Dr.Mehmet Rıza Derindağ
Lahika Mektuplarının Neşri ve Vasiyetnameler / 18
Dr.Mehmet Rıza Derindağ
A- A A+
Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)
 
SİYASİ MEKTUPLAR VE İHTARLAR -1-
 
Hz. Üstad’ımızın Emirdağ Lahikası 2’de arzedeceğimiz mektupları fevkalade mühim ve bütün mektuplarında olduğu gibi müstakim bir hayat bahşına vesile mektuplardır.
 
Hz. Nur Üstad’ın Birinci Said ve İkinci Said devrelerinde ki hayat-ı içtimaiyeye ve siyasiyeye nazarı bedihidir. Osmanlı Devletinin yıkılışı, hilafetin ilgası ve Türkiye’de laiklik üzerine bina edilen bir rejim-i küfrinin mebdeinde o rejim içerisinde elbetteki bir siyasi harekete girişilemezdi. Tamamen istibdad ve diktatörlükle idare edilen bir yönetim mevzu bahisti. Hz. Üstad ne o gün ne de bugün bu rejimi kabul etmemiştir.

Bizler de kabul etmiyoruz. Bu rejime karşı vazifemizi “Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akaranesini tamir edecek, sünnet-i seniyyeyi ihya edecek; yani Alem-i İslamiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekar manevi kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak. Mektubat/479” tahrip, isyan, yıkmak değil tarhribatı sünnet-i seniyye ile tamir olarak addediyoruz. Hz. Üstad mahkeme müdafalarında ;
 
“..istibdad-ı mutlaka “Cumhuriyet” namı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “Medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfi-i küfriye “Kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hakimiyet-i İslamiye’ye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.
(Şualar/291)” ve hem
 
“İşte ben de yüzer ayat-ı Kur’aniyeye istinaden Kur’an’ın kudsi kanunlarının yerine, medeniyetin bozuk kısmından anarşilik hesabına ve bir nevi bolşeviklik namına istibdad-ı mutlak manasında Cumhuriyetteki hürriyet perdesi altında dindarlar hakkında eşedd-i zulme alet olabilen muvakkat bir rejime, değil yalnız ben, belki bütün ehl-i vicdan muhaliftir. Hem muhalefet, hiçbir hükumette bir suç sayılmıyor. (Emirdağ Lahikası 2/161) diyerek rejimin ne hale geldiğini o zalimlerin yüzlerine haykırıyordu.
 
Birinci Cihan Harbinde Osmanlı’nın mağlubiyetinin bir hikmetini ise şöyle ifade ediyordu;
“Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”
 
Cevaben Eski Said demiş ki: Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namiyle alem-i İslam, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevaki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnayet-i İlahiye ile onların muhafazası için kader mağlubiyetimize fetva verdi. ~RN-Kastamonu Lahikası/19”
Bir ayet-i kerimenin tefsir-i riyaziyesi sadedinde ;
Evet
 
‎يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاٰخِرَةِ
 
işaretiyle bu asır hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslama da bilerek, severek tercih ettirdi.
 
Hem bin üçyüz otuzdört tarihinden başlayıp, öyle bir rejim ehl-i İslam içine de sokuldu. Evet
 
‎عَلَى اْلاٰخِرَةِ
 
cifir ve ebced hesabiyle (1333) veya dört ederek, aynı vakitte eski harb-i umumide İslamiyet düşmanları galebe çalmakla, muahede şartlarını, dünyayı dine tercih rejimi mebdeine tevafuk ediyor. İki-üç sene sonra bilfiil neticeleri görüldü.
 
Kastamonu Lahikası/110” buyurarak yine içinde yaşadığımız rejimin mahiyetini ifade ediyor.
 
Ve bir haşiyede ise ; “Atıf’a muaraza eden ve hücum eden tarikatçı müftü ve taassuplu vaiz ve hoca ve ehl-i tarikat, ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarikat, bu muarazada, en son perdesi rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp, Atıf’ın müdafaa ettiği sünnet-i seniyye mesleğine taarruz suretine girdiğini; ve Risale-i Nur’a muaraza eden, bilerek veya bilmeyerek zındıkaya yardım ettiğine bir delil, bu defa adliyece benden sordular ki:
 
“Kürt Atıf, rejim aleyhine çalışıyor.” Demek onun muarızları, rejime dayandılar.
 
Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır. Hazret-i Ömer’in (R.A.) taht-ı hükmünde, kanun-u adalet-i şer’iyesini reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudilere, Nasaraya ilişmiyordular.

Demek, kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir cünha, bir suç teşkil etmiyor ki; o çeşit muhalifler ve münkirler, en kuvvetli padişahların idaresi ve siyaseti altında bulunmuşlar.
 
İşte, bu nokta-i nazardan, Risale-i Nur’un şakirtlerinden en müthiş bir muhalif, rejim müessisini tel’in de etse, bilfiil idareye ilişmese, onun mefkuresine kanunen ilişilmez. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikir, onları tebrie eder.}
(Kastamonu Lahikası/265) ifadeleriyle rejime karşı duruşumuzu izah ediyor.
 
Bediüzzaman Hazretlerinin rejim hususundaki kanaatı tek parti devresinde ne ise çok partili devrede de odur. Fakat çok partili devrede siyasi ıslah ve tamir vaziyeti biraz bedihi bir suret almıştır. Ve ehvenüş’şer tabir edilen bir usulü ihtiyar ile vücuddan kafa gitmektense kol gitsin iradesidir. Gelecek mektuplarda bu zaviyeden değerlendirilmelidir.
 
Bu mektuplar günümüz hadisat-ı siyasiyesine ve Nur Talebelerinin ve hususan Hz. Üstadın hizmetkarlarının ve bahusus Bediüzzaman’ın hayatta kalan son mutlak vekili ve talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin Tayyib Beyi ve Ak Partiyi muhafaza ve desteklemesinin Hz. Üstad’ımızın bu derslerinin bir neticesi olduğu aşikardır.
 
Mektuplardan ilki Celal Bayar’a hitaben yazılan şu mektuptur;
 
“ Reis-i Cumhur Celal Bayar ve Hey’et-i Vükelasına Ankara
 
Biz Nur Talebeleri yirmi senedir emsalsiz bir tazib ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik. Ta Cenab-ı Hak sizi imdadımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini onbeş senedir üç mahkeme hakiki ve kanuni olarak yüzotuz kitap ve bin mektubatta bulamadıklarına, Mahkeme-i Temyizle Denizli Mahkemesini şahit gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyaseti terketmiştim. Bu defa birkaç gün zarfında ahrarların başına geçip milletin mukadderatına sahip çıkması sebebiyle Reis-i Cumhuru ve Hey’et-i Vekileyi tebrik ile beraber, bir hakikatı ifşa ediyorum; şöyle ki:
 
Bize hücum eden ve mahkemelerde tazib edenler demişler: “Bu Nur Talebelerinin dini siyasete alet etmek ihtimalleri var, belki de ediyorlar.”
 
Biz de o zalimlere karşı müdafaatlarımızdaki binler hüccet ile demişiz ve diyoruz ki:
 
Biz, dini siyasete alet değil, belki rıza-yı İlahiden başka hiçbir şeye, hatta dünyaya ve saltanata alet etmemek bizim esas mesleğimiz olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki: Üç senedir üç çuvaldan ziyade dosyalarımızı garazkarane tedkik ettikleri halde, bizi mahkum edemiyorlar. Verdikleri keyfi ve vicdani hükümlerine de bir bahane bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu.
 
Evet biz dini siyasete alet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbane dinsizliğe alet edenlere karşı; bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat’iyye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine alet ve dost yapmaktır ki, üçyüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmağa sebeb olsun.
 
Elhasıl: Bize işkence edenlere, siyaseti asabiyetle dinsizliğe alet etmelerine mukabil; biz de siyaseti dine alet ve dost yapmakla bu vatan ve milletin saadetine çalışmışız.
 
Kardeşlerim, ben bunu böyle münasip gördüm, sizlerin meşveretine havale ediyorum.
 
Said Nursi
(Emirdağ Lahikası 2/16)
Bediüzzaman; Çeyrek asra yaklaşan bir istibdad ve zulüm ve tahrip devresinden sonra Demokratların iktidarını dinsizliğe karşı tebrik ediyor, ve ilk icraatlarından olan Ezan-ı Muhammedinin ihyası ve radyolarda Kur’an okutulması gibi icraatları bir tamirat olarak görmüştür.
 
Bediüzzaman bu mektubu yazmakla siyasete girmiş olmuyor, aktif siyasetin parçası haline de gelmiyor fakat hem hükümete, hem hükümetleri iğfalde mahir dış güçlerin içerdeki piyonlarına ve hem kendi talebelerine bir hakikatı ders veriyor.
 
Bediüzzaman’ın en yakın talebesi ve hizmetkarı ve manevi evladı ve hem vekili Hüsnü Bayramoğlu Ağabey de bu ve buna mümasil mektuplara müsteniden Tayyib bey’i alenen muhafaza ve desteklediğini ilan ediyordu.
Yine bir başka mektubunda Eşref Edib’in şahsında siyaset noktasından talebelerini şöyle ikaz ediyordu;
 
İSTANBUL’A GÖNDERİLEN MEKTUPTAN KISIMLAR
 
“Aziz Sıddık kardeşlerim!
Evvela: Mektubunuzda isimleri bulunan has kardeşlerimizin İstanbul’a gelmekliğim hakkında tedbirlerine minnettarım ve onlardan ziyade kendim oraya gelmeyi ruh-u canımla arzu ediyorum.. Ve çok zaman o mübarek yerlerde geçirdiğim eski-yeni hayatlarımı sinemavari görmek bu ahir ömrümde büyük bir iştiyakım var.

Fakat görüyorum ki, ihtiyari arzularımdan ziyade, gaybi bir irade ve inayetkar bir sevkiyat benim ihtiyari arzumu susturuyor. Ben de Risale-i Nur’a birer fayda, birer maslahat gördüğümden her zahmete sabır ve tahammüle karar veriyorum. şimdilik daha Afyon’dan kitaplarımızı ve Kur’anımızı almadığımdan, burada çok sıkıldığım halde, başka yere gidemiyorum. Belki inşaallah bir zaman arzu ettiğiniz tarzda hayatım kalmış ise, oraya gelirim.
 
Saniyen:..
Salisen: Dine ve hakaik-i imaniyeye neşriyatıyla hizmet eden Eşref Edip gibi dini mecmualar sahibi, yirminci Lem’a-i ihlası hem neşretmek hem mabeynlerinde hakiki bir düstur yapmak ve beraber dikkatle okumak bu zamanda iktiza ediyor ve hizmet-i imaniye onu emrediyor…. Din ve iman için neşriyat yapanlar, bu ağır şerait içinde eski zaman mücahidleri gibi bire yüz derece, belki ağır şerait altında bir neferin bir saat nöbeti, bir sene ibadet gibi sırr-ı ihlas şartıyla bir büyük fazilet ve yüksek bir hizmet-i imaniye ve derecat-ı uhreviye kazanırlar.
 
Rabian: Otuzbeş senedir ki siyaseti bırakmıştım ve Nurculara bırakınız diyordum. Sebebi ise: Siyaset, ihlası kırar. Fakat şimdi hissettim ki, bazı münafıklar dindarları perde yapıp, dini siyasete alet, sonra da siyaseti dinsizliğe alet etmeye çalışmasından, safdil dindarların hatırı için bir iki defa siyasete, dünyaya baktım, gördüm ki:
 
Bizi üç dört mahkemede “Dini siyasete alet ediyor” diye bizi ittiham edenler, kendileri dessasane dini tezyif etmek için kendileri dini siyasete alet, sonra da siyaseti dinsizliğe alet etmek için dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi, dünyada hiç bir şeddad, hiç bir zalim yapmadığı bir dehşet gördüm. şiddetli bir me’yusiyetim içinde; Hürriyet başında bizimle, yani İttihad-ı Muhammedi Cem’iyeti ile İttihatçıların bir kısmındaki gizli farmasonlara muarız ve manen bizimle, yani İttihad-ı Muhammedi ile müttefik olan ahrar fırkası, yine otuz beş sene sonra dirildi, yine uyandı.

Birden şeair-i İslamiyenin başında olan Ezan-ı Muhammediyi, farmasonların zincirlerini kırıp ilan etmesiyle, Siyasetten kat’ı alaka eden, eskide İttihad-ı Muhammedi, şimdi Nurcular namını alan ve İttihad-ı İslam içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için bazı şeyleri söylemek isterdim. Fakat Risale-i Nur benim bedelime konuşuyor ve Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir naşiri Eşref Edip Bey’ seksen ikinci nüshasında söylemek istediğimi “Kızıl Taassub” hakkında aynen söylemiş. Allah razı olsun dedim, yine yüzümü çevirdim. (Haşiye)
 
(Haşiye: Maalesef bir halimi beyan edeceğim; Pekçok iştiyak ile o merkez-i mübarekte halis dostlarımla konuşmak, sohbet etmek çok ziyade ihtiyacım olduğu halde, bu yirmibeş sene işkenceli tecrid-i mutlak ve benim de ihlasa zararlı olan siyasete hiçbir cihetle karışmamak için inziva-i mutlakta kendimi alıştırdığımdan, gayet müştak olduğum bir kardaşımı yirmi dakikadan fazla -zaruret de olsa- ancak tahammül ederim. Ben oraya gelsem, ruh-u canımla sevdiğim eski ve yeni kardeşlerimle görüşmeye tahammülüm olmıyacak. İnşaallah bu acib hal de tahavvül eder.)
 
Elbaki Hüvelbaki Kardaşınız
Said-i Nursi”
 
Bu mektubu Eşref Edip Bey’e gönderir, kısmen Celal Bayar’a yazdığı meselenin biraz daha tafsilli beyanıdır.
Yalnız bu “Kızıl Taassub” diye Hz. Üstad’ın tasdik ettiği makale esasen Eşref Edip Bey’in CHP Genel Sekreterinin İzmir’de “Halk Partisi Dine Hürmetkardır!” sözüne cevaptır.

Aynen şimdi de seçim öncesi Cuma Namazına giden, tecvidsiz de olsa Sultan Eyüp Camiinde Kur’an tilavet etmeye çalışan riyakar münafıklar gibi seçimler yaklaşınca böyle münafıklar ortaya çıkmış “bir müslüman siz misiniz? Biz de müslümanız, CHP dine hürmetlidir” masalları okumaya başlamışlar safdil ehl-i imanı aldatmak ayrıca Demokratların da bazı su-i istimalatını ve gayr-ı islami ahvalini de nazara vererek dindarlar içinde bunlara bir ders verelim propagandası yaymaya başlamışlardır.

Aynen tarih tekerrür etmektedir. Peki CHP dine hürmetkar mıdır? Din lehinde midir? Dindarlara müsamahakar mıdır? İşte Bedüzzaman’ın da tebrik ettiği Eşref Edip Beyin o makalesinde bu suallere cevap var…
 
(Devam edecek…)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>