Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Risale-i Nur'un Korsan Neşriyatının Tarihçesi / 11
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)
 
Afyon hapsinde 20 aylık Medrese-i Yusufiye hayatının neticesinde 20 Eylül 1949 sabahı Muazzez Üstadımız tahliye olur. Emirdağ’ına ikinci kez gelen Hz. Üstad’ın bundan sonra 1956’ya kadar olan telifatı tetimme, zeyil, haşiye ve lahika neşriyatı olarak devam etmiştir.
 
Bir evvelki yazı da ifade ettiğim gibi bu yeni gelen devre (1950-1960) ekilen nur tohumlarının sümbül vereceği dikilen nur fidanlarının meyveye duracağı cennet-asa baharların müjdecisi olacak bir devredir… Bu yeni devre Nur ikliminde telif edilen asar-ı nuriyenin intişar ve ilan ve inkişaf devresi ve Hz. Müellif-i Nur’un bizzatihi talim, tahkim, tedris ve terbiyesiyle meslek ve meşrebinin tamim ve tekid ve takviye devresi olacaktır.

İstikbal namzeden hizmetin desatir ve kavanini gelecek on sene de fiilen ve halen ve kavlen teyid edilecektir. Kıyamete kadar baki kalacak davanın sevk ve idaresini tahmil edecek şahs-ı manevinin tavzifi tarif edilecektir. Telif safhası itmam olan kudsi davanın neşir ve intişarında dikkat edilmesi gereken hususları havi evvel yazılmış lahikalarda dikkate alınarak gelecek asra projeksiyon vazifesi görecek bir on yıl olacaktır bu son on senesi Muazzez Üstadımızın.
 
Afyon (1949)
 
Bu devrenin mebdei 20 Eylül 1949’da Muazzez Üstadımızın Afyon Hapsinden tahliyesidir. Afyon’da hapisten çıktıkları halde Hz. Üstad’ın şahsi hizmetlerine hırz-ı can ile devam arzusunda bulunan Fedakar Zübeyir Gündüzalp ve Kahraman Mustafa Sungur ve Ziya Arun Ağabey Afyon’da kalmaya devam etmişlerdir.
 
Zübeyir, Ziya ve Sungur’un Üstadımızın hizmetindeyken ilk neşredilen mektup yani Afyon’da iki buçuk ay kaldığı devrede iki mektup neşretmiştir. Birincisi El Yazma Emirdağ Lahikası sahife 652’de yer alan ve Zübeyir Ağabeyin bir sualine cevap olan mektubu, diğeri Emirdağ Lahikası 2. Kısmın Birinci Mektubudur.
 
Afyon Hapsinin Akabinde Neşrettiği İki Mektup (Ekim,1949)
 
Birinci Mektuptan bazı kısımlar;
 
“Aziz Sıddık kardeşlerim!
 
Evvela: Geçen bayramınızı ruh-u canımızla tebrik ediyorum. Sureten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Biz manen daima beraberiz.
 
Saniyen: Zübeyr’in ve başkalarının bir iki sualine cevabtır:
 
Dediler ki: “Neden halkın halisane teveccüh ve hürmetlerinden çekiniyorsun?. Ve memurların bu bayramda halkı senin ziyaretine gelmesine men’ etmelerine ve mütemadi tarassud etmelerine karşı sıkılmadın, memnun oldun?”
 
Elcevab: Risale-i Nur bazı yerlerinde bu ehemmiyetli sualin cevabını vermiş. Bir hülasası şudur:
 
Bu zamanda enaniyet ziyade hükmettiğinden, hakikata hizmet edenler ihlasını muhafaza etmek için enaniyeti okşıyan şeylerden bütün bütün çekinmek lazım geldiği gibi; Bu zamanda ekseriyetçe halk, teveccüh ve hürmeti ve malını pek pahalı verir. Yani verdiği sadaka, hediye ve hürmete mukabil; bende bir salahat, belki de bir manevi mertebe niyetiyle veriyor. Bazen makbul duaları da mukabilinde ister. Demek benim hakiki şahsıma vermiyor.Belki hüsn-ü zanla kamil tahayyül ettiği Said namında bir şahsa veriyor. Öyle ise, o sadaka ve o hürmet ve teveccüh bana caiz değil, helal olmuyor.
….
 
İkinci Sual: Senin bu teveccüh-ü ammeden çekinmen, nurun intişarına ve istifadesine belki bir zarar olur?
 
Elcevab: Vazifemizi yapmak ve vazife-i ilahiyyeye karışmamak elzemdir. Nurları halka kabul ettirmek ve onları ondan istifade ettirmek vazife-i ilahiyyedir. Ona karışamayız. Yalnız müşteri ve muhtaç olanlara tebliğ ve göstermektir. Onları ve Nurları satın almaya teşvik etmeye ihtiyaç kalmamış.

Zarara rızası ile ve pis zevkiyle ve inadıyla razı olana merhamet edilmez ve layık değildir” Kaide-i esasiye ile, Nurların hiç bir şüphe ve vesvese bırakmıyan kuvvetli hüccetlerine karşı temerrüd edip kabul etmiyen, belki aleyhinde bahanelerle çalışanlara şefkat ve merhamet edilmez ve onların hatırı için, onlara dalkavukluk ve temelluk etmek nurların izzetine münafi olduğu gibi; düstur-u esasiyesine de muhalif ve onların pek çok çirkin temerrüd ve inatlarını okşamak hükmüne geçtiği için onları unutmak, zihnen meşgul olmamak şimdiki vaziyetime lazım gördüğümden; bu pek soğuk ve ihanetkarane bana karşı vaziyetlerinden müteellim olmuyorum. Belki bir cihette memnun oluyorum.
 
Rabian: Bu zamanda avam-ı mü’mininin tam itimad etmesi ve iman hakikatlarını tereddütsüz ders alması için öyle muallimler lazımdır ki, değil dünya menfaatlerini belki ahiret menfaatlerini dahi ehl-i imanın menfaat-ı uhreviyesine feda ederek, o ders-i imani de her cihetle şahsi faydalarını düşünmeyip, yalnız ve yalınız hakikatlara rızay-i ilahi ve aşk-ı hakikat ve hizmet-i imaniyedeki şevk-i hak ve hakkaniyet için çalışsın. Ta her muhtaç delilsiz kanaat edebilsin, “Bizi kandırıyor” demesin.. ve hakikat pek çok kuvvetli olduğunu ve hiç bir cihette sarsılmadığını ve hiç bir şeye alet olmadığını bilsin, ta imanı kuvvetlensin.. ve “o ders ayn-ı hakikattır” desin” vesvese ve şüpheleri zail olsun.
 
İşte mezkur hakikatlar içindir ki, mukabil bir şey vermediğim maddi ve manevi hediyeler bana dokunuyor ve kabul edemiyorum.
 
Hamisen: Madem hususi vazife-i Nuriyem kardeşlerime havale edilmiş, benim şahsıma karşı ne kadar bela gelse ehemmiyeti yok, merak etmeyiniz. Bilakis hizmet-i imaniye itibarıyla memnun oluyorum. Çünki gizli düşman münafıklar, yalnız beni ihanetlerle, iftiralarla düşürmeye, çürütmeye, söndürmeye gaddarane çalışmaları; şahsımdan pek çok ziyade çalışan kardeşlerime ilişmemeye şükür ediyorum.Bir vesile olduğu için Cenab-ı Hakk’a şükür ediyorum.
 
Elbaki Hüvelbaki 
 
Kardeşiniz
 
SAİD NURSİ

Afyon Hapsinden sonra yazmış oldukları İkinci ve son Mektubu ;
 
Üstad Hazretlerinin hapisten çıkıp Afyon’da kaldığı günlerde yazdığı bu mektup Emirdağ Lahikası 2- kitabının birinci mektubudur.
 
“Aziz Sıddık kardeşlerim!
 
Bayram tebriki ile beraber her birinizi derecesine göre birer Said ve birer varisim ve benim yerimde Nurlara birer bekçi, muhafız olarak manevi bir hatıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi, şimdi de size beyan ederim.
 
Madem haddimden çok ziyade hüsn-ü zannınızla bana ulum-u imaniye ve hizmet-i Kur’aniyede bir Üstadlık vermişsiniz.. Ben de her birinizi derecesine nisbeten, eski zaman Üstadlarının icazet almaya layık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misillü icazet veriyorum ve bütün kanaatımla ve ruh-u canımla sizi tebrik ediyorum. İnşaallah şimdiye kadar sadakat ve ihlas dairesinde fevkalade neşr-i envar ettiğiniz gibi, daha parlak devam edip, bu aciz, zaif mütekaid bir Said bedeline binler muktedir, kuvvetli, vazifeperver Saidler olursunuz.
 
Kardeşiniz
 
SAİD NURSİ
 
Bir haşiye; Makam münasebetiyle burada şu güzel hatırayı da nakledip devam edeceğiz;
 
İki Masumun ve Nur Kahramanlarının Bediüzzaman’ı Ziyaretleri
 
Afyon maznunlarından ve Safranbolu Kahramanlarından Hz. Üstad’ımızın 1942 senesinden beri sadık bir talebesi olmuş Hıfzı Bayram Ağabey Afyon’dan Safranbolu’ya döndükten sonra aklı, fikri ve kalbi Üstad ile Afyon’da kalmıştı. O’nun tahliyesini haber alır almaz devrin imkansızlıklarına, baskısına, tarassudatına bakmadan iki masum evladını Afyon’a Hz. Üstad’ımızın ziyaretine gönderir.

Kim bilir belki de Afyon’da Hz. Üstadımızın çektiği çileleri, eza ve cefaları ve işkenceleri ve zehirlenmesini gören Hıfzı Efendi Muazzez Üstad’ının ebedi aleme gideceğini müteessifane düşünmüş olacak ki evlatlarının Onu görmelerini arzu etmişti. Hüsnü Bayram ve kardeşi Yılmaz Ağabeyler henüz çok küçük yaşta olmalarına rağmen Hz. Üstad’ı ziyaret eder, Üstadımız da onları kemal-i memnuniyet ile istikbal eder.

Onların yazmış oldukları Risalelerin çok hizmet ettiğinden de bahsedip iltifat eden Üstadımız bu masum kahramanlara Mevlana Halid’ten kendisine tevarüs eden cübbe ile omuzlarının altına onları al-i Aba gibi alır ve onları manevi evlatları hem Hüsnü Ağabeyi Abdurrahman yerinde kabul ettiğini ve hem ta Kastamonu’dan beri evlerini bir Nur Medresesi addettiğini de müjde eder…
 
Böylece bir kaç ay sonra daimi hizmetine girecek olan Hüsnü Ağabey’i teşyi etmiş, O’nun da müntehab olduğunu ve bu yeni devrede fevkalade ehemmiyetli bir vazife ile tavzif olunacağının işaretlerini vermiş olacaktı.
 
2 Aralık 1949 tarihinde Hz. Üstad ikinci defa Emirdağ’a getirilir.
 
1950/ Üçüncü Said
 
Bu devre Hz. Üstad’ın kendisinin “Üçüncü Said” diye tesmiye ettiği bir devredir.
 
Hz. Üstad’ın artık adeta bir “NUR” halini aldığı, hizmetlerde ise külli inkişafların görüldüğü bir devre başlıyordu. Gençler mabeyninde bilhassa üniversite gençliği arasında hizmetler inkişaf ediyordu.
 
Anadolu’nun her tarafından fevc fevc insanlar nur dairesine dahil oluyor, bir çok belde de nur medreseleri açılıyordu. Ve Hz. Üstad ilk defa olarak intihab ettiği 6 talebesini aynı çatı altında daimi hizmetinde beraber kalmak üzere yanında istihdam ediyordu. (Tahiri, Zübeyir, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve Bayram)
 
Bu devrede ki neşriyat teksir makinesiyle oluyordu. Hemen Afyon hapsinden çıkan İnebolu ve Isparta talebeleri vazifelerinin başına geçmiş ve daha Hz. Üstad hapisten çıkmadan yüzlerce nüsha Afyon Mahkemesi Müdafaat ve zeyillerini teksir edip neşretmişlerdi. Her ne kadar el yazısıyla hizmet te bir yandan devam ediyor olsa da teksir makine hizmetleri kitap ihtiyacını karşılamaya başlamıştı.
 
Ankara, İstanbul, Antalya gibi büyük şehirlerde bilhassa gençler, memurlar ve hanımlar arasında ve hem şarkta bilhassa Diyarbekir ve Urfa’da Nurlar fevkalade intişar ediyor yine Urfa yoluyla islam alemine Nurlar gönderilmeye başlıyordu.
 
1949-1956 arasında yapılan neşriyat ta Lahika Mektupları en mühim nokta-i telifat olarak karşımıza çıkıyor. Bu lahikalarda; Afyon mahkemesinin uzun müddet devam eden mahkemeyi karara bağlayamama hali Hz. Üstad’ın hem mahkemeyi Afyon’dan ve Ankara’dan takibini havi söz ve beyanlarından müteşekkil lahika mektupları ile devrin siyasi ve içtimai değişim ve dönüşümlerine dair değerlendirmelerini de müşahede ediyoruz.

Hz. Üstadımız Türkiye’nin ve dünyanın büyük değişimler yaşadığı 2. Dünya savaşı sonrası yeni dünya düzeninin kurucularının hali, islam dünyası, iki kutuplu dünya, siyasi ve içtimai dönüşümler ve bütün bunların verasında mümince bir duruş.. işte lahikalarında bunların üzerinde de duruyor, Reis-i Cumhur’u tebrik ediyor, Başvekil’i teşvik ve ayrıca ihtarlarda bulunuyor, talebelerine hizmet düsturlarını hatırlatıyor vs. Bu minval üzere neşriyat lahikalar yoluyla devam ediyor.
 
Mesela;
 
“Aziz, Sıddık, Sadık, Muhlis ve Halis Kardeşlerim ve Hemşirelerim! 
 
Bütün ruh u canımızla bayramlarınızı, hem bu sene serbestçe halisane Hacca gidenlerin bayramlarını, hem bu vatandaki istibdadın kırılmasiyle hürriyet-i şer’iyeye bu milletin mazhariyete başlamasını ve bu milletin bu manevi bayramını ve alem-i İslamın ittifakkarane intibahlarının manevi bayramlarını ve Risale-i Nur’un hakikat-ı Kur’aniyeye dair verdikleri haberlerini zamanın tasdik etmelerini ve en geniş bir dairede o manevi envar-ı Kur’aniyeye, beşer ihtiyacını hissetmesini tebrik ediyoruz.
 
‎اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
 
 Emirdağ Lahikası 2/48
 
 
 
1950-1953 Mahkemeleri
 
1- 1951 Emirdağı Mahkemesi
 
2- 1952 İstanbul Mahkemesi
 
3- 1952 Samsun Mahkemesi
 
4- 1953 Isparta Mahkemesi
 
Bu dört mahkemeden 1951 Emirdağı Mahkemesi Şapka Meselesinden CHP’li bir kaymakamın işgüzarlığı ve hadsizliği ile açılmış, 1952 İstanbul Mahkemesi Abdulmuhsin Alev’in Gençlik Rehberi isimli eseri neşri üzerine açılmıştı (bu dört mahkemeden sadece İstanbul Mahkemesine Hz. Üstad bizzat iştirak etmiştir),

1952 Mayıs ayında Hz. Üstad İstanbul Mahkemesinden Emirdağı’na döndüğünde yine kırda 3 jandarma tarafından şapka meselesinden taciz edilmiş, karakola götürülmüş, Üstad bu insafsız muamelelere karşı bir arzuhal yazmıştı, o sıralarda Demokrat Partinin icraatlarını müslümanlar için kifayetsiz gören Cevat Rıfat Atilhan ve arkadaşları İslam Demokrasi Partisi kurmuşlardı, o parti mensuplarından Büyük Cihad gazetesi sahibi Mustafa Bağışlayıcı Hz. Üstad’ın istidasını kendi davalarına delil göstermek istemekle gazetelerinde “ En Büyük İsbat” başlığı ile vermişti. Bunun üzerine Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.

Aynı gazetede Hz. Üstadımızın Hizmetkarı Mustafa Sungur Ağabeyin’de bir yazısı neşredildiğinden gazete sahibi ile birlikte tutuklu yargılanmaları başlamıştı önce mahkumiyet alan Sungur Ağabey davanın temyizinden sonra yeniden başlayan mahkemede beraat etmiştir.
 
Ve 1953 Isparta Mahkemesi
 
(Devam edecek…)
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>