Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Said Nursi M.Kemal'in Teklifini Reddetti
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Şeyh Sa’di Şirazi bir beytinde “ Ömr-i giran-maye der in sarf şud:
Ta çihorem sayf, çipuşem şita?”  Yani “Yazda yiyim, kışta giyim derdine, Sarf olunup buldu ömür intiha” diyor. Evet Sa’di gibi bir hakikat şairi, ulvi fikir sahibi ve bir edebiyat dahisi hem bir İslam Alimi derd-i maişetten şikayet ediyor.Merhum Akif
“ Doksan senelik ömre, ilahi bu mu gayet?
Bilmem ki ne alem bu cedel-gah-ı maişet!” Ve devamında Sa’di’nin haline taaccüble
“ Sa’di o kadar felsefesiyle, hüneriyle,
Fikrindeki hürriyet-i fevka’l- beşeriyle,
Esbab-ı maişet denilen kayda girerse,
Yad etmesin azadeliğin namını kimse.” diye derd-i maişete ve Tama ve endişe-i rızka atıfta bulunuyor.
Hz. Üstad“Tama’ yüzünden çoklarını avlıyorlar. Mektubat/454” diyor.
 
Mustafa Kemal de Birinci Meclisin açılmasından sonra Bediüzzaman’ı ısrarla Ankara’ya davet ediyor. Bediüzzaman İslam ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkarı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını görür.

Eyvah! der bu ejderha imanın erkanına ilişecek. (Tarihçe-i Hayat/148) diye endişe eder ve o bozuk efkar a karşı cihad-ı manevi ile neşr-i din için risaleler neşreder.

Bediüzzaman’ın fevkalade tesirini ve keskin zekasını ve bilhassa Doğu Anadolu Aşiretleri üstündeki müessiriyetini bilen M. Kemal O’nun nüfuzundan istifade etmek ister. Bediüzzaman ise M. Kemal’in kendisine tevdi ettiği mebusluğu ve teklif ettiği Diyanetteki Müşavere azalığını ve Şark Vilayetleri Umumi Vaizliğini kabul etmiyerek Ankara’dan Van’a gider (Tarihçe-i Hayat/149)…
 
O şiddetli devr-i istibdadın mebdeinde bu teklifleri reddetmek her babayiğidin harcı değildir. Daha sonra talebelerini bunların birer desise-i şeytaniye olduğu hususunda ikaz eden Hz. Üstad;
 
“Evet, ehl-i dünya, hususan ehl-i dalalet; parasını ucuz vermez, pek pahalı satar. Bir senelik hayat-ı dünyeviyeye bir derece yardım edecek bir mala mukabil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrip etmeye bazen vesile olur. O pis hırs ile, gazab-ı İlahiyi kendine celbeder ve ehl-i dalaletin rızasını celbe çalışır.
 
Ey kardeşlerim! Eğer ehl-i dünyanın dalkavukları ve ehl-i dalaletin münafıkları, sizi, insaniyetin şu zaif damarı olan tama’ yüzünden yakalasalar; geçen hakikatı düşünüp, bu fakir kardeşinizi nümune-i imtisal ediniz. Sizi bütün kuvvetimle temin ederim ki: Kanaat ve iktisad; maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı te’min eder.

Bahusus size verilen o gayr-i meşru para, sizden, ona mukabil bin kat fazla fiat isteyecek. Hem her saati size ebedi bir hazineyi açabilir olan hizmet-i Kur’aniye’ye sed çekebilir veya fütur verir. Bu öyle bir zarar ve boşluktur ki; her ay binler maaş verilse, yerini dolduramaz. Mektubat/455” diyerek ikaz eder.
 
Otuz sene sonra Fedakar Üstad’a M. Kamal’in teklifini kabul etseydi hayra da vesile olabilirdi, kendisi de rahat ederdi diye edilen sual Bediüzzaman’ın derin feraseti, keskin zekaveti ve bir sevk-i ilahi ile inayet ve Hıfzı-Rabbani altında olduğunun da delili olmaları noktasından mühimdir;
 
Mühim bir Suale Hakikatli bir Cevaptır
Büyük memurlardan bir kaç zat benden sordular ki:
 
“Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistan’a ve Vilayat-ı Şarkıyeye, Şeyh Sinusi yerine vaiz-i umumi yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilal yüzünden kesilen yüzbin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun?” dediler.
 
Ben de onlara cevaben dedim ki:
 
Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüzbinler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevi hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş.
 
Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye alet olamayan ve tabi olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Emirdağ Lahikası 1/11”
 
Bu hakikatı Merhum Ali Ulvi Kurucu büyük Tarihçe’ye yazdığı Önsöz’de şöyle hulasa ediyor;
“Üstad’ın, hayatı boyunca cemiyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerle istiğna örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir. ..
 
Artık herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsi ve maddi menfaatlerle asla alakası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? İmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nuru ile dolmaz? (Tarihçe-i Hayat/17)”
 
O’nun davasına hem en büyük bir hüccet hem davasında ki kudsiyete layık şu hal O’nu bihakkın Bediüzzaman ünvan-ı ulviyesinin masadakı yapıyor.
 
Cenab-ı Hak rahmet eylesin, şefaatine nail eylesin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>