Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Lahika Mektuplarının Neşri ve Vasiyetnameler / 22
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956) 
 
Emirdağ Lahikasında neşredilen ve Tarihçe-i Hayat’a da alınan Muharrir İsa Abdulkadir’in neşriyatına Hz. Üstad ehemmiyet vermiştir.

Peki İsa Abdulkadir kimdir?
Risale-i Nurları ne zaman kimden duymuştur?
İhvan-ı Müslimin ve Nur talebelerinin farkını neden hangi konjonktürde neşretmiştir.?
Eddifa gazetesi kimindir?
Mahiyeti nedir? “
Neden sünnet-i seniyye olan evlenme adetini terkettin?” Sualini kim sormuştu, Hz. Nur Üstadımız nasıl cevap vermişti? 

Bu hususta küçük bir taharri ne yazık ki şimdiye kadar yazılan bazı kaynakların da yanlış malumatlar naklettiklerini ortaya çıkarmamıza vesile oldu. Her ne ise... 
 
İsa Abdulkadir Kimdir? 
Risale-i Nur’un Arapça Mütercimi İhsan Kasım Essalihi naklediyor; “ İsa Abdulkadir Türk’tür. Aslen Trabzon’ludur. (Akgündüz Hoca Arap asıllı demiştir lakin ihtimal yanlış bir malumattır) Ahfadı Irak’a taşınmış bu Zat çok zeki ve kabiliyetlidir. Evvela Müdüriyet sonra Bakanlık seviyesine getirilen Evkaf’ta Müfettişlik gibi üst düzey brokrat olarak vazife almıştır. Nur’larla Malatya’lı Ahmed Ramazan Ağabey vesilesiyle tanışmıştır. (Ömer Özcan Abimizin Ahmed Ramazan Ağabey ile alakalı hatıraları derlediği kısma bakılabilir) Bilhassa Abdulmecid Efendi’nin göndermiş olduğu Mesnevi tercümelerini tashih etmiş ve tefrika halinde yayınlamaya başlamıştır. Bağdat’ta küçük mecmualar ve broşürler halinde (5-10 sahife) Nurlardan neşretmiş.

Bunları da yine Eddifa’da yayınlamıştır. Eddifa 1947-1957 seneleri arasında Bağdat’ta yayın hayatını devam ettirmiş ulusal siyasi günlük bir gazetedir. Bu gazetede İsa Abdulkadir’in tashihiyle yayınlanan Risale-i Nur’dan arabi kısımlar Bediüzzaman’a olan merakı da arttırmıştır.

Ve o günlerde Hz. Üstadımızın da ismini zikretmediği bir şahıs (Akgündüz “neden sünnet-i seniyye olan evlenme adetini terkettin?” diye bir sualin İsa Abdulkadir tarafından gazete de sorulduğunu ifade etmiştir ki bu hakikaten hem yanlış hem de o Kahraman Zat’a bir zuldür. Haşa İsa Abdulkadir Üstad’a karşı fevkalade hürmetkar ve O’nun şahsiyet-i maneviyesini idrak etmiş bir Nur talebesiydi) aynı gazetede Üstadımızla alakalı Bediüzzaman evlenmemiştir vs diye sünnete muhalefet ettiğine dair bir yazı yazmıştır. Üstadımız dan buna cevap vermesini İsa Abdulkadir rica etmiş Üstadımız da “neden sünnet-i seniyyeye muhalif olarak mücerred kaldın?” sualine bir cevaptır başlığı ile fevkalade mukni ve nazik bir izah ve bir cevabı yollamıştır. 
 
(Başka hariç memlekette mühim yerlerde ceridelerle sorulan "Neden sünnet-i seniyeye muhalif olarak mücerret kaldın?" sualine bir cevaptır.)
 
   Evvela: Mektubunuzu gayet hasta olan Üstadımıza okuduk. Üstadımız ise: "Ben şiddetli hasta olmasa idim, bu çok kıymettar ve müdakkik ve mübarek kardeşlerime tafsilatlı bir cevap yazacaktım. Fakat bu şiddetli vaziyetim müsaade etmediğinden gayet kısa, birkaç noktayı o mübarek ve samimi kardeşlerime ve hizmet-i Kur'aniye'de arkadaşlarıma yazarsınız." dedi. 
 
   Birincisi: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka hücumu karşısında, her şeyini feda edecek hakiki fedakarlar lazım geldiği bir zamanda, Kur'an-ı Hakim'in hakikatına, değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa Ahiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki, ihlas-ı hakiki ile hakikat-ı Kur'aniye'ye hizmet edebileyim. Çünkü bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için azami fedakarlık yapmak ve harekat-ı diniyesini rıza-i İlahi'den başka hiç bir şeye alet yapmamak lazım geliyordu. 
 
   Biçare bir kısım alimler ve ehl-i takva insanlar, çoluk çocuğunun maişet derdi için bid'alara fetva verdiler veya taraftar göründüler. Hususan din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedi'yi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, azami fedakarlık ve azami sebat ve metanet ve herşeyden istiğna etmek lüzumu karşısında, ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek adetini terkettim ki; ta çok haramlara girmeyeyim ve çok vacibleri ve farzları yapabileyim. Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez. Çünkü o kırk sene zarfında birtek sünneti yerine getiren bazı hocalar, on kebaire ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler. 
.......
(Hanımlar Rehberi-26) 
 
Gelelim Risale-i Nur meslek ve meşrebinin izah edildiği en mühim mektuplardan olan 
İhvan-ı Müslimin ile Nur talebeleri aralarındaki Farklar ve Risale-i Nur’un Nurani Meslek ve Meşrebinin Mümeyyiz Vasıflarının ifade edildiği Eddifa’da neşredilen makaleye; 
 
1- Mektubun neşredildiği konjonktürde İhvan ve Arap dünyası nasıldı? 
Bu makale neşredildiğinde Mısır’da Cemal Abdunnasır darbe yapmış, ihvan mensupları hapse atılmış, kısmen idam edilmiş, bütün Arap ülkelerinde bilhassa İhvan’a karşı bir cephe alınmış, ve fevkalade bir korku aşılanması yapılmıştı. Bilhassa Mısır’daki darbeden Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ın etkileneceği ve ihvana karşı olan baasçı, Arap milliyetçisi hükümetlerin her yerde saldırıya geçeceği düşünülüyor dolayısıyla o korku havası içerisinde her cemaat, cemiyet, islami her kuruluş ihvan-ı müslümin ile bir alakaları olmadığını isbat için neşriyat yapıyordu. Ortam böyleydi... 

2- Eddifa’da Nur Talebeleri ile İhvan farkı bu şekilde mi neşredilmişti? 
Hayır.. Bu makale genel konjonktürün verdiği hava içerisinde İhvan’a karşı yazılmış bir makale idi. Ve fevkalade ağırdı. Hz. Nur Üstad, Müstakim Mübelliğ, Müşfik Muallim bu makaleyi baştan sona tashih etmiş, İhvan-ı Müslimin aleyhine yazılmış cümleleri çıkartmış, yanlış anlaşılabilecek noktaları tadil etmiş ve o şekliyle Lahikaya almıştır. Irak’ta ihvan müntesibleri dahi kendi merkezlerinin ismini “Filistin’i Kurtarma Cemiyeti” olarak tebdil ettikleri bir devrede Bediüzzaman kim ne derse desin İhvan’a yaptıkları bir takım hata ve içtihat yanlışlıklarını da ifade etmekle beraber duası ile sahip çıkmıştır. Ve bilhassa Hasan El Benna’nın şehadetinden muzdarip olduğunu da beyan etmiştir. Hülasa herkesin ihvan’ı içine düştüğü devrede terkettiği aleyhine geçtiği bir devrede Nur Talebeleri ile İhvan arasında ki farklar tadad edilmiş ama İhvan ötekileştirilmemişti! İhvan’ın hatiatından ziyade kendi meslek ve meşrebinin esaslarını nazara vererek istikbale matuf bir ders veriliyordu Hz. Üstad’ın Tashihleriyle bu makalede... 
 
yani öyle bir baasçılık hakimiyeti ve arap milliyetçiliği vardı ki küçük gruplar dahi birer birer biz ihvan değiliz, bizim ihvan ile bir alakamız yok diye açıklamalar yapıyordu, bu konjonktür içerisinde eserleri peyderpey neşrolunmaya ve arapçaya tercüme edilmeye başlanılan Bediüzzaman’ın İhvan-ı Müslimin hakkındaki tavrı, efkarı, münasebatı da soruluyor ve sorgulanıyordu.. 
benim yalnız anladığım kadarıyla Nur’un diğer mühim lahikaları gibi bu makale de bilhassa Hz. Nur Üstadımızın tashihinden geçmesi hasebiyle o zamandan ziyade bu zamana bakıyor ve bizlere her bir maddesinde mühim dersler veriyor.. 
 
3- Hz. Nur Üstad’ımızın İhvan ile münasebatına dair iki hususu daha nazara verip makaleye geçeceğim. 
- Halep'te İhvan-ı Müslimin azasının bana yazdığı tebriğe mukabil onu ve İhvan-ı Müslimini ruh u canımızla tebrik edip "Binler Barekallah!" deriz ki, ittihad-ı İslamın Anadolu'da Nurcular –ki eski İttihad-ı Muhammedinin halefleri hükmünde– ve Arabistan'da İhvan-ı Müslimin ile beraber hakiki kardeş olan Hizbü'l-Kur'ani ve ittihad-ı İslam Cemiyyet-i kudsiyesi dairesinde çok saflardan iki mütevafık ve müterafık saf teşkil etmeleriyle ve Risale-i Nur ile ciddi alakadar ve bir kısmını Arabiye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyade memnun ve minnettar eyledi. Benim bedelime, İhvan-ı Müslimin Cemiyeti namına bana tebrik yazana cevap verirsiniz. O taraftaki Nur şakirdlerine ve Nur eczalarına himayetkarane alakadar olsunlar.  Emirdağ Lahikası 2/33
 
- Hz. Üstadımızın hizmetkarı Hüsnü Bayram Ağabeyin anlattığı hatırası; “Emirdağındaydık. Üstadımız fevkalade rahatsızdı, bana “Hüsnü, evladım bu rahatsızlığım başka bir şey. Sen bir git bak bakalım alem-i islamda yahut memlekette bir hadise var mı?”Çalışkan Ağabeylerin dükkanlarına gittim. “Ağabey Üstadımız hastadır. Kaç gündür rahatsız, bugün rahatsızlığı şiddetlendi. Gazetelerde bir mesele var mı diyor? Cerideler bir havadis naklediyor mu diyor?” dedim.

Çalışkan Ağabey şöyle bir iki baktı ve “yok birşey kardeşim” dedi.Ertesi gün bir münasebetle tekrar Çalışkan Ağabeyin dükkanına gitmiştim. Çalışkan Ağabey beni görünce, “gel gel Hüsnü” dedi. “Sen dün bana sordun ya var mı bir mesele diye, bak Mısır’da devrimciler İhvan mensuplarını hapislere koymuşlar” dedi.

Üstadımıza varıp hadiseyi anlatınca Üstadımız, “tam kardeşim tam, ben Mısır’daki kardeşlerimizin ahvalinden müteessir olup hastalanmışım” buyurdular.Alem-i İslama inen darbeler hakikaten evvela Üstadımızın omuzlarına iniyor gibi alem-i islam ile alakadardı.Cenab-ı Hak islamın karasevdalısı, büyük mücahid, muallim ve şehid Hasan El Benna’ya rahmet eylesin.” 
 
Hz. Nur Üstadımızın İhvan ile bu uhuvvetdarane münasebatını da zikrettikten sonra Nur Talebeleri ile İhvan-ı Müslimin arasındaki farklar ve bu farklar tadad edilirken Nur Cemaatinin meslek ve meşrebinin de izah edildiği o makaleye gelelim; 
 
Bağdat'ta çıkan "Eddifa" gazetesi Risale-i Nur talebelerinden bahisle diyor ki: 
 
   "Türkiye'deki Nur talebelerinin İhvan-ı Müslimin cemiyeti ile alakaları nedir, ne münasebeti var? Hem farkları nedir? Türkiye'deki Nur talebeleri, Mısır'da ve bilad-ı Arabda İhvan-ı Müslimin namında ittihad-ı İslama çalışan cemiyetler gibi müstakil cemiyet midirler? Ve onlar da onlardan mıdır? Ben de cevap veriyorum ki: 
 
   Nur talebelerinin ve İhvan-ı Müslimin cemiyetinin gerçi maksatları; hakaik-ı Kur'aniye ve imaniyeye hizmet ve ittihad-ı İslam dairesinde Müslümanların saadet-i dünyeviye ve uhreviyelerine hizmet etmektir; fakat Nur talebelerinin beş-altı cihetle farkları var: 
(Bu musahhih mukaddime ile Nur Üstad  İhvan ile gaye ve maksat ve hedefte müttehid ve müttefik olunduğunu ve lakin metod,araç, meşreb ve tarik noktasında ihvan-ı müsliminden farklı olduklarını ifade ediyor..) 
   Birinci  Fark : Nur talebeleri siyasetle iştigal etmez, siyasetten kaçıyorlar. Eğer siyasete mecbur olsalar, siyaseti dine alet yapıyorlar; ta ki siyaseti dinsizliğe alet edenlere karşı dinin kudsiyetini göstersinler. Siyasi bir cemiyetleri asla mevcut değil. 
 
   İhvan-ı Müslimin ise: Memleket ve vaziyet sebebiyle siyasetle, din lehinde iştigal ediyorlar ve siyasi cemiyet de teşkil ediyorlar. 
 
(Nur cemaati siyasete girmiyor, parti teşekkülü yok, herhangi bir siyasi ittifakın parçası olmuyor, olamaz fakat siyaseti dinsizliğe alet eden malum fırkanın zulmünden, şirretinden, kötülüğünden emin olabilmek için o fırkanın karşısındaki en büyük partiyi tutuyor, muhafazaya çalışıyor ve destekliyor... ihvan ise memleketlerindeki konjonktür onları mevcut siyasi yapıyla mücadele için siyasi teşekkül kurmaya zorluyor.. bu doğrudur yahut hatadır demiyor nur talebeleri..) 
 
 İkinci Fark: Nurcular, Üstadlariyle içtima etmiyorlar ve etmeğe de mecbur değiller. Kendilerini Üstadlariyle içtimaa mecburiyet hissetmiyorlar. Ders almak için beraber bulunmaya lüzum görmüyorlar. Belki; koca bir memleket bir dershane hükmünde, Risale-i Nur kitapları onların eline geçmekle, üstad yerine onlara bir ders verir. Herbir risale, bir Said hükmüne geçer. 
 
   Hem ellerinden geldiği kadar ücretsiz istinsah ederler. Muhtaçlara mukabelesiz {(*) Yirmibeş sene müddetle el yazmasıyla Anadolu'da neşri bu şekilde olmuştur.} veriyorlar ki, okusunlar ve dinlesinler. Bu suretle büyük bir memleket büyük bir dershane hükmünde oluyor. 
 İhvan-ı Müslimin ise: Umumi merkezlerde mürşid ve reisleriyle görüşmek ve emirler ve dersler almak için ziyaretine giderler. Ve o umumi cemiyetin şubelerinde de o büyük üstadla ve naibleriyle ve vekilleri hükmündeki zatlarla yine görüşürler, ders alırlar, emir alırlar. 
 
   Hem umumi merkezlerde çıkan ceride ve mecellelerin fiatını verip, alıp, onlardan ders alıyorlar. 
 
   Üçüncü Fark: Nur Talebeleri, aynen, ali bir medresenin ve bir üniversite darülfünununun talebeleri gibi, ilmi muhabere vasıtasiyle ders alıyorlar. Büyük bir vilayet bir medrese hükmüne geçer. Birbirini görmedikleri, tanımadıkları ve uzak oldukları halde birbirine ders veriyorlar ve beraber ders okuyorlar. 
 
   Amma İhvan-ı Müslimin ise: Memleketleri ve vaziyetleri iktizasiyle mecelleleri ve kitapları çıkarıyorlar, aktar-ı aleme neşrediyorlar; onunla birbirini tanıyıp ders alıyorlar. 
 
   Dördüncü Fark: Nur talebeleri, bu zamanda ve bugünde ekser bilad-ı İslamiyede intişar etmişler ve çoklukla vardırlar. Bu intişarlarında ayrı ayrı hükumetlerde bulundukları halde hükumetlerden izin almaya muhtaç olmuyorlar ki, tecemmu' edip toplansınlar ve çalışsınlar. Çünkü, meslekleri siyaset ve cemiyet olmadığından hükumetlerden izin almaya kendilerini mecbur bilmiyorlar. 
 
   Amma İhvan-ı Müslimin ise: Vaziyetleri itibariyle siyasete temas etmeye ve cemiyet teşkiline ve şubeler ve merkezler açmaya muhtaç bulunduklarından, bulundukları yerlerdeki hükumetten icazet ve ruhsat almaya muhtaçtırlar. Ve Nurcular gibi bilinmiyor değiller. Ve bu esas üzerine, kendilerine umumi merkezleri olan Mısır'da, Suriye'de, Lübnan'da, Filistin'de, Ürdün'de, Sudan'da, Mağrib'de ve Bağdat'ta çok şubeler açmışlar. 
 
   Beşinci Fark: Nur talebeleri içinde çok muhtelif tabakalar var. Yedi-sekiz yaşındaki, camilerde Kur'an okumak için elif-ba'yı ders almakta olan çocuklardan tut, ta seksen-doksan yaşındaki ihtiyarlara varıncaya kadar kadın-erkek; hem bir köylü, hammal adamdan tut, ta büyük bir vekile kadar; ve bir neferden, büyük    Yirmisekiz seneden beri dehşetli mahkemeler dessas ve kıskanç muarızlar, bu kudsi hizmetten başka onlarda bir maksat bulamadıkları için onları mahkum edemiyorlar ve dağıtamıyorlar ve Nurcular, müşterileri ve kendilerine taraftarları aramaya kendilerini mecbur bilmiyorlar... "Vazifemiz hizmettir, müşterileri aramayız, onlar gelsinler bizi arasınlar, bulsunlar" diyorlar. Kemiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakiki ihlası taşıyan bir adamı, yüz adama tercih ediyorlar. 
 
   Amma İhvan-ı Müslimin ise: Gerçi onlar da Nurcular gibi ulum-u İslamiye ve marifet-i İslamiye ve hakaik-ı imaniyeye temessük etmek için insanları teşvik ve sevkediyorlar; fakat vaziyet, memleket ve siyasete temas iktizasiyle, ziyadeleşmeye ve kemiyete ehemmiyet veriyorlar, taraftarları arıyorlar. 
 
   Altıncı Fark : Hakiki ihlaslı Nurcular, menfaat-ı maddiyeye ehemmiyet vermedikleri gibi; bir kısmı, azami iktisat ve kanaatla ve fakirü'l-hal olmalarıyla beraber, sabır ve insanlardan istiğna ile ve hizmet-i Kur'aniyede hakiki bir ihlas ve fedakarlıkla; ve çok kesretli ve şiddetli ehl-i dalalete karşı mağlub olmamak için ve muhtaçları hakikata ve ihlasa davet etmekte bir şüphe bırakmamak için ve rıza-yı İlahiden başka o hizmet-i kudsiyeyi hiçbir şeye alet etmemek için, bir cihette hayat-ı içtimaiye faidelerinden çekiniyorlar. 
 
   Amma İhvan-ı Müslimin ise: Onlar da hakikaten maksat itibariyle aynı mahiyette oldukları halde, mekan ve mevzu ve bazı esbab sebebiyle Nur talebeleri gibi dünyayı terkedemiyorlar. Azami fedakarlığa kendilerini mecbur bilmiyorlar. 
 
 İsa Abdülkadir  
 
 * * *  
Emirdağ Lahikası 2/173
 
(Devam edecek)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>