Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Hz.Bediüzzaman’ın Tesanüde Verdiği Ehemmiyet
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Hz. Bediüzzaman eserlerinde meslek ve meşrebinin tesis ve tekidi noktasında bir kaç maddeyi daima ön plana çıkarır.

Bunlardan birisi sadakattır.
Bir diğeri de tesanüddür.

Maddi ve geniş manada yenilerin tabiriyle makro planda islam milletlerinin ve devletlerinin bir şura tesisi ile adeta cemahir-i müttefikay-ı islamiye nevinden devletler milletler muvazenesinde bir meclis-i şuraya istinaden tesanüdün vücudunu salık veriyorken mikro planda ferdler bilhassa bir davaya gönül vermiş insanlar arasında kuvvetli bir tesanüdün husule gelmesini en birinci ve değişmez bir vasiyet olarak ilan etmiştir.

Üstadımız Hazretleri daha Barla’da iken mahdut, küçük, zaif ve hakikaten az bir cemaat içinde TESANÜD’ün kıymetini ve ehemmiyetini talebelerine yazmış olduğu mektuplarla ilan ediyordu;

“Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackarane ittihad gittiği vakit, manevi hayat da gider.
 
وَ لاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَ تَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ
 
işaret ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemaatın tadı kaçar. Bilirsiniz ki üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesanüd-ü adedi ile içtima etse yüz onbir kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hadim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimülamal olmamak cihetiyle hareket etseler kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakiki bir uhuvvetle, birbirinin faziletleriyle iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefani sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dörtyüz adam kuvvetinin kıymetindedirler.” (Barla Lahikası/128)

Ve otuz sene sonra aynı hakikatı terennüm ediyor aynı manayı ifade ediyor ve bizlere bu düsturların zaman ve mekan mefhumuyla kayıtlı konjonktürel stratejiler değil ezeli davanın ebedi dersleri olduğunu ihtar ediyordu;
 
“Tesanüdümüzden hasıl olan bir şahs-ı manevinin fevkalade ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı, bize kafidir.”(Emirdağ Lahikası 1/76)
 
“Risale-i Nur’un bazı şakirdleri –her yerde bulunan ve cumhuriyet kanunları müsaade eden ve ilişmeyen– ve cemaat-ı İslamiye hey’etleri gibi hareket etmelerinden bir cemiyet zannedilmiş. Halbuki o mahdut üç-dört şakirdin niyetleri cemiyet-memiyet değil, belki sırf hizmet-i imaniyede halis bir kardeşlik ve uhrevi tesanüddür.
(Şualar/281) buyurmuştur. Hz. Üstadımız böyle uhrevi TESANÜDÜN ehemmiyet ve kıymetini idrakimiz sadedinde,

Tesanüdü;
 
1- hayat-ı içtimaiyenin bir temel taşı;
2- fıtrat-ı beşeriyenin bir hacet-i zaruriyesi;
3- aile hayatından ta kabile ve millet ve İslamiyet ve insaniyet hayatına kadar en lüzumlu ve kuvvetli rabıta;
4- her insanın kainatta gördüğü ve tek başına mukabele edemediği medar-ı zarar ve hayret ve insani ve İslami vazifelerin ifasına mani maddi ve manevi esbabın tehacümatına karşı bir nokta-i istinad
5- medar-ı teselli olan dostluk ve kardeşane cemaat ve toplanmak ve samimane uhrevi cemiyet ve uhuvvet,
6- bilhassa hem dünya, hem din, hem ahiret saadetlerine kat’i vesile olarak iman ve Kur’an dersinde halis bir dostluk
7- hakikat yolunda bir arkadaşlık
8- ve vatanına ve milletine zararlı şeylere karşı bir kuvvet olarak ifade etmiştir.
 
Hizmet-i imaniyede sarsıntı, tokat, ehl-i dalaletin ehl-i hidayete zahiri ve muvakkat galebesi ise tam tesanüde verdiğimiz verebileceğimiz zararların neticesi olduğunu da yine Üstadımız ifade ediyor; “Demek şimdi bir ihtiyaç var ki, kader-i İlahi onları bize musallat ediyor. Onlar mevhum bir cemiyet isnadıyla zulmederler. Kader ise, “neden tam ihlasla, tam bir tesanüdle, tam bir hizbullah olmadınız?” diye bizi onların elleriyle tokatladı, adalet etti.” (Şualar/535)
 
“Ve bana yapılan bu son işkence dahi, bu manasız ve çok zararlı tesanüdsüzlüğünüzden geldiğine kanaatım var.” (Şualar/520)
 
“Herkes kendi başına bu kudsi hizmete tam ihlas ve tam tesanüd ile tam liyakat göstermediğimizden…”(Şualar/305) gibi ifadelerle tesanüdsüzlüğün tokatlara vesile olacağını ihtar ediyor müşfikane ikaz ediyor.
 
Ehl-i dalaletin Nur talebelerine karşı en kuvvetli kozu ve daimi silahı tesanüdü bozmaktır.

Başka türlü muvaffak olamayacaklarını binler hadiselerle görmüşlerdir. İhanetlerle, şahsi kusuratın neşri ile, Nurlardaki hakikatlere karşı gelmekle bir yere varamayan ehl-i dalalet ve nifak; şakirdlerin tesanüdünü hedefe almıştır. “…gayet dikkatle ve şeytancasına şakirdlerin hakiki kuvvetleri olan tesanüdü bozmaya çalışıyorlar.” (Kastamonu Lahikası/153)

“Fakat, yalnız ehemmiyetli bir planla, ayrı bir cephede, mütemerrid münafıklar tarafından bir hücum var. Çok ihtiyat ve dikkat ve sebat ve tesanüd lazımdır ki, ta onların bu planı da akim kalsın. Plan da budur:
 
“Risale-i Nur talebeleri içinde tesanüdü bozmak.” Onsekiz seneden beri hakkımızda programları, has talebeleri bizden kaçırmak, soğutmak idi. Bu planları akim kaldı. Şimdi, tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar.” (Kastamonu Lahikası/234)
 
Üstadımızın teşhisi budur; “…ifsad etmek ile mabeynlerinde tesanüdü kırmak..”(RN-Şualar/306)…
buna karşı ne yapmamız lazım; “Ve buna karşı da;
 
1- herbiriniz herbirisine birer tesellici
2- ve ahlakda ve sabırda birer nümune-i imtisal
3- ve tesanüd ve taltifte birer şefkatli kardeş
4- ve ders müzakeresinde birer zeki muhatap
5- ve mücib ve güzel seciyelerin in’ikasında birer ayine olmanız, o maddi sıkıntıları hiçe indirir diye düşünüp ruhumdan ziyade sevdiğim sizler hakkında teselli buluyorum.”(Şualar/310)
Başka?
“6- Bunlara karşı vahdetimizi, tesanüdümüzü muhafaza edip
7- onlar ile uğraşmamak lazımdır, münakaşa etmemek gerektir. (Şualar/320)
“En esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız, tesanüddür. Sakın sakın bu musibetlerin verdiği asabilik cihetiyle
8- birbirinizin kusuruna bakmayınız.” (Şualar/314)
9- “hakiki bir tesanüdle kudsi hizmete sebatkarane devam etmek..” (Şualar/315)
Ehl-i dalalet, Risale-i Nur’un elmas kılınçlarına mukabele edemedikleri için, şakirdleri içinde,… –meşrepler veya hissiyatları muhalefetinden– zayıf damarları bulup, şakirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım.
Sakın!
10-Çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan, hatadan hali olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır.
Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit; deyiniz ki: “Biz, değil böyle cüz’i hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevi saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. (Kastamonu Lahikası/233)
Medar-ı niza bir mes’ele varsa,
11-meşveret ediniz.
12- Çok sıkı tutmayınız. Herkes bir meşrebde olmaz.
13- Müsamaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir. (Kastamonu Lahikası/234)
Fakat şimdi Risale-i Nur’un tab’ suretiyle intişarı, hakiki bir ihlas ve kuvvetli bir tesanüd ve birbirinin kusuruna bakmamak lazım geldiğinden, Kastamonu Vilayetindeki kardeşlerimiz, Ispartalılara ihlas ve tesanüdde benzemeye mecburdurlar. İnşaallah, onlar dahi,
14- şahsi hissiyatlarını bu kudsi hizmetin zararına istimal etmeyecekler.(Emirdağ Lahikası 1/83)
Risale-i Nur şakirdlerinin tesanüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında su-i zan verdiriyorlar; ta birbirini ittiham etsin. Belki filan talebe bize casusluk ediyor der, ta bir inşikak düşsün. Dikkat ediniz.. gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız…
15- Fenalığa karşı iyilikle mukabele ediniz. 16- Fakat çok ihtiyat ediniz.. sır vermeyiniz… Zaten sırrımız yok; fakat vehhamlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor,
17- ıslahına çalışınız..
18- perdeyi yırtmayınız.
 
Sizin, hususan Isparta medresesindeki tesanüdünüz, hem Risale-i Nuru, hem şakirdlerini, hem bu memleketin yüzünü ak etmiş.
19- Ve her tarafta Risale-i Nur’a çalıştıran ehemmiyetli bir sebep, tesanüdünüzdür ve şevk ve gayretinizdir. Cenab-ı Hak, sizleri bu hizmet-i imaniyede daim ve muvaffak eylesin, amin… Amin” (Emirdağ Lahikası 1/113)
Üstadımızın tesanüde dair bu tavsiyelerini kulak ardı etmeyip tutan ve gereğini yapan şakirdlere ise verdiği müjde ne kadar güzeldir;
“Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir halis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alıyor.” (Şualar/322) bir başka yerde ise bu ifadenin isbatı sadedinde şöyle söylüyor; “Evet, velayetin kerameti olduğu gibi, niyet-i halisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus Lillah için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde; ciddi, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatin şahs-ı manevisi bir veliyy-i kamil hükmüne geçebilir; inayata mazhar olur.” (Barla Lahikası/14)
 
Velhasıl Üstadımız bilhassa “ihlas ve uhuvvet risalelerinde” ve hususan lahikalarda ve bahusus küçük mektuplar mecmuası” olan 12. Ve 13. Şua eserlerinde tesanüdü anlatıyor, tesanüde teşvik ediyor, ehl-i dalaletin planlarını deşifre edip çare ve ilacı da gösteriyor, teşhis ve tedavi yollarını ilan ediyor. Niçin “tesanüde” bu kadar ehemmiyet vermiş onu da bu gelen mektupta ifade ediyor;
 
“Sizin tesanüdünüze benim ziyade ehemmiyet verdiğimin sebebi, yalnız bize ve Risale-i Nur’a menfaati için değil, belki tahkiki imanın dairesinde olmayan ve nokta-i istinada ve sarsılmayan bir cemaatin kat’i buldukları bir hakikata dayanmağa pekçok muhtaç bulunan avam ehl-i iman için dalalet cereyanlarına karşı yılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldatmaz bir merci, bir mürşid, bir hüccet olmak cihetiyle sizin kuvvetli tesanüdünüzü gören kanaat eder ki; bir hakikat var, hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalalete başını eğmez, mağlub olmaz diye kuvve-i maneviyesi ve imanı kuvvet bulur, ehl-i dünyaya ve sefahete iltihaktan kurtulur.” (Şualar/325)
 
Nur Talebeleri mabeyninde tesanüdü kırmak için çalışan ehl-i dalalet ve vekillerine Bediüzzaman’ın sadık vekili Zübeyir Gündüzalp Ağabey gibi cevap vererek bitirelim;
 
“Risale-i Nur okuyucularının Kur’an’a hizmet uğrunda müslümanlık bağları ile birbirlerine görülmemiş bir şekilde sarılmış olarak tezahür eden ve bunlardan başka bir maksada matuf olmayan, sadece hürmet, şefkat ve sevgisinin ifadesi olan tesanüdünü kırmak ise, aldanıyorlar.

Beyhude hiç uğraşmasınlar. Risale-i Nur’u okuyanların en gerisi, en amisi olan ben, onlara şöyle cevab veriyorum:
 
Birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz cenubda, birimiz şimalde, birimiz ahirette, birimiz dünyada olsak; biz yine birbirimizle beraberiz. Kainatın kuvveti toplansa, bizi yüksek üstad Said Nursi’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar.
(Şualar/549)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>