Eyüp Ekmekçi
Dahilde hareket menfice olamaz diyor Hz. Bediüzzaman.
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
Müsbet hareketi meslek yapmış.

Çok ilginç bir tenbih: O istibdadı mutlak devrinde Emirdağ da çok nazik bir zamanda : “Kardeşlerim beni ayakları altında görseniz müdahale etmeyeceksiniz ederseniz Hakkımı helal etmem.” buyuruyor. Hem de yirmisekiz sene kendisine zulmeden bir idareye karşı yirmi kere zehirlemeler de olduğu halde…

Bu sabır, tahammül ve müdebbiriyetle bugünlere geldik; tarihin en gaddar komplo ve karıştırmalarla din düşmanı ve enperyalist muhtelislerin içerden dışarıdan taarruz ettikleri bu memlekette…
Malum hoca ile arada ne kadar fark var desek çok ayıp olur. Tam yüzseksen derece zıt. Yegane tesellimiz Bediüzzaman ve davasıyla asla alakası olmadığının Alem-i İslam ve insaniyette anlaşılmış olmasıdır.
 
O tarihlerde bazen şehirler arası seyehat ederken ağabeyler “üstadım polisler takip ediyor” dedikleri zaman : “yok yok onlar bizim muhafızlarımız; bizim düşmanlarımız çok olduğunu biliyorlar bizi muhafaza ediyorlar”. 
 
Emniyet mensuplarıyla görüşürken de : “siz resmi biz manevi asayiş memurlarıyız” buyuruyorlar. Böyle hak ve halk yanında makbul takva-yı azam sahibi bir Üstada ittiba’ eden iki cihanda felah bulur; bazı saplantı ve desiselerle muhalefet eden belasını bulur. Bu da bir asırdır mücerrebtir.
 
Vaktiyle merhum Zübeyir Ağabey -merhum Polat’ın vefatından sonra- gazetenin başında bulunan zat nur dershanesindeki talebeleri Semih Topçu diye birinin mahkemesi esnasında Sultan Ahmet Meydanına nümayiş için sevk ettiğinde Zübeyir Gündüzalp Ağabey:“polis buları yakalayın; anarşist bunlar!” diyor.

Dershaneye geldiği zaman: “ben oraya sevk edilen masumlara değil; onları oraya sevk eden canilere söyledim.” Diyor. “Üstadımın hususi hizmetkarı olarak müdahale vazifemi yaptım” diyor. Üstad-ı mübeccelinin imani, Kurani, manevi, her şaibeden muarra mesleğini dünyevi siyasi şaibelerden tebrie ediyor. Ve şu beliğ iştihadi dersi veriyor: “Beyazıt’ta komünistlerle çarpışırken ölen MORT gider” diyor. Üstadının kudsi Kur’ani mesleğini her hadisede tam isabetle, azami sadakat ile tam hulus ile tatbik, temyiz ve tahkim etmişlerdir.
 
Anarşinin ayyuka çıktığı milletin endişe içinde çırpındığı o günlerde Müslümanların gurup gurup cemaatlerle merhum avukat Bekir Berk ağabeye gelip: “Bekir Ağabey!. Bu anarşistler şimdi kapımızı çalıp haraç istemeye başladılar artık nerde ise yatak odalarımıza girecekler. Hiçbirimizde liderlik kabiliyeti yok.

Siz öne düşeceksiniz biz arkanızda geleceğiz taşla ise taşla sopayla ise sopayla bunlara mukabele edeceğiz” dedikleri zaman Bekir Ağabeyler de heyet halinde Zübeyir Ağabeye gidiyorlar. “Ağabey durum bu, ne yapacağız?”. Merhum Zübeyir Ağabey:” kardeşim ben hepinizden silahçıyım, tavanda rovelverle imzamı atabilirim.

Fakat Üstadımın femm-i mübarekinden çıkmayan, satırda yazmadığı bir şeyle amel edemem. Gösterin satırda yerini, ben hepinizden önce çıkarım.”diyor o kudsi deha, sıdk ve sadakat-ı azam sahibi ki:  bilfiil şecaat-ı azam-ı imaniyesini Afyon müdafaalarında gösteriyor.

İdam talebi ile yargılandıkları mahkemelerde:”o sinsi din ve vatan düşmanları mürekkep ve kalemi yok etme imkanı bulsalar, bizim gibi şecaat-ı imaniye sahibi gençler bu asırda Kur’anın manevi mucizesi olan Risale-i Nurlar için derimizi kağıt kanımızı mürekkep yaptıracağız.”
 
Burada en calib-i dikkat nokta: o zamanki hem hükümet hem brokrasi dine muhalif olduğu halde, tarihte en dehşetli can pazarı yaşandığı zamanda hukuk dairesinde can siperane müdafaalarını yapıyorlar dahilde asayişi bozacak menfi harekete asla tevessül etmiyorlar.
 
Ey şimdi Hz. Bediüzzamanın yirmisekiz sene işkenceli esaretinin tahammülünün, en azam  mertebede makbul dualarının ve “sadaka-yı makbule” keyfiyetinde hizmeti imaniye ve Kur’aniye olan “cihad-ı manevi” ve ehli imanın maddi ve manevi ceht ve dualarının neticesi olan bu memleketteki cennet asa baharına milletçe ulaştığımız, alemi islamı da lerzeye getiren islamın saadeti hengamında –içinizdeki bazı kardeşlerimiz müstesna olarak- İslam düşmanlarıyla aynı safta yer alan şu ahvalinize veyl olsun. Eğer dönmezseniz dünya ve ahiret cehennemleri sizlere helal olsun.
 
Buraya kadar meselenin hep zahirinde dolaştık. Asıl cinayet ise: hilkatın gayet-i kemalini tahakkuk ettiren asr-ı saadetten sonraki Kur’an-ı azimüşşanın münteha bir  gayesini İslam ve insaniyet üzerinde tahakkuk ettirmekte olan Kur’anın manevi mucizesi Risale-i Nurun kudsi kelimatını tahrif etmek olan Kur’anın hukukuna karşı en dehşetli taarruz hükmündeki cinayetinizin mübarek İslam devlet ve hükümetimizim eliyle verilen bir manevi sille, belki zecir tokatıdır.

Bu itibarla hükümetimizim kader-i İlahice tayin edilen, hukuk dairesindeki sizlerle mücadelesi Kur’anın hukukunu müdafa itibariyle bir cihaddır. Zira: Ebu Bekir-is sıddık (R.A.) hilafeti esnasında bir kavim:” biz namazı kılarız, oruçu tutarız, zekat vermeyiz.” Diye isyan ettikleri zaman, Ebu Bekir-is sıddık (R.A.): “Ben o kavme harp ederim” diyor.

O kavim islamın bir rüknüne karşı gelmiş. Şimdi bu tahrifatı yapanların cinayeti, Kur’anın külliyen hakaık-ı imaniyesine karşı bir tahribattır. Hz. Peygamber (S.A.V.): “Ben yahudiden değil ümmetimin yahudisinden korkarım” buyuruyor.
 
Gaflet ve dalaletinizden cinayetinizin farkında değilsiniz. Bu tuğyan ya sizin başınıza.. belki hatta beşeriyetin başına bir kıyamet koparacak mahiyettedir. 
 
Hz. Bediüzzamnın dediği gibi “ittifak hüdadadır heva ve heveste değil.”
 
Vesselamü ala menittebeal Hüda.. vel-melamü ala menittebeal heva.
 
Dualarınıza muhtaç kardeşiniz Eyüp EKMEKÇİ
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>