Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Risale-i Nur'un Korsan Neşriyatının Tarihçesi / 12
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)
 
1953 Isparta Mahkemesi
Hüsrev Ağabeyin evinin taharrisiyle başlamış ve Türkiye geneline meseleyi yayarak Nur Talebelerinin Eskişehir, Denizli ve Afyon’dan sonra dördüncü büyük mahkemesini Isparta’da açmak üzere ehl-i dalalet ve zındıka büyük bir plan çevirmiştir.
Farklı memleketlerdeki davalarda birleştirilmiş ve hepsi Isparta’da cem olmuştur. Bu yolla hem demokrat hükümeti aleyhine dindar halkı kışkırtmak hem Isparta gibi Nurun en mühim merkezinde Nurculara karşı böyle bir tahrik ile büyük bir hadiseye zemin ihzar etmek hatta belki hükümete karşı bir darbede bu hadiseyi istimal etmek gibi planlar serilmişti.
 
Isparta’ya nakledilen mahkemelerden birisi de Kahraman Zübeyir, Abdullah ve Hüsnü Ağabeylerin Urfa’da başlayan davalarıdır.
Hz. Üstad’ımız islam aleminin merkezlerinden addettiği, ve ziyade ehemmiyet verdiği ve ileride son nefesini vereceği Urfa’ya çok kıymet veriyordu. En kıymetli talebelerini Urfa Medrese-i Nuriyesinin tesisi ve tedbiri için göndermişti. Bir vakit Ceylan Ağabey sonra Abdullah ağabey, bir devre Zübeyir ve Hüsnü ağabey de bu şehirde kalmışlardı. Bu nazik devrede talebeleriyle azami irtibat halinde olan muazzez Üstadımız, onlarla çok alakadardı.
Bu devrede kendilerine yazmış oldukları mektuplardan iki numuneden bazı kısımlar;
“Bismihi Subhanehu
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Barakatuhu,
Aziz Sıddık Fedakar ve Sarsılmayan Kardeşimiz Hüsnü,
Taarruz haberinden sonraki mektubunuzu aldık. Üstadımız rahatsız olmasaydı sana kendisi mektup yazacaktı bana söyledi ben yazdım.
Üstadımız dedi ki Hüsnü nün peder ve validesi Onu Risalei Nur a vakfetmişler. Hüsnü de el hak bu beş altı sene zarfında elli altmış senelik bir hizmeti imaniye ve kuraniyeyi yaptı. Böyle kabul ediyorum. Hüsnü Risalei Nur’un bir kahramanıdır. Ben Urfa ya eskiden de varmışım. Urfalılarla çok alakadarım. Hatta burada kalmamın bir sebebi de burada Urfalıların bulunmasıdır. Urfa halkını çok sevdiğim için Hüsnü yü oraya gönderdim. Ve onların hatırları için Hüsnü ye bu kadar zahmetler çektirdim. Urfa’yı kendi öz vatanım Nurs gibi sevdiğim ve ahalisine akrabam gibi dua ettiğim için oraya talebe gönderdim. Yoksa vilayeti şarkiye umumen nur talebesidir. O mübarek Urfa halkına çok selam ve dualar edip dualarını beklerim.”
 
“Aziz Sıddık Kardeşim Hüsnü
Evvelen; Üstadımız umum Urfalıların hususan Nurlarla alakadarların seksen senelik bir ömrü baki semeresi veren şuhur u selaselerini ve leyle i miraclarını tebrik ediyor. Binler selam ve dualar edip ve dualarını istiyor.
Saniyen; Nurun masum talebeleri namına Ekremin yazdığı mektup Üstadımızın hoşuna gitti. Zaten Üstadımız şimdi en fazla masumlarla alakadardır. Masumları feylesof muallimlerinin su i telakkiyatından kurtarmaya çalışıyor. Cenab ı Hak Urfa’daki masumları da Risale-iNur da devamlı ve sebatlı eyleyerek muhafaza etsin. Amin.
Salisen: Üstadımız evvelce de haber göndermişti şimdi yine diyor ki “HÜSNÜ” beş-altı adamın hizmetini gördüğünden O’nun tayinini kırk kuruştan, bir lira otuz kuruşa alıyoruz. Hem askerliğe kayıt oluncaya kadar sarf edeceğin yol paralarını Üstadımızın hesabından alacaksın. Çünkü sen Üstadımızın evladı manevisisin, bir ihtiyacın olduğu vakit babanızdan değil Üstadımızdan alacaksın.
Rabian; ….
Hamisen;…. Bizde bütün nur kardeşlerimize binler selam eder, Nurlarla meşguliyette ve kudsi hizmetinde muvaffakiyetler dileriz. “
 
Dönelim tekrar ISPARTA Mahkemesine;
 
Hz. Üstadımızın Hizmetkarı ve Varisi Hüsnü Bayramoğlu Ağabey anlatıyor; “1953 senesi içinde Hüsrev Ağabeyin evi taharri edilmiş ve dördüncü büyük mahkeme için Vatan sathında bir mesele çıkartılmaya çalışılıyordu. Eskişehir, Denizli ve Afyon’dan sonra 4. Büyük Mahkeme Isparta olacaktı. Zübeyir ve Abdullah abilerle beraber bizi de Urfa Cezaevinden alarak, ellerimiz kelepçeli şekilde jandarmalarla Isparta hapsine getirmişlerdi. Başvekil Merhum Adnan Menderes’in bizzat dahli ile ve kat’i emri ile ve zamanın Adalet Bakanı Osman Şevki Çiçekdağı’nın da talimatıyla Isparta Mahkemesi düşmüştür. Mahkemenin hüküm tarihine kadar cezaevinde fevkalade dehşetli şartlar içerisinde kalan Ağabeylerimiz harikulade bir metanet ve sabır ve sebat ile bu imtihanı geçmişler ve tahliyenin hemen akabinde Hz. Üstad ile mülaki olabilmek için İstanbul’da olduğunu öğrendiklerinden oraya hareket etmişlerdir.
 
Emirdağ’da Son Zehirlenmesi üzerine bir kaç lahika neşretmiştir.
Bu mesele üzerine Hz. Üstadımızın Emirdağ’da neşretmiş olduğu bir kaç mektubu vardır. Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’den dinlediğimiz şudur;
“ Zübeyir Ağabeyle Hz. Üstadımızın hizmetindeydik. Kendi eviyle karşı karşıya kalıyorduk. Oda kiralamıştık. Sabah namazından az evvel Üstadımızın huzuruna gidiyor, yatsıya kadar hizmetine bakıyorduk. Bir gün içimizde büyük bir sıkıntı var. Hiç böyle olmamıştı. Uyuyamadık. Vakti gelmeden ben de Zübeyir ağabey de Üstadımıza gidelim dedik. Avludan geçtik. Üstadımızın odasına yaklaşınca hafif bir inleme sesi geliyordu. Baktık Hz. Üstadımız boylu boyunca yerde yatıyor, hırıltılı bir şekilde nefes alıp vermeye çalışıyor, yanında testi kırılmış.. istifra etmiş, yeşil zehir gömleğinde.. Üstadımız “evlatlarım beni zehirlediler. Gece bekçiye verdikleri zehiri yemeğe suya katmışlar.” dedi. Yatağı çarşafı vs değiştirdik. Bu zehirin tesiri tam 2-3 hafta sürdü.”
 
30 Mayıs 1950’de Reis-i Cumhur Celal Bayar’a tebrik telgrafı göndermiştir;
 
“Celal Bayar,
 
Reis-i Cumhur;
 
Zatınızı tebrik ederiz. Cenab-ı Hak sizi İslamiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin.
 
Nur Talebelerinden onların namına
 
Said Nursi
(E. Lahikası-2-16)
 
Reis-i Cumhur’a, Heyet-i Vekileye, Başbakanlığa, Adliye Bakanlığı Yüksek Katına, Diyanet Riyasetine… başlıklı Emirdağ,2/23-24. Sahifelerdeki mektubunu 23 Temmuz 1950’de yazdırmış ve Mustafa Sungur Ağabeyi tevkil etmiştir. Bu aynı mektup Eylül 1950’de Sebilürreşad’ta aynen yayınlanır.
1947’den itibaren Diyanet Riyaseti Başkanlığını yürüten Ahmed Hamdi Akseki’ye yazdığı ve Sungur Ağabeyin mektuplarını havi lahikalarda 1950-Eylül ayına isabet etmektedir. Yine aynı ay içerisinde Sungur Ağabey Diyanete iki takım külliyatı hediye etmiştir.
17 Ekim 1951’de Türkiye Nato’ya iltihak etmiş ve Londra’da protokol imzalanmıştır. 26 Haziran 1951 tarihinde Nur Üstadımız konuyla alakalı mülahazalarını bir lahika suretinde (Emirdağ L. Gayri Münteşir) neşretmiş, ayrıca Büyük Doğu Mecmuasında Merhum Necip Fazıl’ın 25, Eylül, 1950, 29. Sayısında neşrettiği “ Lozan’ın İç Yüzü” başlıklı makalesini lahikaya almıştır.
KONFERANS (teşrin-i sani,1950)
Zübeyir Ağabeyin Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Mescidinde yatsı namazından sonra başlayıp gece 1’e kadar devam eden, Risale-i Nur’u, Nur Üstad’ı, O’nun meslek ve meşrebini anlatan konferansı daha sonra Üstadımız hayattayken 3 defa basılmıştır.
 
Bu Mahkemeler Safahatında Telif Edilen Bazı Mektuplar ve Neşriyat
1951’de Emirdağ’ında Şapka Mahkemesi açılmıştır. Buna mukabil kitaplarının imhasına matuf çalışma yapanlara karşı “Mahkeme-i Kübray-ı Haşirdeki Şekvaya Küçük Bir Zeyil” başlıklı lahikasını yazmıştır.
1952’de İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi olmuştur.
Bu mahkeme münasebetiyle geldiği İstanbul’da müdafaat, bilir kişi raporlarına cevap ve ziyaretçilere dair mektup neşretmiştir. Hz. Üstadımızın İstanbul’a gelişleri hem medyada genişçe yer bulmuş ve hem akın akın muhtelif tabaka ve meslek ve meşreb sahibi insanlar O’nu görmek, O’nunla mülaki olmak istemişlerdir. İstanbul ilk defa 30 yaşında genç ve ateşini bir mücahid, hatip, edip ve alim olarak bağrına bastığı Molla Said-i Meşhur’u son bulunduğu zamandan tam 30 sene sonra bu sefer Müellif-i Nur, Müceddid-i Ekber, Bediüzzaman olarak yüzlerce talebesi ve seveni ile hoşamedi etmişti.
İstanbul’da kendisini ziyaret edeler arasında Eşref Edip Fergan, Sinan Omur, Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Mahmut Sami Efendi, Musa Topbaş Efendi, Cevat Rifat Atilhan, Nihat Yazar, Cevdet Sezer gibi zevat bulunuyordu. Eşref Edip “Uzun Bir Ayrılıktan Sonra” başlıklı makalesini, Serdengeçti “Said Nur ve Talebeleri” başlıklı makalesini, Cevdet Rifat Atilhan “Bediüzzaman Said Nur” başlıklı iki ayrı makalesini Gençlik Rehberi Mahkemesi münasebetiyle İstanbul’da bulunan Bediüzzaman’ı ziyaretlerinden sonra kaleme almışlardır.
1953 senesinde “NUR ALEMİNİN BİR ANAHTARI” isimli küçük risaleyi neşretmiştir ki bu bir kaç mühim mektup ve lahikalarını risale makamına kaim ederek neşrolunan bir eserdi. Tetimme babındandır.
Yine 1953’te bir müsteşrik Seb’a Semavat bahsini inkar eden bir konferans vermek için İstanbul’a geldiğinde“RİSALE-i Nur’un ŞİMDİ VUKU BULAN BİR İNKARA KIRK SENE EVVEL VERDİĞİ KAT’i CEVAP” isimli bir broşür neşredilmiştir.
Küçük Tarihçe’nin Neşri
Hz. Üstad Denizli Hapsindeyken Husrev ve Mehmet Feyzi Efendilere bir tarihçe yazmaları hususunu ifade ediyor, daha sonra bu vazife Sadık Bey’in nezaretinde Emirdağ Lahikası 1. Kısımda ki sualler ve Hz. Üstadımızın cevaplarıyla bir parça şekilleniyor. Emirdağ’da iken şiddetli tarassut altında talebeleri lahika, sual cevap ile Mübarek Nur Üstadımızın safahat-ı hayatiyesini kısmen yazıyorlar ve malum o zaman bizzat Nur Üstadımız SiracunNur ismini veriyor ve fakat sonra o başka bir mecmua olarak intişar ediyor. İşte böylece, tarihçe-i hayatın yazılma işi için Hazret-i Üstad’la müşavere ve müzakereler sürmekte iken, Afyon hapsi hadisesi zuhur ediyor. İki buçuk sene kadar bir zaman böyle bir Tarihçe’nin neşir işini te’hire uğratıyor. 1950 senesi ortalarında bu çalışmalar yeniden canlanır. Bu defa Üniversiteli Nur talebeleri çok kısaca bir tarihçe yazarlar. 1951’de İnebolu evvela yeni harfle daktilo edip teksir makinesiyle 530 adet o kısa tarihçeyi neşreder. 1952’de ise, yine hem İnebolu, hem Isparta bunu eski harflerle ve teksir makinesiyle çoğaltırlar. Aynı senede Eşref Edip Bey Hz. Nur Üstad’ın bazı fotoğraflarını da elde ederek kısa bir tarihçe, tercüme-i hal babında tab’ ettirir.
 
ALİ EKBER ŞAH, Ziyareti, Mektupları, Konferansı
(Devam edecek…)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>