Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Risale-i Nur'un Korsan Neşriyatının Tarihçesi / 7
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Mübarek ve muazzez Üstad’ımızın Risale-i Nur hizmetini üzerine bina ettiği, varislerine emânet ve vasiyet ettiği dört ana gâyesi vardır. Bunlar;
 
1- Risale-i Nur’un tab ve neşri
2- Medrese-i nuriyelerin açılması ve devamı
3- Mu’cizeli Kur’ân’ın neşri
4- Talebeler arasında lâhika mektublarının neşri.” ifadeleri bundan sonraki yazacaklarıma ışık tutmaktadır.

Kısmen Merhum Ömer Çiçek (yirmiyedi) ve Eyüp Ekmekçi Abilerin Zübeyir Ağabeyden meselemizle alakalı dinlemiş oldukları ve notlarından muktebesen arzettikleri bahisleri makam münasebetiyle naklediyorum;
 
Muallâ ve muazzez Üstad’ımızın meslek, meşreb, hizmet tarzı usül ve esaslarına hüvesi hüvesine imtisal, inkıyad, ittiba ve itaat etmek talebeliğin şe’nidir. Bu konuda bizlere örnek ve numune-i hüsn-ü misal olan Üstad’ımızın hizmetkârları çok aziz ve muhterem ağabeylerimizdir.
 
Risale-i Nur üzerinde sadeleştirme, indeks ve lügâtçe, âyet ve hadislere meal ilave etme gibi çalışmaları evvela kimlerin yaptığına bakmak lâzım. Bunlar Risale-i Nur’un basılmasında Üstadımızdan vekâleti olmayan kimselerdir.
 
Evvela dairemiz içinde meydana getirilen en büyük fitne ve Risale-i Nur’un orjinalliğine verilen zarar bu kimseler tarafından korsan yayın evleri açılmasıyla başlamıştır. Üstad’dan izinli nâşirler hayatta bu vazifeyi yaparken bunlardan bazıları bu ağabeylerle beraber çalışıyordu

Meslek, meşreb ve tarz degişikliği yaparak bu beraberlikten koptular. Üstad’ın hizmetkârlarından ayrı bir tab hizmeti yapmak için yayın evleri kurdular. Böylece en büyük fitneyi bunlar başlattı. Onların başlattığı bu sû-i örnek çığırdan cesaret alan diğerleri geldi. Zübeyir Ağabey Risale-i Nur’un Üstad’dan vekâleti olanlarca bir elden tab hizmetinin önemini dile getirip takip edilmesi gereken tarzımız olarak anlatırdı.

Medarı bahs olan böyle konulara dair onun görüşleri kısaca şunlardır.Üstad’ımız Risale-i Nur’un tab işini yanında ve en yakınında hususi hizmetinde bulunan Risale-i Nur’un hizmetinde istihdam ettiği nurun erkânları saff-ı evvel hususi hizmetkârlarına bırakmıştır.

Üstad’ın hizmetkârları da kendi nezaretlerinde tensib ettiği ehl-i hizmet kardeşlerle ahenk için de beraber yapagelmişlerdir. Bu ahenk bu silsile bu birlik ve bir elden tab hizmeti nesilden nesile intikal ederek bir eldenlik kıyamete kadar devam ettirilmelidir. Bunda Risale-i Nur’un Üstad’ımızdan gelen ayniyetciliği ve Üstad’ımıza âidiyetciliğinin muhafazası ve dairemizin tesânüdünü, birlik ve beraberliğini, dirlik ve düzenini muhafaza bakımından sayılamayacak kadar faydalar vardır.
 
Bunun dışında bir de Diyanet yayınlarsa diyanete vermiştir. Üstad burda da şu şartı koymuştur. Orda iki talebem tashihinde bulunup herhangi bir tahrifatın olmasını önlerler. Bunun haricinde tab yetkisi ve vekâleti hiçbir kimseye vermemiştir. “Nur talebeleri Diyanet böyle bir yayın yaparsa Risale-i Nur’un Üstad’ımızdan gelen ayniyet ve âidiyetini korumak için, diyanete müracaatla bilâ bedel çalışıp böyle bir zarar verme ihtimalini önlemek sadâkatini gösterirler.” Zübeyir Ağabey’in bu sözleri yanında kalan kardeşlere adeta vasiyeti hükmünde idi.

Risale-i Nur’un ayniyet ve âidiyetini bozan her kim olursa olsun Nur talebeleri buna karşı çıkıp önlemezlerse Üstad’ın emanetine sahip çıkamamış ve sadâkatsizlik yapmış olurlar. Mânen mes’ul olurlar. Yayın birliğini muhafaza etmek Nur talebelerinin tesânüdünü koruyabilmek için çok önemlidir. Halis ve samimi bir Nur talebesi dairemiz içinde fitneye sebep olacak böyle bir işe tevessül etmez.

Ancak yakîni kanaatim odur ki, Bu uzak bir ihtimal değildir. Nur talebelerinin Risale-i Nur’un düşmanı dinsiz, masonik, gizli ve açık sinsi güçler ve gizli eller Risale-i Nur’un çeşitli ellerin tab’ı yoluyla bir rekabet vücuda getirip bu yolla ve bu tarzda Risale-i Nur’a ve cemaatin uhuvvet ve tesânüdüne zarar vermeyi düşünebilirler.

Zikrettiğim zararları ve daha birçok başka zararları vermek için bazı hissiyatları ve içimizde bazı kimseleri amaçlarını gizleyerek nâşirlerin bazı beşerî kusurlarını bahane ederek siz daha iyi yapabilirsiniz vesaire tahrikleri ile Risale-i Nur’un bir elden tab hizmetini çeşitlendirip Risale-i Nur’u Risale-i Nur’un aleyhine kullanabilirler. Bu yolla uhuvvet ve tesânüdümüzü bozabilirler. Böylece büyük bir fitneyi içimize sokarlar.

Nur talebeleri bu oyuna düşmemelidir. İçimizden kandırılıp böyle yapanlar olursa bu birliğe zarar verirse, böyle bir oyuna gelmiş olur. Hangi niyetle olursa olsun fitneye sebep olacağından sadâkatsizliktir. Adeta korsan bir faaliyettir. Bunun maddî, mânevî, dünyevî ve uhrevî vebalî azimdir.

Hizmet yapıyorum diye bu yolla Nur talebelerinin içine bir rekabet sokup onların uhuvvet ve tesânüdünü bozanların mânevî mes’uliyeti çok büyüktür ki, bunu ancak sû-i maksadlı ve emr-i İlâhî ve nehy-i İlâhiye’ye hukuk-u ibâdın ve müellifin haklarına riayette amelsiz, sadâkatsız, ihlâssız, şâyân-ı itibar ve güvenilir olmayan kişiler yapar. Üstad’ımızın Risale-i Nur’un tab hizmetini kimlerin yapabileceğine dair ayrıca noterden vekâleti vardır.
 
O vekâlet şudur;
 

“Yüz otuz parçadan mürekkeb Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar, Mesnevî-i Nûriye, İşârat-ül i’câz, Lâhika Mektublarımı ve sair Türkçe ve Arabî eserlerimin neşri ve muhafaza ve müdâfaalarına ait her türlü haklarımı, hususi hizmetkârlarım ve varislerimden Tahirî, Sungur, Zübeyir, Ceylan, Hüsnü Bayram ve talebelerimden Said Özdemir ve Ahmet Aytimur’a tevdî ediyorum.

Ben öldükten sonra bana ait bütün Risale-i Nur kitaplarının neşrine devam edeceklerdir.

Risale-i Nur ne benim, ne başkasının malıdır. Kur’ân’ın malıdır. Risale-i Nur’un ve hizmetinindir. Bu mânevî evlâdlarım ve talebelerim benim tarzımda Risale-i Nur’a ve umuruna hizmet edeceklerdir. Lüzumu hâlinde bu vasiyetimi alakadar makamata vermek üzere tevdî ediyorum.”
 
Said Nursî
 
 
Üstad’a Sünûhat ve ilhâm-ı İlâhi ile yazdırılmış. Fem-i mübarekinden çıkan kelimelerini değiştirip yerine yeni kelimeler koymak; o eseri ayniyet ve Üstad’a âidiyetinden çıkarır. Bu bir tahrifattır. Üstad; “Nasıl geldi ise öyle yazıyorum, değiştirmeye cesaret edemiyorum,” diyor. İlmî eserleri anlamak istidad ve ka- biliyetlerin inkişafıyla, gayretle olur, eserlerin ilim dili seviyesini cehlin seviyesine indirmekle olmaz.
 
Ayrıca Risale-i Nur’un bir vazifesi de dilimizi korumaktır. Dinsizlerin bir taktiği de dilimizi bozarak ecdadımız ve mefâhir-i tarihimizle bağımızı koparmaktır. Risale-i Nur’un üzerinde böyle bir çalışma Üstad’ın müsaade etmeyişine Üstad’a muhalefet olur, sadâkatsizliktir.

Risale-i Nur’un üzerinde bu düşünce ve anlayış büyük bir yanlıştır. Bazılarınca Risale-i Nur’u vurmak için sû-i niyettir, tuzaktır. Burada hüsn-ü zannın makamı değil. Makam değişse manâ ve mahiyet değişir. Risale-i Nur’a verilen zararda bu zararı verenlere hüsn-ü zan olmaz niyet ve maksadı sorgulanır. Herhangi bir eserin dahi üzerinde müellifin izni ve müsaadesi olmadan böyle bir şey yapılamaz. En azından ahlakî değildir.

Ayrıca Üstad’ımız da müsaade etmemiştir.. Bu istekler Üstad’ımıza yapılmıştır. Üstad eğer uygun görse idi; müsaade ederdi, etmedi. Üstad; âidiyet ve ayniyetini bozan hiçbir tasarrufa izin vermiyordu. Sünûhat ve ilhâm-ı İlâhî olduğu için aynen kalmasını istiyordu, dedi.
 
Zübeyir Ağabey bu meselede yanında bulunanlara şöyle demiş;

“Kütüb-ü İslâmiye’de yazılı olan Talebeliğin şe’ni Üstad’ına mihmandarına sadâkattır. Ona karşı gassal elinde meyyit gibi olmaktır. Hem Üstad’ım, mihmandarım deyip ittiba ediyorsun, hem de ona itiraz manâsına gelen hareketin içindesin.

Eserlerin vehbî olan te’lifi üslup ve ifade tarzı Üstad’ın kendi tercihi olmayıp irâde dışı ihsan-ı İlâhî ile verilmiştir. Böyle bir lütf-u İlâhîye’ye mazhar olmuş bir Külliyat üzerinde sadeleştirme ve lügâtçe gibi vesaire ukalalık yapıp haddi tecavüzle tasarrufta bulunuyorsun. Bu onun taht-ı terbiyesinde olan bir talebe için sadâkatsizliktir. Talebelikte akıl ve zekâ da lâzım. Fakat akıl ve zekâyı onu anlamaya ve ona sadâkatin hizmetine vermek bambaşka.

 
Risale-i Nur müelif-i muhteremi Hazreti Üstad’ım Bediüzzaman Said Nursî’nin kalb-i mübarekine ihsan-ı İlâhî ile sünûhat nevinden vehbî verilmiştir. Bundan böyle Risale-i Nur’un te’lifi mücerred akıl mahsulü değildir. Kanun-u Âdetullah; zevâhiri kurtarmak için esbab dairesinde, Üstad ve aklını; vehbî gelen bu sünûhatın hizmetinde istihdam etmiştir.

Risale-i Nur tamamen manâ-i Kur’ânî’dir ve ondan tereşşuh etmiştir. Bu Nurlar’ın kaynağı mukaddes kitabımız Kur’ân’dır. Onun için herhangi bir tebdil, tağyir bu sünûhat bu vehbe bu İhsan-ı İlâhîye’ye müdahale manâsı taşır, cinayet-i azîmedir, büyük bir vartadır. Onun için Üstad’ımız; “Geldiği gibi kalsın, ben herhangi bir müdahaleye cesaret edemiyorum,” buyuruyor.

 
Üstad’ın yetkisi olmasına rağmen nasıl geldiyse o şekline sadâkat gösteriyor. Risale-i Nur’un başka eserlerle kıyaslanamayacak bu özelliğinin bilinmesi lâzım. Üstad’ımız bile böyle derse biz kim oluyoruz ki, müdahalede bulunalım. Böyle bir hataya düşmekten titrerim, titremeliyiz ve titremelisiniz.

Zübeyir Gündüzalp

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>