Dr. Vehbi Karakaş
İlmin Önemi Nedir?
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
PEYGAMBER VARİSİ ALİMLERİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? GÜNÜMÜZDE BU ÖZELLİKLERİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?           

Allah, tarih boyu kitap göndermekle ve peygamber görevlendirmekle bütün insanlığı alim yapmak ve alimler sınıfına katmak istemiştir. Çünkü insan, Allah’ın muhatabıdır. Allah, muhatabının da kendisine layık olmasını istemiş, onun cahil olmasını ve cahil kalmasını istememiştir. Yine aynı maksatla, indirdiği son kitabın ilk ayetinde “oku”[1] demiş, Kalem suresinde de kaleme[2] ve kalemin yazdıklarına yemin ederek[3] okumanın ve yazmanın, bunlardan doğacak ilmin, ahlakın ve medeniyetin önemine dikkat çekmiştir. Allah’ın indirdiği ilk ayette dikkat çektiği ikinci ve önemli bir husus da, okuma eylemine kendi adıyla başlamamızı istemesidir. Ayet aynen şöyledir:
 
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
 
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”[4]  
 
Bu kısa ayet bize şunu söylüyor: Oku ki alim olasın, kemal bulasın. Seni ve kainatını yaratan Rabbinin adıyla oku ki cehaletten, dalaletten, anarşi ve terörden kurtulasın, huzur bulasın.
 
Bugün insanlığın bir kısmı okumaya Allah’ın adıyla başlamıyor, çünkü inanmıyor. Bir kısmı da Besmele ile başlıyor, diliyle Bismillahirrahmanirrahim diyor, ama ne yazık ki haliyle Bismillah demiyor. Bismillah’ın içinde yüklü bulunan mesajı, şefkati, merhameti, adaleti, ilahi ahlakı sosyal hayata taşımıyor. Dünyanın çektiği acılar, açlıklar, savaşlar, ıstıraplar bu iki zihniyet yüzündendir. Eğer insanlık Allah’ın adıyla okumanın faziletine inansa, haliyle ve diliyle Bismillahirrahmanirrahim demeyi başarabilse, dünya anarşi ve terörden kurtulacak; hasretini çektiği huzura, hukuka, güzel ahlaka, merhamet ve adalete, medeniyet ve fazilete kavuşacaktır. 
 
İlgili ayetlerden biri de şu:
 
وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
 
“De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır.”[5]
 
Herkes, Allah’tan her şey isteyebilir. Ama Allah, bu ayetiyle adeta şunu söylüyor: Sizin Rabbinizden isteyeceğiniz şeylerin en önemlisi ilimdir. Çünkü ilim, insanların Allah katındaki derecelerinin yükselmesine sebep olan en önemli değerdir.[6]
 
Kul, kabre servetiyle, şöhretiyle, makamıyla, rütbesiyle ve alkışlayanlarıyla girmeyecek. Kul kabre sadece ve sadece varsa imanı, ilmi ve ameliyle girecektir. Öyleyse üç şeyin zengini olmamız lazım: İmanın, ilmin ve amelin. İman hakiki olmalı, ilim sağlam ve doğru olmalı, amel de salih ve düzgün olmalıdır. Sahte iman, yanlış bilgi, salih ve dürüst olmayan iş toplumun başının belasıdır.
 
Allah soruyor:
 
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
 
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler (alim olanlarla alim olmayanlar) bir olur mu?”[7]
 
Yine Allah Teala cevap veriyor:
 
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء
 
-(Olmaz.) Çünkü kulları içinde Allah’tan (gereğince) korkan, (Allah’ı layıkıyla seven, sayan) ancak ve ancak alimlerdir.”[8]
 
İşte bunun içindir ki Sevgili Peygamberimiz (sav) Allah’ı en çok sayan ve Allah’ı en çok seven olmuştur.  Neden?  Çünkü Allah’ı en iyi bilen ve en iyi tanıyan o olmuştu da ondan.  İşte bunun için: “Sizin Allah’ı en iyi bileniniz benim, dolayısıyla Allah’tan en çok korkanınız da yine benim!”[9] buyurmuşlardır.
 
Eğer alim bilinen birinin Allah’a imanı, sevgisi ve saygısı yoksa, Peygamber ahlakına benzer ahlakı, yaşama biçimi, takvası ve haşyeti bulunmuyorsa ona alim denmez. Böyle biri, Kur’an ve Sünnette fazileti ve değeri anlatılan alimler sınıfına giremez. Onun için diyoruz ki: Allah’ı bilmeyen, ona iman etmeyen neyi bilirse bilsin, ne kadar bilirse bilsin bu bilgi onlara bir kemal kazandırmayacaktır. Bilgilerinin karşılığını sadece bu dünyada görecekler, ahirette bir karşılık bulamayacaklardır. Ama bunun tersi olsaydı, yani bu bilginlerin Allah’a imanları olsa idi, bilgilerinin karşılığını bu dünyada görmekle kalmayacaklar, dünyada insanlığa faydalı eserler bıraktıklarından dolayı, ahirette de ayrı bir lütfa mazhar olacaklar, cennette farklı ve doyulmaz güzelliklerle baş başa kalacaklardı.
 
Ebu Hanife’ye isnad edilen şazz bir kıraatte, ayette geçen “Allah” lafzı, merfu da okunur. O zaman mana şöyle olur: “Allah (cc), sadece alim kullarına değer verir.”
 
HADİSLERDE İLİM VE ALİM
 
Sevgili Peygamberimizden (sav) buyurmuşlar ki:
 
 مَنْ يُرِد اللَّه بِهِ خيْراً يُفَقِّهْهُ في الدِّينِ
 
“Allah kime hayır ve iyilik murad ederse, onu dinde derin ilme sahip kılar.”[10]
 
 لاًحَسَد إلاَّ في اثْنَتَيْنِ: رَجُلٌ آتَاهُ اللَّه مَالاً فَسلَّطهُ عَلى هلَكَتِهِ في الحَقِّ ، ورَجُلٌ آتاهُ اللَّه الحِكْمَةَ فهُوَ يَقْضِي بِهَا ، وَيُعَلِّمُهَا..
 
“Yalnız şu iki kimseye gıpta edilir: Allah’ın kendisine ihsan ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimseye; Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimseye.”[11]
 
 إذا ماتَ ابْنُ آدَم انْقَطَع عَملُهُ إلاَّ مِنْ ثَلاثٍ : صَدقَةٍ جارية ، أوْ عِلمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ ، أوْ وَلدٍ صالحٍ يدْعُو لَهُ  .
 
“İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”[12]
 
فضْلُ الْعالِم على الْعابِدِ كَفَضْلي على أَدْنَاكُمْ ثُمَّ قال : رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « إنَّ اللَّه وملائِكَتَهُ وأَهْلَ السَّمواتِ والأرضِ حتَّى النَّمْلَةَ في جُحْرِهَا وحتى الحُوتَ لَيُصَلُّونَ عَلى مُعلِّمِي النَّاسِ الخَيْرْ .
 
“Alimin abide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir.” Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca ve balıklar bile insanlara hayrı öğretenlere dua ederler.”[13]
 
“İlim, her Müslümana farzdır.”[14] Bu hadisden ilhamla biz de şöyle diyelim: Cehalet her Müslümana haramdır.
 
ومَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بَيْتٍ من بُيوتِ اللَّهِ يَتْلُونَ كتاب اللَّهِ ، ويتَدَارسُونَه بيْنَهُم ، إِلاَّ نَزَلتْ علَيهم السَّكِينَة ، وغَشِيَتْهُمْ الرَّحْمَة ، وَحَفَّتْهُم الملائِكَةُ ، وذَكَرهُمْ اللَّه فيِمنْ عِنده
 
“Hangi toplum, Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Kur’an okur, onu anlamak için müzakerelerde bulunursa, yaptıklarına saygıdan dolayı melekler onları ziyaret eder, çevrelerinde dolaşırlar. Onların üzerine huzur iner, rahmet onları kuşatır. Allah yanındakilere onlardan bahseder. Ameli geri bırakan bir kişiyi, nesebi (soyu, ırkı) ilerletmez.”[15]
 
“Kim benim şu mescidime bir iyilik öğrenmek veya öğretmek için gelirse, o, Allah yolundaki mücahidin makamındadır.”[16]
 
“Allah’ın rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun. Senin halifelerin kim ey Allah’ın Rasulü? Demişler. Buyurmuş ki benim sünnetimi ihya eden, yolumu ve ahlakımı Allah’ın kullarına öğreten alimlerdir.”[17]
 
“İslam’ı ihya etmek için İlim peşinde olan her kime ölüm gelirse, cennette onunla peygamberler arasında sadece bir derece kalır. (Peygamberlik makamına bu kadar yaklaşmış olur.)”[18]
 
“Kıyamet gününde alimlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır, alimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır gelir.”[19]
 
-Neden?
 
-Çünkü Allah yolunda can vermenin, şehid olmanın faziletini öğreten alim ve muallim olmasaydı cepheye kim koşardı? Seve seve kim canını vermeyi göze alır ve  kim şehid olurdu?
 
“İnsanlara iyiliği ve güzel yolu öğreten alim ölünce göğün kuşları, yerin hayvanları ve denizlerin balıkları ağlar.”[20]  
 
“Bir İslam alimi, bin tane abidden (ilimsiz ibadet edenden) şeytana daha büyük sıkıntı verir.”[21]
 
Şeytan, bir alimden korktuğu kadar, ibadet eden bin cahilden korkmaz. Çünkü şeytan alimi kolay kolay kandıramaz, işinde kullanamaz, ama cahili parmağında oynatır. Bütün cürümleri ve cinayetleri ona işletir. Onun için şeytanın en nefret ettiği kimseler peygamber ahlaklı, peygamber varisi alimler olmuştur. Çünkü şeytan, onları kolay kolay tuzağa düşüremez. Kötü emellerine alet edemez. 
 
Yine Peygamberimiz (sav) buyurmuşlar ki:
 
“İlim hazinedir. Anahtarı ise soru sormaktır. Öyleyse Allah size merhamet etsin sorun. İlimde üç kimse mükafatlandırılacaktır. Söyleyen, dinleyen, tutan.”[22]
 
 منْ سُئِل عنْ عِلمٍ فَكَتَمَهُ ، أُلجِم يَومَ القِيامةِ بِلِجامٍ مِنْ نَارٍ .
 
“Bir kimseye bildiği bir konu sorulduğunda cevap vermezse, kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur.”[23]
 
منْ تَعلَّمَ عِلماً مِما يُبتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ عز وَجَلَّ لا يَتَعلَّمُهُ إلا ليصِيبَ بِهِ عرضاً مِنَ الدُّنْيا لَمْ يجِدْ عَرْفَ الجنَّةِ يوْم القِيامةِ .
 
“Kim kendisinde Allah’ın rızası aranan bir ilmi sadece dünyalığa sahip olmak için öğrenirse, o kimse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz.”[24]
 
“İlmin kalkması, cehaletin her yerde görülmesi, zinanın yaygın hale gelmesi, içkinin içilmesi… kıyametin alametlerindendir.”[25]
 
“Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hakim olacak.”[26] Sordular:
 
-Ey Allah’ın Rasulü! İlim nasıl kalkar? Cevap buyurdular:
 
-Alimlerin çekilip gitmesiyle. (veya etkisiz hale getirilmesiyle!)”[27]
 
Bu hadisin bir başka versiyonu da şöyle:
 
 إنَّ اللَّه لا يقْبِض العِلْم انْتِزَاعاً ينْتزِعُهُ مِنَ النَّاسِ ، ولكِنْ يقْبِضُ العِلْمَ بِقَبْضِ العُلَماءِ حتَّى إذا لمْ يُبْقِ عالماً ، اتَّخَذَ النَّاسُ رُؤوساً جُهَّالاً فَسئِلُوا ، فأفْتَوْا بغَيْرِ علمٍ ، فَضَلُّوا وأَضَلُّوا.
 
 “Allah Teala ilmi, insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat alimlerin ruhunu kabzedip onları ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir alim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar.”[28]
 
منْ سلك طَريقاً يَبْتَغِي فِيهِ علْماً سهَّل اللَّه لَه طَريقاً إلى الجنةِ ، وَإنَّ الملائِكَةَ لَتَضَعُ أجْنِحَتَهَا لِطالب الْعِلْمِ رِضاً بِما يَصْنَعُ ، وَإنَّ الْعالِم لَيَسْتَغْفِرُ لَهُ منْ في السَّمَواتِ ومنْ في الأرْضِ حتَّى الحِيتانُ في الماءِ ، وفَضْلُ الْعَالِم على الْعابِدِ كَفَضْلِ الْقَمر عَلى سائر الْكَوَاكِبِ، وإنَّ الْعُلَماءَ وَرَثَةُ الأنْبِياءِ وإنَّ الأنْبِياءَ لَمْ يُورِّثُوا دِينَاراً وَلا دِرْهَماً وإنَّما ورَّثُوا الْعِلْمَ ، فَمنْ أَخَذَهُ أَخَذَ بِحظٍّ وَافِرٍ .
 
"Her kim bir yola girer ve o yolda ilim tahsil etmek isterse, Allah onun için cennete giden bir yol açar, (işini) kolaylaştırır. Melekler ilim öğrenenlere, yaptıklarından hoşlandıkları için, kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde olanlar, hatta sudaki balıklar ilim öğrenen kimseye Allah'tan yardım ve bağış isterler. Alimin Abid'ten (ilimsiz ibadet edenden) üstünlüğü, ay'ın diğer yıldızlardan üstünlüğü gibidir. Alimler, Peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmadılar, ancak ilim miras bıraktılar. Şuhalde kim ilim alırsa büyük bir pay almış olur."[29]
 
GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?
 
Sordular:
 
-Hocam! Günümüzde Peygamber varisi olma liyakatini hakkıyla taşıyan alimler var mıdır?
 
Cevap:
 
-Ben ayet ve hadislerden çıkardığım Peygamber varisi alimlerin özellik ve güzelliklerini söyleyeyim, sorunun cevabını siz bulun veya siz verin, olur mu, dedim.
 
-Olur, dediler. Ben de şunları söyledim:
 
-Peygamber varisi alimler, Peygamber ahlaklı, Kur’an ahlaklı alimlerdir. Peygamber varisi alimler, bütün insanlığın imanını kurtarmaya çok düşkündürler; hele bütün müminlere ve ümmet-i Muhammed’e (sav) karşı olabildiğince şefkatli, merhametli ve muhabbetlidirler. Zulmü sevmezler, zalime alkış tutmazlar. Mazlumun bedduasından korkarlar.
 
Peygamber varisi alimler, Hz. Peygamberin (sav): “Güneşi sağ avucuma, ayı sol avucuma koysalar vallahi ben bu davadan vazgeçmem.” dediği gibi, onlar da “başımdaki saçlarım sayısınca başlarım olsa, her gün birini kesseniz iman ve Kur’an hakikatlerine feda olan bu baş, zındıkaya eğilmeyecektir.” derler.
 
Peygamber varisi alimler, peygamber ahlaklıdır. Haramlardan ve günahlardan uzak dururlar, helal daireyi keyfe kafi görürler, harama tenezzül etmezler. Rahatı ve huzuru ibadette ve namazda bulurlar. Din hizmetkarlığı, onlar için en büyük makam ve rütbedir. Zikirsiz, fikirsiz ve şükürsüz hali yoktur onların. Namazsız duramazlar. Kazaya kalmış namazları, tadil-i erkansız ve huşusuz kılınmış namazları yoktur onların. Cemaatle namaza düşkündürler. İlmi Müslümanlara farz, cehaleti haram görür onlar. Günahkarlara acırlar, tövbekar olmaları için gayret sarf ederler, ama günahlara, müstehcenliğe şiddetle karşıdır onlar. Barış ve kardeşliğin birlik ve beraberlikten önce geldiğine inanırlar. Önce barış ve kardeşlik, sonra birlik ve beraberlik, derler. Çünkü barış ve kardeşlik gerçekleşmeden, birlik ve beraberliğin olamayacağına inanırlar.
 
İyilik ve takvada yardımlaşırlar, kötülüğü işlemekte ve düşmanlığı körüklemede yoktur onlar. İsar hasletlidirler. Hizmeti kendileri üstlenir, menfaati başkalarına gönderirler. İhsan hasletlidirler. Hep kendilerini Allah’ın huzurunda bilerek yaşarlar, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet ederler. Elleriyle, dilleriyle kimseyi incitmezler. İlmin ve dinin izzetini korurlar, tezellüle, tenezzül etmezler. Nalına-mıhına vurmazlar. Acı da olsa gerçekleri söyler onlar. Hedeflerinde menfaat, makam ve rütbe yoktur onların. Hedeflerinde sadece Allah’ın rızası vardır. Hakk’ın hatırını hiçbir hatıra feda etmezler. İzzetlidirler, kibirli değildirler. Mütevazıdırlar, mütezellil değildirler. “Kur’an’dan ve Rasulullah’tan gelen bir hakikate, bir sünnete bin ruhumu feda etmeye hazırım”, diyecek kadar Allah ve Rasulullah sevdalısıdırlar.
 
Amelde Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezheplerini, akaidde de Maturidi ve Eşari’ mezheplerini hak mezheb olarak tanırlar. Ehl-i sünnet ekolüne bağlıdır onlar. Bu ekole intisaplı bütün müminlere muhabbetli, bu ekole mensup olmayanlara da şefkatlidirler. Onlara doğru ellerini, bağırlarını ve kapılarını hep açık tutarlar.  Hak tanıdıkları mezhepleri, ayrılık vesilesi değil, ümmet için rahmet görürler.
 
Peygamber varisi alimlerden her biri, çağdaşı olan diğer alimleri kardeş bilir, meslektaş bilir, dava arkadaşı bilir, dua eder, gıybetini yapmaz, inkara kalkmaz, hased etmez, ezmeye, yok etmeye kalkmaz. Her zaman haklının yanındadırlar; haklı zayıf olsa da. İftiradan, yalandan, su-i zandan, küçük görmekten, alaya almaktan utanırlar. Ahiret mahkemesinde rezil olmaktan, davayı kaybetmekten, cehenneme atılmaktan korkarlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. Yapmadıklarını söylemezler. Va’zu nasihatlerinde ilk muhatapları kendileridir. Söylediklerini yaparlar. Oldukları gibi görünürler, göründükleri gibi olurlar. Aldatmazlar. Övülmekten şımarmazlar, kendilerindeki meziyet ve faziletin asıl sahibinin Allah olduğunu bilirler. Yerilmekten ümitsizliğe düşmezler. Allah’a tevekkül edene Allah yeter, derler.
 
Teheccütleri, duaları, ümmet için üzülen gönülleri ve ağlayan gözleri vardır onların. Kimseden hürmet, muhabbet beklemezler. Beklemedikleri halde bunlar gelirse, havalara girmezler, şükürlerini, tevazu ve mahviyetlerini artırırlar. Alkıştan, gösterişten, övülmekten, övünmekten yılandan akrepten kaçar gibi kaçarlar. Bunları, riya ve kalbi öldüren zehirli bal görürler. 
 
Peygamber varisi alimler, ana hatlarıyla işte böyledir.  Kimlerin yanında, yakınında böyle alimler varsa, ona dört elle sarılsınlar. İtaatte, sevgide, saygıda kusur etmesinler. Çünkü Peygamber varisi ve Peygamber ahlaklı alime itaat, Peygambere itaattir. Peygambere itaat, Allah’a itaattir. Peygamber varisi alimler giderse veya dinlenmezse, din gider; din giderse, ahlak gider; ahlak giderse, ülke ve dünya anarşi ve teröre teslim olur.
 
Allah, Peygamber varisi ve Peygamber ahlaklı alimlerden ülkemizi ve dünyamızı mahrum eylemesin.
 
 
 
 
 
 
[1] Bkz. Alak, 96/1
 
[2] Bkz. Alak, 96/4
 
[3] Bkz. Kalem, 68/1
 
[4] Alak, 96/1
 
[5] Taha, 20/114
 
[6] Bkz. Mücadele, 58/11
 
[7] Zümer, 39/9
 
[8] Fatır, 35/28
 
[9] Buhari, Nikah, 1; Müslim, Nikah, 5, Sıysm, 79
 
[10] İbn Mace, Mukaddime, 17
 
[11] Buhari, İlim 15, Zekat 5, Ahkam 3, İ’tisam 13, Tevhid 45; Müslim, Müsafirin 268. Ayrıca bk. Tirmizi, Birr 24; İbni Mace, Zühd 2 
 
[12] Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebu Davud, Vasaya 14; Tirmizi, Ahkam 36; Nesai, Vasaya 8
 
[13] Tirmizi, İlim 19
 
[14] Aynı yer.
 
[15] Aynı yer.
 
[16] Aynı yer.
 
[17]  Aynı yer.
 
[18] Aynı yer.
 
[19]  Seyuti, el Camiu’s saiğr, nr 10026; İbn Abdilberr, Camiu Beyani’l- İlm, nr. 139.
 
[20]  Fahrurrazi, Tefsirü’l-Kebir, II, 180
 
[21] Tirmizi, 5/48; İbn Mace, Mukaddime, 17
 
[22]  El-Maverdi, Ebu’l-Hasen, Edebü’d-Dünya ve’d-Din, 54
 
[23] Tirmizi, İlim 3. Ayrıca bk. Ebu Davud, İlim 9; İbni Mace, Mukaddime 24
 
[24]Ebu Davud, İlim 12. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 23
 
[25]  İbn Mace, Kitabü’l-Fiten, 25  
 
[26] Bkz. Buhari, Fiten 4
 
[27] Bkz. Buhari, İlim, 34, İ’tisam, 7; Müslim, İlim, 13; Tirmizi, İlim, 5
 
[28] Buhari, İlim 34; Müslim, İlim 13. Ayrıca bk. Buhari, İ’tisam 7; Tirmizi, İlim 5; İbni Mace, Mukaddime 8  
 
[29] Buhari, İlm, 10; Ebu Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17.  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>