Dr. Vehbi Karakaş
Ruhumun Benzini
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Fakülteden eve dönüyordum. Yolda iken akşam namazının vakti girdi. Ben de namaz için bir benzin istasyonuna girdim. “Mescidimiz yok” dediler. “Hayret! Acaba neden müşterilerin bu önemli ihtiyacı düşünülmemiş?” dedim. Görevli: “Valla bilmiyorum abi” dedi.

Her neyse ben daha fazla zaman kaybetmeden yürüdüm. İkinci bir istasyona girdim. Benzin pompalarında görevli gençlerden biri bana baktı. Benzin alacağımı sanarak beni müsait olan bir pompaya davet etti. Gence doğru iyice yaklaştım: 
 
-Benzinim bitti, dedim. Genç:
 
-Tamam abi, dedi, işte şuraya yanaşın. Ben:
 
-Hayır, arabamın benzini var kardeşim, benim benzinim bitti, dedim. Genç:
 
-O ne demek abi, dedi.
 
-Akşam namazını kılacağım, mescidiniz nerde?
 
Genç hayretler içinde idi. Nasıl bir durumla karşılaştığını anlamaya çalışıyordu. Ben biraz daha meseleyi açmaya çalıştım:
 
Namaz benim ruhumun, manevi hayatımın benzini. İstasyonunuzda onu kılmazsam benzini biten araba gibi ben de yolda kalırım. Genç durumu anladı, mahcup ama tatlı bir eda ile güldü ve:
 
 -Abi aslında bizim de kılmamız lazım, ama maalesef kılamıyoruz. Bir maalesef daha diyeceğim, çünkü istasyonumuzda mescit yok.
 
-Ey vah, ey vah ki eyvah! Nasıl olur yahu? Arabamın benzin ihtiyacını düşünüyorsunuz da ruhumun benzin ihtiyacını düşünmüyorsunuz?. Görevli genç çaresiz boynunu büktü, omuzunu silkti. Ben de gence:
 
“Aslında bizim de kılmamız lazım” sözünden ve mahcup edandan dolayı seni tebrik ediyorum. İnşaallah en yakın zamanda sen de ruhunun benzinini alırsın ve hiç yolda kalmazsın.” Dedim. “İnşaallah abi” dedi. Ben de başka bir arayışa geçtim, yan yoldan giderek yakın bir mahallenin camisinde ihtiyacımı karşıladım. Hiç benzininiz bitmesin benim güzel kardeşlerim.
 
DİNLEDİĞİM AYET, BENİ AŞAĞIDAKİ SATIRLARI YAZMAYA MECBUR ETTİ
 
Fakülteden eve dönüyordum. Arabamın radyosunu açar açmaz bir Kur’an tilavetiyle karşılaştım. Okunan ayet şu idi:
 
 
وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ ﴿١٠﴾
 
 
“Onlardan sonra gelenler: “Ey bizim Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma! Ey bizim Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin' derler.” (Haşir, 59/10)
 
Bu ayet, birden beynimde fikir şimşeklerinin çakmasına sebep oldu. Neden bu ayeti dikkatle okumuyorsunuz, neden bu ayeti bütün Müslümanlara duyurmuyorsunuz? Neden bu ayetteki duayı her gün, her an Allah’a takdim etmiyorsunuz.? Bu gün İslam aleminin yakalandığı amansız kin ve nefret hastalığının çaresi, ilacı bu duadır. Neden bu ilacı kullanmıyorsunuz?
 
Lütfen Kur’an’ın bize takdim ettiği bu duayı repertuarımıza alalım. Alalım da sık sık okuyalım. Okuyalım da içimizde mümin kardeşlerimize beslediğimiz kin ve nefretten kurtulalım. Çünkü bu kin ve nefret, Müslümanlara çok zarar verdi. Bizi, ülkemizi ve bütün İslam ülkelerini perişan etti. İslam aleminde her gün hem kan ve hem de gözyaşı akıyor. Hem kanı ve hem de gözyaşını durduran bir Peygamberin ümmeti olmamıza rağmen. Anarşi ve terörün belini kıran, kan davalarını bitiren, düşmanları dost yapan formüller elinde, dilinde ve halinde bulunan bir peygamber önümüzde olmasına rağmen.
 
Eğer aklımızı başımıza almaz ve bu duaya müracaat etmezsek daha büyük zararlarla karşılaşabileceğiz.
 
Başta nefsime, sonra da, anne-babalara, öğretmenlere, özellikle de etkili ve yetkili herkese seslenerek diyorum ki: Peygamberimizin ahlakı, ahlakımız olsun. Onun sözleri sözümüz, üslubu üslubumuz, duaları duamız, ibadeti ibadetimiz, affı afımız, hilmi hilmimiz, sabrı sabrımız, zühdü zühdümüz, şefkati şefkatimiz, adaleti adaletimiz, dürüstlüğü dürüstlüğümüz, cömertliği cömertliğimiz, vefası vefamız kısaca onun edebi, edebimiz olsun.
 
Eğer böyle olursak terörü yenmek için, tanka, topa, tomaya, tüfeğe, tayyareye, telsize, radara ihtiyaç kalmayacaktır. Çünkü karşınızda, terör ve terörist olmayacaktır. Şiddeti şiddetle değil, güzel ahlakla, adil hukukla yeneceksiniz. Kanı, kanla değil, su ile temizleyeceksiniz. Herkes, yerlisi-yabancısı sizin bu güzel ahlakınız karşısında el kaldıracak, pes diyecektir. Vahşi’nin, İkrime’nin, Hind’in ve bütün Peygamberimizin düşmanlarının Peygamberimize: “Meğer adalet, insanlık, medeniyet, efendilik ve her türlü edep ve güzellik sende imiş. Yanlış olan, yamuk olan bizmişiz.” dedikleri gibi.
 
İşte: “Müslümanım, ve Hz. Peygamber’in ümmetiyim” diyenlerin birinci görevi, bütün insanlığa bunu dedirtmek, düşmanlarımızı dahi güzel ahlakımıza hayran bırakmak ve onları kazanmaktır. Bunu yapamıyorsak hiç olmazsa kin ve nefreti artıracak ve azdıracak sözlerden, davranışlardan uzak duralım. Birleştirici ve uzlaştırıcı sözler söyleyelim. Çünkü yaptığımız her eylem ve söylediğimiz her söz Allah’ın kameramanları tarafından kayıt altına alınmaktadır. Gelmesi muhakkak olan bir gün önümüze konulacaktır. O gün kimse yalan söyleyemeyecek, çünkü ağızlara mühür vurulacak, eller konuşacak, ayaklar da şahitlik yapacaktır.

Lütfen yukarda zikrettiğim Kur’an’ın bize öğrettiği duayı çok okuyalım, kardeşlerimize, eşimize, arkadaşımıza, komşumuza, vatandaşımıza, ana-babamıza, çocuklarımıza el, dil uzatmaktan, şiddet kullanmaktan vaz geçelim.  Vaz geçelimde mahşer gününde mahcup olmayalım, dayanılmaz azaba ve gazaba çarpılmayalım.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>