Dr.Mehmet Rıza Derindağ
İhbarat-ı Gaybiye : Ayasofya ve Bediüzzaman
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Muhterem Arkadaşlar, dokuz nokta ile efkarı meşgul ettiğini gördüğüm bazı hususları anladığım ve dirayet-i ilmim kifayet ettiği kadar açıklayacağım; 
 

1- Keramet izhar edilmezse daha evla olduğu halde, neden sen ilan edersin?

Elcevap: Bu, bana ait bir keramet değildir. Belki, Kur'an'ın i'caz-ı manevisinden tereşşuh ederek has bir tefsirinden keramet suretinde bizlere ve ehl-i imana bir ikram-ı Rabbani ve in'am-ı İlahidir. Elbette Mu'cize-i Kur'aniye ve onun lem'aları izhar edilir. Ve nimet ise, şükür niyetiyle ilan etmek, bir tahdis-i nimettir. وَ اَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ayeti izharına emreder. (Şualar/747)

 

2- Kur’an-ı Azimüşşan’ın ihbarat-ı gaybiyesi haktır. 
“İstikbale ait ihbarat-ı gaybiyesidir. Şu kısım ihbaratın çok envaı var. Birinci kısım hususidir. Bir kısım, ehl-i keşif ve velayete mahsustur. Mesela: Muhyiddin-i Arabi, 
 
الٓمٓ ٭ غُلِبَتِ الرُّومُ  suresinde pekçok ihbarat-ı gaybiyeyi bulmuştur. İmam-ı Rabbani, surelerin başındaki mukattaat-ı huruf ile çok muamelat-ı gaybiyenin işaretlerini ve ihbaratını görmüştür ve hakeza... Ulema-yı batın için Kur'an, baştan başa ihbarat-ı gaybiye nev'indendir. Biz ise, umuma ait olacak bir kısmına işaret edeceğiz. Bunun da pekçok tabakàtı var....” 
 

3- Ahadis-i Şerife-i Mukaddesiyede ihbarat-ı gaybiye; 
 
Hem –nakl-i sahih-i kat'i ile– ferman etmiş: ‎وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِن شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ  deyip, Cengiz ve Hülagu'nun dehşetli fitnelerini ve Arap Devlet-i Abbasiye'sini mahvedeceklerini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. (Mektubat/108) 
 
 
Muhterem Arkadaşlar, dikkat buyurun,
Hadis-i şerifte ne Cengiz ismi tasrih edilmiş, ne Hulagu ismi zikredilmiş.. “yaklaşmakta olan bir şerden vay Arapların haline!” diyor Efendimiz (asv).. Ulema-i İslam ve Bediüzzaman bu hadisi naklederken Cengiz ve Hulagudan haber vermiş, haber verdiği gibi çıkmış diyor..

Bir insan -sünnet ve hadis düşmanı olmadıkça- şu ihbarat-ı gaybiyeyi işitince serfüru eder imanı inkişaf eder! Hadisin metninde Cengiz ve Hülagu yok bu Moğol düşmanlarının uydurmasıdır demez! 

Şimdi ey bedbaht, kalbsiz, biçare adam!

Bediüzzaman “Ahmet Feyzi senin dediklerin yok demiyorum. Yanlıştır demiyorum! Fakat o günleri, o (inkişafları ve fütuhatları) ben göremeyeceğim, inşaaAllah Hüsnü görecek!” buyuruyor!

Zahir bir keramet ile 2020’ye ve ittihad-ı islama işaret eden ve emarelerinden bahseden Ahmet Feyzi Efendiye “Hüsnü görecek ben göremeyeceğim” buyuruyor.

Hem kendisinin evvela vefat edeceğini hem Hüsnü uzun seneler kendisinden sonra yaşayacağını hem külli ve umumi islami hizmetlere medar inkişafları göreceğini beyan buyuruyor.

Bunu işiten talebe ve kardeş değil dost mesabesindeki insanlar bile kalpleri ürperiyor, maşaaAllah, barekallah bu mana Ayasofya’ya da bakıyor diyor, ama içimize girmiş münafıklar ve mason uşakları birilerinin Ayasofya’nın açılmasından rahatsızlıkları gibi rahatsız oluyor, kin ve iğbirar ile saldırıyorlar.

İz’an yok, akıl yok, feraset yok, kimin hesabına çalıştıkları belli bir güruh bunu yapıyor! Bunlar zehirli fikir sahipleri. Muazzez Üstadımızın bütün maddi manevi varislerine başta Hacı Hulusi bey olmak üzere ve hizmetkarlarına düşmanlık yapmışlar kulplar takmak için kırk takla atmışlar, ama ne yapsalar boş!

Bunu yaparken de sahte kahramanlar, hatıra nurcuları, cilt cilt hatıra kitapları yazmaktan geri durmamışlardır.

Bakmayın siz şimdi şahısçılık yok vs dediklerine, siyasete niye giriyorsunuz diye çemkirdiklerine.. biz bunların cemaziyelevvellerini de biliyoruz, Hulusi Bey’e, Tahiri Ağabey’e, Feyzi Efendi’ye ve daha nice mümtaz ve halis Nur talebelerine neler çektirdiklerini de biliyoruz ama biz yazmıyoruz ya meydanı boş bulup sallıyorlar.

O salladıkları dönüp dönüp manen başlarını kollarını bacaklarını kesiyor, kesiyor ama uyanmıyorlar! Her ne ise.. 

Hem –nakl-i sahih-i kat'i ile– ferman etmiş ki: ‎يَخْرُجُ مِنْ ثَق۪يفَ كَذَّابٌ وَ مُب۪يرٌ 
 
Yani: "Sakif kabilesinden biri dava-yı nübüvvet edecek ve biri, hunhar zalim zuhur edecek." deyip, nübüvvet dava eden meşhur Muhtar'ı ve yüzbin adam öldüren Haccac-ı Zalim'i haber vermiş.  (Mektubat/110) Hadisin metninde ne Muhtar geçiyor ne de Haccac vukuundan sonra anlaşılıyor ki bu adamlar murattırlar. 
 
Hem –nakl-i sahih-i kat'i ile– ferman etmiş ki: ‎اِنَّ الدّ۪ينَ لَوْ كَانَ مَنُوطًا بِالثُّرَيَّا لَنَا لَهُ رِجَالٌ مِنْ اَبْنَٓاءِ فَارِسَ  deyip, başta Ebu Hanife olarak İran'ın emsalsiz bir surette yetiştirdiği ulema ve evliyaya işaret ediyor, haber veriyor. 
 
Hem ferman etmiş ki: ‎عَالِمُ قُرَيْشٍ يَمْلَءُ طِبَاقَ اْلاَرْضِ عِلْمًا  deyip, İmam-ı Şafii'ye işaret edip haber veriyor. Mektubat/110
 
Her iki hadis metninde de ne Ebu Hanife ne de İmam Şafi geçmiyor. Peki haşa yüzbin defa haşa ve kella Bediüzzaman hadis metnine uydurma mı karıştırıyor, olmayan isimleri mi sıkıştırıyor, be hey zalimler! 
 
Hayır ve asla ve kat’a, o hadislerin şümulüne Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi dahildir demektir! Ayasofyay-ı Kebir Cami-i Şerifinin açılması Bediüzzaman’ın “o günleri ben göremeyeceğim Hüsnü görecek” müjdesinin şumülüne dahildir denmesi abes olmayacağı gibi..

Zaten ne Hüsnü Bayramoğlu Ağabey ne de yanındaki hiç kimse Bediüzzaman’ın sözü üstüne söz söylememiştir. Hatırayı olduğu gibi nakletmişler ve Hüsnü Bayramoğlu Ağabey başka bir çok fütuhatı da zaman zaman kendisi ifade etmiş ama izhar etmeyin yazmayın dua edelim diye ifade etmişlerdir.

Bu edeb-i islamiyenin bir gereği sırr-ı imtihanın zaruriyetidir. Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin sözü de Beyefendi’ye yazmış olduğu tebrik mektubu da bütün asılsız iddiaların ve suçlamaların fevkindedir, paktır, haktır ve hakikatin ifadesidir.

Gazete ve televizyonlardan bazılarının Bediüzzaman’ın müjde ve ihbarını “Ayasofyanın açılışını görecek” diye söylemesini hüsn-ü niyet ile değerlendirip evet Bediüzzaman çok inkişaflardan bahsetmiştir bu da onlardan birisi ve mühimlerindendir demek istemişlerdir diye hüsn-ü tevil müminlerin şe’ni iken bu beşareti gölgelemeye çalışmak ve bunun üzerinden fitne peşinde koşmak ta ancak münafık fıtratlı şöhret budalalarının şiarıdır. Kendilerine yakışanı yapmışlardır. 
 
4- İmam-ı Ali (r.anh) Celcelutiyesinde çok ihbarat-ı gaybiyenin anahtarlarını izhar etmiştir. Bediüzzaman’da oradan Risale-i Nur’a işaretler vermiş.. 
 

Eğer bir muannid tarafından denilse: 
 
"Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) bu umum mecazi manaları irade etmemiş?" 
 
Biz de deriz ki: 
 
Faraza Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) irade etmezse, fakat kelam delalet eder. Ve karinelerin kuvvetiyle işari ve zımni delaletle manaları içine dahil eder. 
 
Hem madem o mecazi manalar ve işari mefhumlar haktır, doğrudur ve vakıa mutabıktır; ve bu iltifata layıktırlar ve karineleri kuvvetlidir.

Elbette Hazret-i İmam-ı Ali'nin (R.A.) böyle bütün işari manaları irade edecek külli bir teveccühü faraza bulunmazsa –Celcelutiye vahy olmak cihetiyle– hakiki sahibi Hazret-i İmam-ı Ali'nin (R.A.) üstadı olan Peygamber-i Zişan'ın (A.S.M.) külli teveccühü ve üstadının üstad-ı Zülcelalinin ihatalı ilmi onlara bakar, irade dairesine alır.

Bu hususta benim hususi ve kat'i ve yakin derecesindeki kanaatımın bir sebebi şudur ki: Müşkülat-ı azime içinde el-Ayetü'l-Kübra'nın tefsir-i ekberi olan Yedinci Şuaı yazmakta çok zahmet çektiğimden, bir kudsi teselli ve teşvike cidden çok muhtaç idim.

Şimdiye kadar mükerrer tecrübeler ile bu gibi haletlerimde inayet-i İlahiye imdadıma yetişiyordu. Risaleyi bitirdiğim aynı vakitte hiç hatırıma gelmediği halde birden bu keramet-i Aleviyenin zuhuru bende hiçbir şüphe bırakmadı ki; bu dahi benim imdadıma gelen sair inayet-i İlahiye gibi Rabb-ı Rahimin bir inayetidir. İnayet ise aldatmaz, hakikatsız olmaz.  Şualar/741

Aynen öyle de şimdi ey nadanlar! 
 
Faraza Üstadımız Ayasofyayı irade etmezse, fakat kelam delalet eder. Ve karinelerin kuvvetiyle işari ve zımni delaletle manaları içine dahil eder.

Bunu anlamamak için uğaraşan bir insan ya ahmak ya fasid, ya münafık ya da kalbi bozulmuş olması lazım gelir!

Her halukarda bu akılsız nadanlara Rabbimizden şifa ihsan etmesini dilemekten maada ne gelir elimizden! 
 
5- Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani sekiz asır evvelden hizmet-i Kur’aniyenin başında ki Said Nursi’den ve Nur hizmetlerinin başındaki heyetten hususan Hulusi Bey, Sabri Efendi, Bekir Bey ve Sıddık Süleyman gibi talebelerinin evsaf ve halini nazara vererek remzen ve işareten bahsetmiş olmasıdır.

8. Lem’a’yı okuyanlar da hiç şüphe kalmaz ki Şeyh Abdulkadir-i Geylani O zevat-ı alişandan bahsediyor ve muradı onlardır.

Risalenin başında ki kayıt meselemiz için ayrıca manidardır; “Üstadımızın şahsına sarihan işaret eden bu gibi gaybi keramet ve işaratın neşrini Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri arzu etmiyor.

Fakat bizler düşündük ki; bu gibi delalet derecesinde olan gaybi işaretlerin ehl-i imanca bilinmesine bu zamanda kat'i lüzum ve ihtiyaç var, buna binaen neşrediyoruz. 
 
(Sikke-i Tasdiki Gaybi/139) Farklı bir takım mahfillerde Bediüzzaman ve Nur Risalelerin aleyhine çalışan zındıka komitelerini susturan ve farklı meslek ve meşreb sahiplerinin hem tahsinini hem nazar-ı dikkatini celbeden “Hüsnü görecek” hatırası hak ve hakikatin ifadesi olarak aynı sırlı işareti taşıyor.

Arife işaret kafidir deyip uzatmamak için bu bahsi hem bir derece mahrem olduğundan kısa kesiyorum. 

6- Buraya kadar evvela Kuran, sonra hadis sonra İmam-ı Ali ve Gavs-ı Azam’ın istikbale matuf ihbarat-ı gaybiyesine misaller verdik. Şimdi Muazzez Üstadımızın hayatında bu manada ki hatıratından ve hem Nurlardan aklıma geldiği kadar misaller arzedeceğim; 
 
Mesela; Üstadımız 1. Cihan Harbi evvelinde “Hazır olunuz, büyük bir musibet ve felaket bize yaklaşıyor" diye harpten haber vermişti. 
(Tarihçe-i Hayat/107) 
 
Hads var, ihtar var, intak var,sünuhat var, tüluat var, istihraç var, ilham var... var... var... Bu hakikate bihakkın vakıf olmayan, nazar-ı sathi ile sırf hased ve kin ve iğbirar ile bir de üstüne enaniyet-i ilmiye de eklenip birazcıkta edebiyata vakıf olunca hadsizleşiyor ve Üstad nasıl gaybı bilen Üstad oldu? deyiveriyor.

İşte bu haddi aşan hadsizlere ancak Kayalar Ağabeyin lisanıyla cevap gerek; 
 
Herkes bilmez gökte ne var, 
Görür onu göz sahibi 
Parıldıyor güneş kadar; 
Hakikatı umman gibi. 
Ferdiyeti elhak ayan, 
Odur gönüllere sultan, 
Var mı bilmem ulu bürhan; 
Bu Bediüzzaman gibi. 
Ahirzaman esrarını, 
İhbar-ı gayb envarını, 
Attı alem ekdarını; 
Doğdu Şems-i taban gibi. 
(Mektubat/559) 
 
Sadakte Ağabey!
Herkes bilmez!
Bilmediğini de bilmez!
Haddini de bilmez!
Hududunu da bilmez!


Ahirzaman esrarını, ihbar-ı gaybını makam-ı Ferdiyetin müntehasında olan Bediüzzaman bilir! Ve Bediüzzaman’a sadakat ve sebat ve kanaat ile hizmet etmiş hizmetkarları ve vekilleri ve Nurun has ve halis erkanları bilir ve neşr-i Envar-ı Kuraniyede şuur ve ihtiyarları karışmadan istihdam isteyerek hakaik-i Resail-i Nur’u izan etmek şerefiyle şerefyab olmaya çalışırlar! Eneleri zirve yapmış, herşeyi biz biliriz diyen edepsiz edipler bilmezler.. 
 
Hem mesela yine Birinci Cihan Harbinde Bitlis müdafasında ayağı kırıldığı vakit, Ali Çavuş’a “Daye hayran kaderde esaret var!” buyurması... ve buyurduğu gibi vuku bulması.. 
 
Hem mesela; Abdulkadir Badıllı Ağabeyin de naklettiği Mollazade Fakirullah ile mülatefesidir ki hakikaten medar-ı ibret bir intak-ı bilhak ve kabul olmuş bir duasıdır; 

“Bir gün bir latife esnasında bana dedi ki:
- “Sad salo! (Yüzlük adam) sen yüz sene yaşayacaksın..bana sık sık Kürtçe:
“Nemıro! Sad-Salo!” diye takılırdı. Yani ölmez adam, yüzlük adam!.”
(Mollazade Fakirullah. gerçekten tam yüz senesini doldurduktan sonra 1973 senesinde Nusaybin'de dar-ı bekaya irtihal etti.)” 
 
Hele Üstadımızın “Eddai” şiiri vardır ki artık onu okuyan şu Zat-i Zihavarıkın sünuhat-ı kalbiyesinin ve intak-ı bilhakka bu kadar mazhariyetinin karşısında erir illa okuyan herifin vicdanı taş aklı ayyaş olmaya!!! 
 
Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde.. (kabrinin yıkılacağını haber verir..) Said’den yetmiş dokuz emvat baasam alama (1379 vefat tarihi).. ve daha nice esrar-ı vukuat-ı istikbaliyeyi ifade ediyor.. 
 
Vefatına yakın Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin anlattığı yine iki hatırası meselemizle alakalı manidardır; 

“Bir gün Zübeyir ve Bayram abilerle beraber Sav köyü civarında kıra çıktık. Üstadımız Zübeyir ve Bayram çay yapsınlar biz seninle dolaşalım buyurdular.

Sonbahardı bir ağacın yaprağı kurumuş Üstadımızın omuzuna oradan da yere düştü. Ben tam eğilecekken Üstadımız sen dur dedi ve kendisi yaprağı yerden aldı.

Hüsnü dedi "Kainatta her mevcudun bir ömrü var bak bu yaprak vazifesini itmam etti, ömrü hitam buldu, bana öyle geliyor ki bu sene artık benim son senemdir." Hakikaten dört ay sonra vefat ettiler.”
 
Bir başka hatırasında yine hem Urfa seyahatini hem orada vefat edeceğini bir rüyası ile şöyle remzediyor;


“O gece abdest aldırtıyordum. Birden “Hüsnü! Allah hayretsin de” buyurdular.

Allah hayretsin Üstadım deyince;

Üstadımız “kardeşim rüyamda seninle uzun bir seyahata gidiyoruz. Gidiyoruz, gidiyoruz...ben orada kalıyorum. -akabinde Üstadımız başımı okşayarak - sen bundan anla” buyurdular.
 

Ah biz Üstadımızın vefatını hiç düşünmüyorduk ki anlayalım.
 
Yine mesela Hulusi Bey’e şu hitabı; 
 
“Aziz ahiret kardeşim ve hizmet-i Kur'an'da gayretli arkadaşım ve ders-i esrar-ı imanide zekavetli ve ferasetli talebem. Ve VEFATIMDAN SONRA SADAKATLİ VARİSİM, BİRADERZADEM...”

Hulusi Bey’in makamını ve hem kendisinden sonra yaşayacağını ifade etmesi... (mektubun tarihi 1934, Üstadımız bu mektuptan 26 sene sonra vefat eder, Hulusi Bey’de Üstad’tan sonra 26 sene daha yaşar..) 
 
7- Ahmet Feyzi Efendi’nin istikbale dair istihracatı; şimdi bu mevzu Maidetu’l Kuran’da ve Zeyillerinde bilhassa Ahirzamana dair Deccal, Süfyan, Mehdi gibi mesaile dair ayet ve hadislerden istihraçları var.

Bunları Tılsımlar Mecmuasına zeyil olarak bir defaya mahsus Üstadımız neşretmiştir. 1947 Afyon Mahkemesinde Savcının iddianamesi bu Maidetu’l Kur’an üzere kurulur... 
 
Bu serencam için ayrıca onlarca makale yazmak lazım gelir ki mevzu bitamamiha anlaşılsın, yalnız şu kadar söyleyeyim ki Afyon müddeiumumisi de ağır cezanın azaları da nurcu görünümlü komitecilerin maşalarından daha evladırlar. 
 
8- Hüsnü Ağabey ile Alakalı İstifhamlara Cevap; buna cevap için daha evvelden yazılmış olan iki makaleyi yayınlayacağım.

Onun için burada yazmıyorum ama böyle yazınca bazı düşük ahlaklılar Hüsnü Ağabey nereden çıktı, vekillik nereden çıktı, şimdiye kadar böyle bir şey yoktu, şahsiyetçilik, siyaset deyiveriyorlar! dediğim gibi tiynetlerini biliyoruz.

Evet Hüsnü Ağabey ile alakalı üç beş makale görünce neden nazara veriyorsun diyen herifler Nurlarda ismi geçmeyen kahramancıkları için cilt cilt hatıra kitabı yayınlayan insanlardır!

Hüsnü Ağabey siyasete giriyor diyenlerin ağbabalarının kimlere ne güzellemeler yaptıklarını kimlere ne iftiralar attıklarını da zamanı gelince yazarız! 
 
9- Üstadımızın İlk Türkçe Mektubu ile son vereyim zira bu edepsiz eneli ediplere de bir derstir! 
 
Van Valis İşkodralı Tahir Paşa (Allah Ona rahmet etsin) Üstadımızın Başid Dağı başında yaz aylarında bile kar olur demesine şiddetli itiraz eder.

Sonra Temmuz ortasında aşair yaylaya çıktığımda Hz. Molla Said oraya gider. Ve şu mektubu yazar ; “ Paşa Başit başı buz tutmuş. Görmediğin şeyi inkar etme! Herşey senin ilmine münhasır değildir!” 
 
İnsaf ve muhakeme sahiplerine sesleniyorum!

Demeyin ki; "Biz Hüsnü Ağabeyimizi severiz lakin bu söylediklerini hiç bir yerde duymadık!" 

Kardeşlerim bir gün değil, beş hafta değil, on ay değil on seneden fazla Muazzez Üstadımızın hizmetinde bulunmuş, bilhassa son 5-6 senesinde yanında hiç ayrılmamış.

Bütün seyahatlarında, bütün görüşmelerinde, ziyaretçilerin ziyaretlerinde hazır bulunmuş, Bediüzzaman’ın evlad-ı manevim, varisim, mutlak vekilim diye hem iltifat ve tavzifatına mazhar olmuş bir Zat’a komiteci güruh ambargo uygulamış, hatıralarını almamış, var olan hatıralarda ismi sansürlenmiş, yazılsa bile 3600 günden fazla bir birliktelikten bahsediyor.

Beş dakika ziyaret edenlerin beş sahife hatırat ve hissiyatlarını anlattıkları nazara da alınırsa acaba bu Zat şimdi hatıralarını yazsa kaç cilt kitap olur gelin siz karar verin.

Fakat Hüsnü Ağabey şahsını nazara vermekten şiddetle içtinab edip tam mahviyet ve tevazu içerisinde anlatmıyor, ancak hususi dairede bazen bize bazı hatıraları anlatıyor, benim de yazmaya meylimi bildiğinden bunları yazma diyor, kendisi zamanı gelince ve münasebet olunca ifade ediyor yahut müsade ediyor bizler yazıyoruz yahut kaydediyoruz.

Hal böyleyken sanki Üstadımızın bütün ahvaline ve efaline ve akvaline ve sohbetlerine vakıfmış gibi nasıl olur ben böyle bir şey duymadım, nasıl olur ben böyle bir şey okumadım diye yaramaz çocuk gibi ağlıyor.

Şımarıklık, laubalilik, zehirlendikleri kafanın neticesi..
Mümine yakışan şükür ile Hz. Üstadımızın beşaretine namütenahi hamdetmektir!

Bize bugünleri gösterip Üstadımızın sözünü hak çıkaran Allah’a hamdetmektir! Vesselam! 
 
Herkes yahşi men yaman, 
Herkes buğday men saman! 
 
Abd-i pür kusur, duanıza muhtaç
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>