A.Raif Öztürk
Tüm Vatanseverlerin Dikkatine
A.Raif Öztürk
A- A A+
Şu Dünya hayatında SINAVDA olduğumuzun bilinci içinde, ciddi bir özeleştiri yapma zamanıdır. Özeleştiriden önce, ilginç ve ibretlik bir olayı dikkatinize sunuyorum:
 
Allah Rasulü SAV ile bütün gazvelere (yani, Din ve vatan müdafaası uğruna yapılan mücadeleye) katıldıkları halde, sadece bir TEBÜK gazvesinden geri kalan o üç sahabeyi hatırlayınız. 
 
Bu sahabeler, (Ka’b bin Malik, Mürare bin Rebi ve Hilal bin Ümeyye) “nasılsa daha vakit var” diye, sefer için gevşek davrandılar, fakat hazırlanan ordu birden yola çıkınca, onlara yetişemediler. Allah Rasulü SAV henüz Tebük’ten dönmeden bu önemli (gazveye katılamama) hatalarını anladılar ve son derece pişman oldular. Öyle ki, yaptıkları yanlış hareketin cezası olarak, kendilerini mescidin direklerine bağladılar ve Allah Rasulü SAV çözmedikçe, bu şekilde bağlı kalacaklarına da yemin ettiler. 
 
Rasulallah SAV seferden dönüp de onların bu durumlarını öğrenince:
 
-“Ben de onların hakkında, Allah’tan emir gelinceye kadar, onları çözmeyeceğime dair yemin ederim” bu¬yurdu. Bunun üzerine uzun bir zaman sonra, şu ayet-i kerime nazil oldu. 
 “Haklarındaki hüküm geri bırakılan üç kişiye de Allah tevbe nasip etti. Öyle ki, yeryüzü onca genişliğine rağmen (pişmanlıklarından) onlara dar gelmiş, gönülleri de daraldıkça daralmış, Allah'ın azabından kurtulmak için O’ndan başka sığınılacak bir yer olmadığını anlamışlardı. Böylece Allah onlara, eski hallerine dönmeleri için, tövbe nasip etti. Gerçekten de, Allah tövbeleri kabul eden, pek geniş bir rahmet sahibidir.” (Tevbe S., 118. Ayet.) İşte bu ayet-i kerimenin nüzulünden sonra Rasulallah SAV, bu sahabileri çözdü.
 
Bu ayetten; bu tür davranış biçiminin, yani Dini ve vatanı savunma adına mücadele etmeye nazlanmanın, ÇOK KÖTÜ bir davranış biçimi olduğu, mücadelenin ise “SALİH amel” olduğu çok net anlaşılıyor. Ayrıca, mazeretsiz olarak, Allah yolundaki Din, İman, tevhid ve vatan mücadele için nazlananlara, çok büyük bir ikaz vardır...

Girizgah olarak bu ilginç ve ibretlik olayı niçin sundum? Hemen arz edeyim:
 
Bu olay; bugün için “gazve” şeklide değil de (bilinçli veya bilinçsiz olarak) maalesef “vatanımızı bölmek için el ele vermiş olan, zillet ittifakına karşı” mücadele etmeye nazlanma şeklinde tezahür etmiştir.
Bu hassas konuda ben hem çok temkinliydim, hem de çok müsterihtim.  
 
Çünkü bu konuda çok ciddi araştırmalar yaptım ve istişarelerle ‘Sempozyum Tebliği’ hazırlayarak, Kastamonu Üniversitesinde Rektörler, Başkanlar, Valiler ve Akademisyenlerin huzurunda da o tebliğimi sunmuştum. Yani, sizler de müsterih olunuz…
  
Bütün bunlara rağmen bu seçim sürecinde, beni bu konuda bilinçsizce tenkit edenler de oldu. Haklılığımın bir nevi sağlaması adına, tekrar arz etmek istedim.
 
Evet, o tenkitler, sadece bir yönüyle doğruydu. Bediüzzaman Hz. R. Nur talebelerini, “İman ve Kur’an hizmetlerini aksatmama adına” siyasetten men ediyordu. Sadece burası doğru. 
 
Ancak, seçimden seçime ‘bir nebzecik ilgilenmekle bile doğru karar verebilmemiz için’, bizlere mihenk ve ŞABLON hükmünde prensipler veriyordu. Hayattaki talebeleri de buna şahittir. Bu prensiplerden birisini; Münazarat eseri, 51 ve 52. Sayfalardan sunuyorum: 
 
“Muhali taleb etmek, (olmayacak bir şeyi istemek) kendine fenalık etmektir. Zerratı günahkarlardan mürekkeb bir hükumet, (her bir ferdi çeşitli günahlarla karışık bir hükümet,) tamamıyla masum (günahsız-kusursuz) olamaz. Demek, nokta-i nazar, (bakış açımız) hükumetin hasenatı seyyiatına tereccuhudur. (..yani hükümeti tercih sebebimiz, hükümetin iyi işlerinin ve icraatlarının, kötü işlerinden fazla olmasıdır.) Yoksa seyyiesiz (günahsız-kusursuz) hükumet, muhal-i adidir (Az düşünenlerin de bile bileceği, asla mümkün olmayan bir hükümettir.)… 
 
Ben öyle (düşünen) adamlara, ANARŞİST nazarıyla bakıyorum. 
 
Zira onlardan birisi, BİN sene yaşayacak olsa, adeta mümkün hükumetin hangi suretini görse, (yani, 1000 senede her türlü hükümeti de denese) hülya (tatlı düş, hayal, kuruntu) ile yine (hiçbirinden) razı olmayacak. …”…. 
 
İşte dostlar, bu prensip çok önemlidir ve hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. 
 
Üstelik te muhalefet ve şer güçlerin ittifakında genelde “Allah inancı sorunu ve vatana ihanet problemi” olduğundan, alabildiğine YALANLAR ve asla yapamayacakları, hatta imkan olsa da yapmayacakları şeyleri bile bol keseden vaad ediyorlardı. Bu nedenle de çok yanıltılanlar ve aldananlar oldu. 
 
Yukarıdaki ibretlik olaydan ders alarak; bunların tövbe ile bu vebalden kurtulma imkanları var. Ayrıca bu azim hatayı 2023 seçimlerinde asla yapmamak adına kararlı olmak için, şimdiden arz etmek istedim. Çünkü Din ve Vatan müdafaası her vatandaş üzerine bir farizadır. Bu farizayı uygularken vefat edene yüce dinimiz ŞEHİT, yaralanana GAZİ unvanı veriyor, uygulamayanı veya bu farizayı terk edeni ise HAİNLİKLE cezalandırıyor. 
 
İşte bizler de bu nedenlerle; Yüce dinimize, vatanımıza, milletimize böylesine imkanlar sunan ve sosyolojik ve ekonomik yönden böylesine başarılı bir iktidarı takdir ediyoruz. Kahir ekseriyette olan hayırlı icraatlarına dualar ve teşekkürler ediyor, Vatanın selameti adına, güç birliği ve ‘Allah cc rızası için’ destekliyoruz… 
 
Şayet bu konuda yapılan hatalar ve yanlış yere oy vermeler daha çok olsaydı da; CHP, HDP, PKK, FETÖ, hatta tüm terör örgütleri vs. zihniyete, davul-zurnalarla bayram yaptıracaktı. 
 
ABD, İng., Holl., Alm. Frns. İsrail, vd. “bizimkiler kazandı” diye kutlamalar yapacaklardı. 
 
Ülkemizde başlayan “dev yatırımlar durdurulacağı” için, milyonlar işsiz kalacak, hatta mimli teröristler belediye kadrolarına alınacak, güzel ülkemiz KAOSA sürüklenecekti. Halkımız da Suriye halkı gibi perişaniyete sürüklenecekti. Allah cc muhafaza etti. Şu süreçte bile onların belediyelerinde bunlar yaşanacaktır… 
 
En önemlisi de 1923’te Lozan’da 100 yıllığına peşkeş çekilen ve 2023’de iade edilmesi gereken (Musul, Kerkük ve petrolleri, Batı Trakya, Boğazların gelirleri vb.)  zenginliklerden de mahrum kalınacaktı. Zaten Dış şer devlet güçlerinin teröristlere ve iç şer güçlere, destekleri ve milyarlarca dolar vermelerinin bir sebebi de bu değil mi?... 
 
İşte bu seçimler bu kadar çok önemli ve riskli olduğu için, VAHDANİ ve tefekküri yazılarıma ara vererek, böylesine çok ciddi tehlikelere dikkat çekmeye çalışmıştım. Hiçbir siyasi kurum ve kuruluş ile tek bir bağlantım yok. Aynen askerlik görevi gibi; güzel ülkemizin gümbür gümbür sokulmaya çalışılan ciddi tehlikelerden koruma ve kollama adına, ben de vatani görevimi yapmaya çalıştım. Bu vatani görevimiz şimdilik bitti ve terhis olduk. 
 
Ara verdiğimiz; binlerce senelik Kabir, Haşir, Kıyamet, Sırat ve Mahkeme-i Kübra yolculuğumuz ve SONSUZ Ahiret hayatımız adına icra ettiğimiz “VAHDANİ, imani ve tefekküri yazılarıma” bundan sonra devam edeceğiz, inşaallah. Vesselam... 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>