazarı yaşandığı zamanda hukuk dairesinde cansiperane müdafaalarını yapıyorlar dahilde asayişi bozacak menfi harekete asla tevessül etmiyorlar.

Ey şimdi Hz. Bediüzzamanın yirmisekiz sene işkenceli esaretindeki tahammülünün ve en a’zam mertebede makbul dualarının ve “sadaka-yı makbule” keyfiyetindeki hizmet-i imaniye ve Kur’aniye olan “cihad-ı manevi”lerinin ve ehli imanın maddi ve manevi ceht ve dualarının neticesi olarak bu memleketteki cennetasa bahara milletçe ulaştığımız, Alem-i İslam’ı da lerzeye getiren islamın saadeti hengamında –içinizdeki bazı kardeşlerimiz müstesna olarak- İslam düşmanlarıyla aynı safta yer alıyor görünen şu ahvalinize veyl olsun. Eğer dönmezseniz dünya ve ahiret cehennemleri sizlere helal olacaktır.

Buraya kadar meselenin hep zahirinde dolaştık. Asıl mesele ise: hilkatın gayet-i kemalini tahakkuk ettiren, asr-ı saadetten sonraki, Kur’an-ı Azimüşşan’ın münteha bir gayesini İslam ve insaniyet üzerinde tahakkuk ettirmekte olan ilmi ve manevi mu’cize-i Kur’aniye olan Risale-i Nur’un kudsi kelimatının tahrif edilmesi, Kur’an’ın hukukuna karşı en dehşetli bir taarruzdur. Başınıza gelen felaket, mezkur cinayetinizin mübarek İslam devlet ve hükümetimizin eliyle verilen bir manevi sille, belki zecir tokatıdır. Bu itibarla hükümetimizin kader-i İlahice tayin edilen, hukuk dairesindeki sizlerle mücadelesi Kur’an’ın hukukunu müdafaa itibariyle bir cihaddır.

Zira: Ebu Bekir-is sıddık (R.A.) hilafeti esnasında bir kavim:” Biz namazı kılarız, orucu tutarız, zekat vermeyiz.” Diye isyan ettikleri zaman, Ebu Bekir-is Sıddık (R.A.): “Ben o kavimle harb ederim” diyor. O kavim İslam’ın bir rüknüne karşı gelmiş. Şimdi bu tahrifatı yapanların cinayeti, Kur’an’ın külliyen hakaik-i imaniyesine karşı bir tahribattır. Hz. Peygamber (S.A.V.): “Ben yahudiden değil ümmetimin yahudisinden korkarım” buyuruyor.

Gaflet ve dalaletinizden cinayetinizin farkında bile değilsiniz. Bu tuğyan, ya sizin başınıza.. belki hatta beşeriyetin başına bir kıyamet koparacak mahiyettedir. Şimdiki ahrar, Hz. Üstadımızın haber verdikleri gibi bilkuvve cemahir-i müttefikayı tahakkuk ettirmiştir bilfiile namzettir.

Merhum Mustafa Sungur Ağabey evvelki ahrarlar için buyrulan “ehvenüşşer” kaidesine girmez; bunlar azamı hayırdır buyurmuşlardır. Rahmet-i İlahi avni Peygamberi ve Üstadımızın dua ve himmetlerine mazhardılar. Bu meyanda sahte mehdicilerin dua ve betduaları kendileri için dalaletten başka bir tesir icra etmez. Paralel mehdicilerin hülyaları cinnetten ibarettir. Allah millet ve memleketimizi dışarının şer güçlerinin güdümüne giren bu sinsi cinnet yapılanmasının şerrinden muhafaza eylesin. Amin. Hz. Bediüzzamnın dediği gibi “ittifak hüdadadır heva ve heveste değil.”

Vesselamü ala menittebeal Hüda.. vel-melamü ala menittebeal heva. Dualarınıza muhtaç kardeşiniz 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>