Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Risale-i Nur'un Korsan Neşriyatının Tarihçesi / 4
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
İslam Hukuku Noktasından Bediüzzaman’ın Vasiyetleri
 
Bediüzzaman Hazretleri Matbaalarda yeni harflerle neşriyat hizmetlerinin başlamasıyla neşir ile alakalı vasiyetlerini de lahikaya aldırıyor. Hz. Üstadımızın bu gelen vasiyetlerinde üç hususu vasiyet ettiği anlaşılıyor;

1– Neşriyat hizmetlerinin sıhhatli ve nasıl geldiyse kemal-i sadakatla, en küçük bir değişikliğe meydan vermeden devamı

2– Vakıflık müessesi, tayinat meselesi ve Nur medreselerinin açılması ve devamı

3– Hizmetin devamında meslek ve meşrebinin düsturlar muvacehesinde muhafazası ve tatbiki…
Bu vasiyetnamelerin yazılması ve vasiyetnamelerdeki ciddiyet, ve hem zeyillerle tekid ve teyidi iki hususa mebni olduğu anlaşılıyor;

A– Bu kudsi ve nurani hizmet münafıkların, küffarın, masonların ve kökü dışarda dal ve budakları içerde zındıka komitelerinin türlü türlü desiselerle hedefinde olacak ve bu komiteler bu hizmetin temeli, aslı, esası olan Nur Risalelerini tahrif etmek isteyeceklerdir. Bulandırmak isteyeceklerdir. Sulandırmak isteyeceklerdir. İşte Hz. Üstad bu tehlikeyi hissen sezmiş yahut mübarek kalbine bildirilmiş O da bu manayı hıfz için vasiyetnameler ile muhafaza altına almıştır,

B– Müstakim, mütesanid, muhkem ve muhlis cemaatin efradından vasiyetnamenin muvacehesinde layık isimler zikrediliyor. Bütün vasiyetleri de bilhassa yanında bulunan malum hizmetkarlarının müzaheretine havale ediyor. Ve hizmet-i Nuriyeyi Onların sadık elleriyle devam ve tealisini vasiyet ediyor onların şahs-ı manevisini umur-u nuriyede merciiyet makamı kabul ediyor, müşavir atıyor ve müeyyid olarak müstakbel cemaatin onları kabul etmesini rica ediyor.
 
Vasiyetlere geçmeden şunu ifade etmek zaruridir; Risale-i Nur hizmetinde postnişinlik yok ki halef selef manası olsun. Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’e de zaman zaman bu mana da sorulduğunda kendisi “Kardeşim Risale-i Nur makam dağıtmıyor, kazandırdığı pek mühim kar ve neticeye mukabil fiat olarak talebelerinden tam ve halis bir sadakat ve daimi, sarsılmaz bir sebat ister” buyuruyor.

Hem hizmet şahıs eksenli değil şahıs-ı manevi ve kitap eksenli bir hizmet. Risale-i Nur manevi bir hizmet olması hasebiyle elbette bu manevi hizmetin eşhas planında manevi hakiki varisleri var.

Yani Hz. Üstadımızın velayet ve ilminin varisleri olan Hulusi bey ve Sabri Efendiler gibi Ağabeyler elbetteki var. Vasiyetnamelerinde ise maddi bir veraset durumu göze çarpıyor. O da neşriyat hususunda. Fakat son vasiyetlerinde ise bir başka hususu daha vasiyetname içinde zikrediyor o da hizmetin bilerek tam yapılması meselesi..
 
TDV İnternet sitesinde İslam Hukukunda Vasiyet Maddesi hususunda çok önemli bilgiler nakledilmiştir, makam ve vahdet-i mesele münasebetiyle kısaltarak arzediyorum ve aşağıda nazarlara sunacağım vasiyetnamelerin şu şer’i göz ile bir kez daha mütalaa edilmesini rica ediyorum;
 
“Sözlükte “bitiştirmek, bağlamak; önermek” anlamlarındaki vasiyyet (çoğulu vesaya) fıkıhta kişinin, malını ölüm sonrasına bağlayarak bir şahsa veya hayır cihetine teberru yoluyla temlik etmesini ifade eder. Ölüme bağlı bu işlemi yapan kişiye musi, vasiyetten yararlanacak kişiye veya hayır cihetine musa leh, vasiyet konusu mal veya menfaate musa bih denir…..”

Bu terminolojik bilgiden hareketle Bediüzzaman Said Nursi musi, isimleri zikredilen hizmetkar ve talebeleri musa leh, ve Risale-i Nur Külliyatı ve hizmeti ise musa bih denilir. … “Ayrıca vasiyet yanında vesayet de “bir başkasından kişinin hayatında veya ölümünden sonra bir şey yapmasını istemek” anlamına gelmekle birlikte daha sonra bu kelimelerin ölüm sonrasında “bir şeyin yapılmasını isteme” manasındaki kullanımı yaygın hale gelmiştir (İbn Aşur, II, 147).

Fakihler vasiyeti ölümden sonrasına dayalı teberruda bulunmaya, vesayeti ise “kişinin küçük çocuklarını koruyup gözetmek veya vasiyetlerini yerine getirmek üzere bir vasi tayin etmesi” anlamına tahsis etmişlerdir (Şirbini, III, 52; ayrıca bk. VESAYET). Vasiyetin kaydedildiği belgeye vasiyetname denir. 
 
Hz. Peygamber,“Allah, amellerinize eklenmek üzere -hayatta iken yaptığınız iyilikler dışında hayırda bulunabilmeniz için- vefatınız sırasında mallarınızın üçte biri üzerinde size tasarruf yetkisi vermiştir” ifadesiyle (İbn Mace, “Veṣaya”, 5) vasiyetin meşru kılınış sebebine işaret etmiştir.”

Bu hadis-i şerif muvacehesinde Hz. Üstadımızın hanı yok, hamamı yok, parası, pulu, serveti, malı, mülkü, memaliki yok, Hz. Üstadımızın gözünün nuru, kalbinin süruru, hayatının saadeti ve meyvesi Risale-i Nur Külliyatı, ve Kur’an ve sünnete bağlı neşr-i envar-ı Kuraniye olan hizmeti var. Vefatından sonrada şu ebedi hayrının devamı ve müstakimane tealisi için vasiyetlerle şu hayr-ı azimenin her türlü tahrif, tebdil, tahvilden siyaneti için vasiyetler yazmış.

Bu vasiyetlerle hem kendisi kendisinden sonra yapılabilecek bidat ve hıyanetlerle bir alakası olmadığını şer’an ifade etmiş hem vasilerinin omuzlarına iltifat değil bir mesuliyet bırakmıştır.
 
“Vasiyet sayesinde öldükten sonra hayırla yadedilme, mirasçı olamayan yoksul akrabaları gözetme, hayatta iken iyiliği görülen kimseleri ödüllendirme ve kamu yararına yönelik hizmetlere katkı sağlama gibi amaçlar gerçekleştirilir.”
 
Kur’an’da vasiyetle aynı kökten türeyen fiiller Allah’a nisbet edildiğinde,“Emretti, farz kıldı” (en-Nisa 4/11; el-En‘am 6/144, 151), başkasına nisbet edildiğinde,“Birine bir şey yapmayı tavsiye etti, öğütledi” (el-Bakara 2/132) anlamına gelir.

Beş ayette sekiz yerde geçen vasiyet kelimesi üçünde (el-Bakara 2/180, 240; el-Maide 5/106)“vasiyet etmek”, diğerlerinde ise (en-Nisa 4/11, 12) “vasiyet konusu mal veya menfaat” manasında kullanılır.

Hukuki bir işlem olarak vasiyetten söz eden ayetlerin bir kısmında vasiyetin yerine getirilmesi gerektiği, değiştirilmesinin büyük bir vebal sayıldığı vurgulanırken (el-Bakara 2/181) bazılarında mirasın ölenin borçları ödenip vasiyeti yerine getirildikten sonra taksim edilmesi ve vasiyet sebebiyle mirasçıların zarara uğratılmaması istenir (en-Nisa 4/11-12; ayrıca bk. el-Bakara 2/182); vasiyet yapılacağı zaman iki adil kişinin bulundurulması tavsiye edilir (el-Maide 5/106)..

Hadislerde de vasiyet kelimesi ve türevleri sıkça geçer. Hz. Peygamber müslümanlara vasiyetlerini sağlıklı günlerinde hazırlamalarını öğütlemiş (Buhari, “Veṣaya”, 1; Müslim, “Vaṣiyye”, 1), miras payları Allah tarafından belirlenen mirasçılara mal vasiyet edilmemesi gerektiğini bildirmiş (Ebu Davud, “Veṣaya”, 6; Tirmizi, “Veṣaya”, 5), ayrıca ölümden sonra da faydalanılacak hayır amaçlı teberruları (sadaka-i cariye) teşvik etmekle birlikte mirasçıları varlıklı bırakmanın onları dilenmeye mecbur edecek şekilde muhtaç bırakmaktan daha hayırlı olduğunu ve bundan dolayı en çok terikenin üçte biri kadar vasiyette bulunulabileceğini açıklamıştır (Buhari, “Veṣaya”, 2; Müslim “Vaṣiyye”, 5).”

Bakınız Allah rızası için, vasiyetname şer’i şerifte ve Nebiler Nebisinin hadislerinde ne kadar ehemmiyetli bir yer tutuyor hem tebdili ve aksine bir icraat yapanları manen, dinen, şeriat nokta-i nazarında nasıl men ediyor, titrememiz gerekmiyor mu?

Vasiyeti yazan asırların beklediği Zat!
Vasiyeti yazan Müceddid-i Ekber!
Vasiyeti yazan Müellif-i Nur! Şu eserlerin sahibi vasiyet yazıyor!

Vasi bırakıyor! İsimler neşrediyor! Birileri kalkıyor ben bu mutlak vekil tabirini kabul etmiyorum diyor! Bunu kime diyor ve neye diyor!

Bunu Bediüzzaman’a diyor! Bunu gayrı münteşir bir mektup için değil üstüne Vasiyetnamemdir diye yazdığı mektuplarına diyor!

Ey Nurcular! Bu akl-ı evvellere yeter artık diyelim! Yeter! Ben nurcuyum, ben Risale-i Nur’un talebesiyim diyen, Bediüzzaman’a benim Üstadım diyen birisi bu Üstadımın vasiyetnameleri nedir, nelerdir nasıl demez! Nasıl merak etmez? Nasıl bunları tevillerle farklı yönlere çekmeye çalışır!? Bu nasıl vicdansızlıktır, ehl-i insafın vicdanına havale ediyorum!

(Devam Edecek…)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>